Abdülhamit Düşerken (Nahit Sırrı Örik)

Nahit Sırrı Örik’in ilk baskısıyla Sultan Hamit Düşerken (1957), bendeki baskısıyla Abdülhamit Düşerken romanını okumaya geçen sene Payitaht Abdülhamit’i izlerken niyetlenmiştim. Nahit Sırrı’nın romanında aynı dünyanın son demlerini başka bir gözden okuyacaktım. (Dizide altı kalın kalın çizilen çok iyiler, çok kötüler ve soytarılar vardı ağırlıkla… Nedense dizinin karikatürize ettiği sadece ve sadece bir kişi vardı: Mahmut Celalettin Paşa. Gelecekteki İsrail devleti için arka planda harıl harıl çalışan Theodore Herzl bile sevimliydi.)

Adında Abdülhamit var ama ne olay sarayda geçiyor ne de romanın başında ve sonunda, II.Meşrutiyet’i ilân etmek durumunda kalan gidişattan kaygılı hâli dışında sultana yer veriliyor.

Abdülhamit Düserken

roman, 19.yüzyıl eserlerinde yaygın olan, aile özelinden toplumun genelinin fotoğrafını çekme eğiliminin örneklerinden.

Gösterilen, hiç iç açıcı değildir…

Mehmet Şahabettin Paşa’nın konağından bakarak, Abdülhamit’in iradesinin zayıfladığı, İttihatçıların züccaciye dükkanındaki fil misâli hareket ettikleri bir siyasî, toplumsal çalkanışın fotoğrafı çekilmiş.. Fotoğrafa katkıda bulunanlardan biri, bizzat Paşa. Geçmişte imparatorluğun maliye nazırlığını yapmış -romancının hayal ettiği demeli miyim?-, 90’a merdiven dayamış bu ihtiyar kurtun kimliğinde ve kişiliğinde, varsa bir kere, asla dindirilemeyen ikbal arzusunun boyutu sergilenmiş. Her sabah okuduğu gazeteler –ki 1908 sonrasının aşırı artan sayısına vurgu, romanda da unutulmamış- aracılığıyla da, dönemin siyasi atmosferine dair kısa kısa notlar düşülmüş olur.

(Mehmet Akif, yılların suskunluğunun 1908 sonrasında ayarsız bir seslenişe evrilmesini ,

Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük,.

Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!”

dizeleriyle özetler.)

Romanın İttihatçı cephesini Şefik Bey temsil edecektir ama o da Şahabettin Paşa’nın kızı Nimet’le evlendikten sonra büyük davaların adamı olmaktan çıkıp körü körüne bağlandığı eşinin, babasını da aşan iktidar hırslarının aleti olmaktan öteye geçemez.

Şaşırdığım ve sahiden örnekleri var mıdır diye düşündüğüm iki nokta: Paşa’nın 23 yaşındaki kızıyla, ciddi ülke meseleleri konuşabilmesi, onu bir arkadaş gibi sayabilmesi; yine Paşa’nın sağ tek eşi İzzet Hanım’ın evin kâhyasıyla ilişkisi ve herkesin bunu bilip bir şey yapmaması…

Nahit Sırrı Örik, fotoğrafı, adı geçenlerin hepsine aynı mesafeden çeker. Okuru yoran, üst perdeden konuşan bir anlatıcı da yoktur ortalıkta. Rahat ve ilgiyle okunan bir roman…

Hem tarihî roman türünün bir örneği hem de konu edilen dönemin roman kurgusu içinde nasıl yapılandırıldığını merak edeceklere önerebileceğim ayrıntılı, akademik ama hızla okunan bir makale: “Tarih-Edebiyat İlişkisi Bağlamında Bir Devrin Eleştirel Panoraması: Abdülhamit Düşerken” (Doç.Dr.Yakup Çelik)

*** Nahit Sırrı Örik, Abdülhamit Düşerken, Sander Yay., 1976

 

Bir Cevap Yazın