7.Edebiyat Günü

ODTÜ GV Özel Lisesi’nde izlediğim ilk etkinlik Cumhuriyet Bayramı töreniydi. Çok güzel ve organize bulmuştum. “Sen diğer tören ve etkinlikleri gör.” demişlerdi. Gördüm. Dün açışı yaparken salonla paylaştığım gibi, benim bu okulda beş yılım bitti. Gördüm ki her etkinliğe özel bir önem veriliyor, özen gösteriliyor; ama her zümrenin daha bir öne çıkardığı, heyecanla beklediği, üzerine titrediği daha bir özel etkinliği de oluyor. Bizim zümre için bunun adı: Edebiyat Günü.

7.Edebiyat Günü (3 Haziran 2011)Füruzan

Hazırlık öyküsü uzun, kazanımları kalıcı, konuklarımızın eksiksiz katıldığı (Ayşe Sarısayın, Cemil Kavukçu, Feridun Andaç, Fürûzan, Handan Gökçek, Işıl Özgentürk, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Nursel Duruel, Özcan Karabulut ve Sibel Türker) güzel bir etkinlik oldu.

7.Edebiyat Günü (3 Haziran 2011)Sahnede 10 yazar…

Perşembe akşamı, arkadaşlarımla birlikte, Füruzan, Nursel Duruel, Mehmet Zaman Saçlıoğlu ve zarif  eşi Başak Hanım’ı karşıladık. Tanışma sohbeti gibiydi; çabuk kaynaştık. Mehmet Bey, bana bir kez daha, alçakgönüllü ve sohbeti derinlikli insanların huzurunu verdi. Sur ve Gölge dolayısıyla bir ara Antakya muhabbeti geçti. Füruzan, Diyarbakır’daki kitap fuarıyla ilgili olumlu izlenimlerini paylaştı. Cuma sabahı tren garında karşıladığım Işıl Özgentürk, sahiden şenlikli, keyifli, sohbet konularının asla tükenmeyeceği bir gazeteci yazar profilindeydi. Kafamızda takılarıyla bütünleşmiş bir görüntüsü vardı. Ayşe Sarısayın ve Feridun Andaç’la okulda tanıştım. Ayşe Sarısayın’ın yüzünde babası Behçet Necatigil’i aradım. Feridun Andaç’la yıllar önce Adana’da Yaşar Kemal’le ilgili bir toplantıda aynı ortamı paylaşmıştım; ben de konuşmacıydım.

7.Edebiyat Günü (3 Haziran 2011)

Programın başladığını ve bittiğini hatırlıyorum. Zaman çok hızlı aktı.

Kültür Merkezi’ndeki açılışta, asıl amaç, öğrencilerimizi yazarlarımızla aynı ortamda buluşturmaktı. Ana söyleşiler her yazara ayırdığımız sınıflarda gerçekleşecekti. O nedenle, tek soru yönelttim: Onlar, hedef kitlelerinin yaşındayken, okul sıralarındayken, edebiyatla, edebiyat dersleriyle, kitaplarla, okumalarla ne kadar ilgiliydiler? İlk sözü, ilk ve bu yılki Edebiyat Günü hazırlıklarında çok destek veren Özcan Karabulut’a verdim. Sonra da kendi aralarındaki söz geçişlerinde bize yardımcı olmasını istedim. Dikkatim ister istemez genel akışta ve zamanlamada olduğu için bu kez özel notlarım yok. Işıl Özgentürk’ün, “Yaramaz olun, aşkı sonuna kadar yaşayın!” mesajı ile aynı zamanda velimiz olan Sibel Türker’in öğrencilerimize iyi kitaplar okuttuğumuz biçimindeki övgüsü yerine, “kazık sorular” sorduğumuz tespitinin fazlasıyla alkış alması,  manidardı.:) Konukların tartışmasız en şıkı Füruzan’la Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun tatlı çekişmeli şakalaşması ve Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun söz kendisine geldiğinde ayağa kalkarak ve sahnede gezinerek, öğrencilere soru yönelterek söyleyeceklerini ifade etmesi bir farklılıktı. Çok da güzel oldu.

7.Edebiyat Günü (3 Haziran 2011)Mehmet Zaman Saçlıoğlı, öğrencilerimize hangi alanda çalışmak istediklerini soruyor.

 Sınıflardaki söyleşilerin sorunsuz aktığını da arkadaşlarımdan öğrendim. Aynı zaman diliminde ben, elbette “duayen” sıfatıyla, daha büyük bir mekanı, kütüphaneyi ayırdığımız Füruzan’ın sohbetinde görevliydim. Füruzan, internetten, futbola, Şili’de göçük altında kalan maden işçilerinin kurtarılmasından, politikaya geniş bir çerçevede çocukların beyinlerinde en küçük bir düşmeye izin vermeden o kadar dinamik ve güncel konulardan bahsetti ki düzeni sağlamakla görevli bizlere zaten gerek yok gibiydi.

İmza saatinin ardından gelen dinlenme molasında, şaka yollu “Ama her yazarın bir sınıfı var, benim yok!.” dedi. “Kütüphane de size aitti.” dedim. Sonradan, kendisi gibi kitaplarla çok iç içe birinin kütüphaneyle özdeş kılınmasından duyduğu mutluluğu ifade etti. (Bazen çok mesafeli duruşu, bazen dozunda sevimli bir çocuk konuşmasında takılmaları, akşam ayrılırkenki sıcacık ve uzun sarılışı, şıklığı ve dinamizmi ile belleğimde yer etti.)  Kendisine eşlik eden görevli öğrencimiz Deniz Özkuş’tan ve  pratik çözümlerinden memnuniyeti ayrıca sevindirdi.(Deniz, sözlü notun tamamdır!:))

7.Edebiyat Günü (3 Haziran 2011)ODTÜ’de Zeynel faslı bitti…

Program çıkışında, erken ayrılması gereken Cemil Kavukçu dışındaki konuklarımızla birlikte ODTÜ içindeki Zeynel’de ve sonra Sakarya’daki Kumsal’da yorgunluk atma faslı… Bu sohbet zamanından edebiyatla ilgili tek not düşeyim. Ayşe Sarısayın’a başka bir okulda, bir öğrenci, “Benim yüz yüze tanıdığım ilk yazar sizsiniz. Sizin, babanız dışında tanıdığınız ilk yazar kim?” diye sormuş. Ben de masadaki yazarlara sordum. Yanıtlar:

Ayşe Sarısayın: Kâmuran Şipal

Mehmet Zaman Saçlıoğlu: Edip Cansever

Nursel Duruel: Tarık Buğra (aynı zamanda dayısı… (EK-4 Haziran 2011:  Tarık Buğra’nın ünlü Küçük Ağa romanında geçen Küçük Ağa, nam-ı diğer İstanbullu Hoca’nın, aşağıda bahsi geçen Belgin Hoca’nın kayınpederinin babası olduğunu öğrendim bugün. Soyadı İstanbulluoğlu; ama hiç böyle bir bağ kurmak aklımıza gelmemiş doğrusu…)

Özcan Karabulut: O kadar çok ki…

Sibel Türker: Selim İleri

Füruzan ve Işıl Özgentürk: Yaşar Kemal

Şimdi, asla atlamamam gerekn kocaman bir teşekkür faslım var:

7.Edebiyat Günü (3 Haziran 2011)Özcan Karabulut, Ayşe Sarısayın, Sibel Türker, Sibel Hanım’ın bir arkadaşı ve Işıl Özgentürk… Ayşe Sarısayın’ın elinde okulun anı defteri…

Önce tüm konuklara; eksiksiz geldikleri, nitelikli bir zaman dilimi yaşattıkları için ve ille de Özcan Bey’e bizi bu kadroyla yan yana getirdiği için… Sonra okul yönetimine: Bize inandıkları, finansal destek sağladıkları, yüreklendirdikleri ve işlerin aksamasan yürümesine destek verdikleri için (Belgin Hoca’m tekrar tekrar teşekkürler. Sizinle çalışmak, baştan bir dolu ayrıntının çözümlenmiş olması demekmiş, öğrendim.)… Genel Müdür sekreteri Alev Hanım’ın konaklama ve ulaşım aşamalarında bir an bile yüzünün düşmediğini gördüm ki benim için çok önemli bir noktadır.

Tabii ki zümre arkadaşlarım. Onlarsız hiç bir şey olmazdı. Aynı anda benim bir düşündüğüm yerde onlar beş düşündü ve bana bırakmadan çözümü gerçekleştirdi. Hepsi bitane… Deniz Hoca’ya da çok söyledim; ama tek tümceyle  burada da belirteyim. Bu süreçte, kendime yol arkadaşı olarak onu seçmiştim; bana müthiş bir desteği oldu. Süreçte, hemen her ayrıntıyı birlikte kotardık.

Güzeldi, çok güzeldi. Bu kadar.

Not:

Yazarlar etkinlikle ilgili izlenimlerini aktarırken, başka çok ünlü ve özel okullar ve hatta üniversiteyle karşılaştırdılar ve hem farklı hem çok nitelikli bulduklarını söylediler. Arkadaşlarım da “anı defteri”ne çok güzel şeyler yazdıklarını söylediler. Onları da okuyacağım.

Füruzan, okul alanını, hayatının hiç değilse bir döneminde deniz kıyısında yaşayan herkesin çok iyi bildiği ve aslında onlara denizle mutluluğu eş kılan farklı bir noktadan değerlendirdi:

“Alan duygusu var. Bu çok güzel! Ufuk görmek, görüş açıklığına sahip olmak insan için çok önemlidir.”

Kampüste bir okul olmanın avantajı… Ufuk, sıkışmışlık duygusunu ortadan kaldırdığı için rahatlatıcıdır. Önünüzdeki uyaranlar geniş açılı olarak geniş bir alana yayıldığı için çağrışımları, tetikledikleri çok daha zengindir ve daima yeni düşünceleri çağırır. (Ankara’da insanların sokağa açılan masalarda oturup da çay kahve içmelerini çok yadırgardım. Gözlerinin gördüğü ufuk noktasında, koşuşturan insanlarla karşı binaların duvarlarından başka bir şey görmedikleri ortamlar…)

2 Yorum: “7.Edebiyat Günü

  • Sevgili Hayriye Topçuoğlu,
    Elifin Günlüğü’ndeki bu yazınızı okumakta geciktiğim için özür dilerim. Benim için de okulunuzdaki toplantı güzel anlarla dolu olarak hep aklımda kalacak. Konukseverliğiniz, tüm arkadaşlarınızın ve öğrencilerinizin sıcak ilgisi için size, arkadaşlarınıza ayrı ayrı teşekkür ederim.

  • elifin günlüğü

    02/07/2011 at 12:53 Cevapla

    Arkadaşlarımla birlikte biz size çok teşekkür ederiz.:)Sizin ve eşinizin zerafetine karşı ayrı bir duygumuz oluştuğunu da açıkça yazayım. Selamlar…

Bir Cevap Yazın