28.TÜYAP Kitap Fuarı’nda Bir Cumartesi

“okumaya

Kalabalık, yoğun, telaşlı, verimli, söyleşili, koşturmacalı bir gün oldu… Selim İleri, Ayşe Kulin ve Canan Tan’ın söyleşilerini dinledim; Nazan Bekiroğlu’nu, onun söylediği haliyle, “Bugünün en güzel anlarından biri”ne ekledim ve anılar bölümüne kaydettim; sıklıkla öğrenci kontrolleri yapıp, sayıyı tamamlayınca huzurla kitaplara bakabildim; diğer öğretmen arkadaşımın, kulübün gazetesi için yapılması gereken röportajlara ilişkin heyecanlı bilgi aktarımlarını paylaştım; sabahın altısında indiğimiz İstanbul’dan, gece Ankara’ya döndüğümüzde, öğrencileri ailelerine teslim ettikten sonra, arkadaşımla birlikte, “Yorucuydu ama verimli geçti.” özetini yapıp eve döndüm. Kulübün gazetesinde TÜYAP’a geniş yer ayırabilecek kadar malzeme birikti diyebilirim.

TÜYAP Kitap Fuarı

Standlarda dolaşırken, anlık çektiğim imza görüntülerinden birkaçı…
Server Tanilli, Saygı Öztürk, Hilmi Yavuz…

Her zamanki gibi, bana kalanlar:

Kadın yazarlı bir gün geçirdim diyebilirim. Dinlediğim ilk söyleşi Canan Tan’a aitti: “Kitapları Satan Yazarları Asmalı.” Söyleyecek sözü olan, derdi olan, bir şeylere öfke duyan insanların, kendilerini çok daha net ifade edebilmeleri özelliğini bugün Canan Tan’da bir kez daha gördüm. Güzel konuşuyor, kendisini çok iyi ifade ediyor.

Canan Tan, keyif için yazdığını, eczacı olduğunu, edebiyat eğitimi almadığını ve bunu yazarlık için çok da gerekli  görmediğini söyledi. Yaşar Kemal ve Tarık Dursun K.’yı örnekledi. (Diğer dinlediğim söyleşide, söyleyecek sözü olan her insanın yazabileceğini belirten Ayşe Kulin de onunla aynı noktada duruyordu.)

canan tanPiraye’yi kendi miladı olarak niteleyen yazar, yayın dünyasındaki içten pazarlığı, farklı hesapları ve kendine dönük tutumları basında çıkan yorumlardan alıntılar yaparak ve okuduklarını değerlendirerek paylaştı. Konuşması bir tür kişisel iç döküş ve hesaplaşma gibiydi. Aslında sert bir üslubu olmadığını ama art niyetli yazılara sessiz kalmasının da bir tür kabul gibi algılanmasını istemediği için konuştuğunu belirtti. Kendisi için önemli olanı kestirmeden açıkladı:

“Ben çok okura ulaşmaktan yanayım. Aslolan okurlarımdır. Edebiyat camiasının ne dediği önemli değil.”

Anladığım kadarıyla en çok içerlediği yazı, Cumhuriyet Kitap Eki’nde çıkan bir eleştiri… Ad vermeden, “Türkiye’nin en ciddi yüzlü gazetesinin kitap eki”nde yayınlandığını söylediği yazıda geçen, “40 milyar böcek yanılmış olabilir mi?” sorusunun altında yatan anlam onu çok üzmüş. Yazıda, okurların, pisliklere yapışan pislik böcekleri gibi gösterildiğine dikkat çekti ve dolayısıyla kendisi gibi “çok satan”lara yönelik eleştirinin kabalığına ne kadar üzüldüğünü, kızdığını anlattı. Doğan Hızlan’ın bu yaz yayınlanan bir yazısından beğeniyle söz etti. O yazıda, son dönemde, kendisi, Elif Şafak, Ayşe Kulin vb. kadın yazarların erkek yazarlara göre neden daha çok öne çıktığının irdelendiğini aktardı. (Yazıyı bulup eklemeli.)

“Türkiye’de Yazar Olmak” başlıklı söyleşide Selim İleri ve Ayşe Kulin konuştu. Her ikisi de anılarından yola çıkarak, yayın dünyasının zorluklarını ve kişisel öykülerini anlattılar. Onların söyleşisine dair notları, kendi içinde bütünlük oluşturduğu için, bir sonraki blog girdisi olarak yazmak daha doğru olacak.(Aslında yazdım da destan gibi bir girdi ortaya çıkınca, kestim.)

nazanbekiroğlu

Ve bir başka kadın yazar… O an beni yazarlığı da kadın yazarlığı da ilgilendirmiyordu. Yıllar önceden bir sesti. Yola çıkmadan önce, çocuklar için 7 Kasım’ın imza günü ve etkinlik listesini oluştururken, adına rastlamıştım. Sadece kendim için görecektim. Nazan Bekiroğlu’nu ya da benim aradığım duygusallıkla, Nazan Hoca’yı üç numaralı salonda buldum. İmza günüydü, beş dakikalık bir zaman aralığına ne sığdırabildiysek… Aradan o kadar zaman geçmişti ki… Bir ara gözlerimin dolduğunu saklamayacağım. Yılların izleri bir yana tüm zarafetiyle, edasıyla bildiğim Nazan Hoca’ydı, hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Güzeldi… (Fotoğraf bugünün anısına, birlikte…)

Dünkü blog girdisinde Banu’nun bıraktığı yorum-bilgiyi okuyunca şaşırdım. Kısa bir zaman aralığında iki öğrencimle aynı salonda aynı havayı solumuşuz; ama birbirimizi görememişiz. Ne çok sevinirdim aslında… Bugün TÜYAP’ta hayatımdan üç kesit vardı demek … Tıfıl asistanlık günlerimden bir hoca, üniversitedeki kendi hocalık dönemimden iki öğrencim ve ayrıldıktan sonraki Ankara hayatımdan şimdiki öğrencilerim… Bir de hepsinin dışında, hepsinin ikliminden geçmiş, büyümüş ya da törpülenmiş ya da değişmiş ya da gelişmiş, artık bambaşka derinlerde yüzen ben…

3 Yorum: “28.TÜYAP Kitap Fuarı’nda Bir Cumartesi

  • Sizin, Nazan Hanımın ve kitapların aynı anda bulunduğu yerde bulunamamak kötü… “Taşra”nın en çok acıtan yanı da bu olsa gerek. Selamlarımla…

  • Hocam,üç saat olmuş ‘Elif in Günlüğü’ne geleli. Size fazla gelen şey(internette uzun süre kalmak) benim için de geçerli ama, sizin suçunuz… Öyle güzel yazmışsınız ki ayrılamadım sayfanızdan.Hadi buyrun bir takipçiniz daha oldu :))

    • elifin günlüğü

      23/11/2009 at 17:54 Cevapla

      Çok mutlu oldum:) Ayrıntıları bile atlamayan dikkatinizi ve gönül almak için yazmayacağınızı bildiğim için, bu yorum benim açımdan çok değerli…

Bir Cevap Yazın