Ah Mana Mu (Handan Gökçek)

Ah Mana Mu, Yanya, İzmir ve Antakya hattında bir “mübadele” romanı… Derdini bağırmadan, usul usul aktaran bir anlatım dili var.

Yazarı Handan Gökçek, “yaratıcı yazarlık atölyesi”nin ilk gününde sürpriz konuktu ve bizimle Ah Mana Mu romanıyla ilgili bilgiler paylaşmıştı. Lozan Anlaşması sonrasında Türkiye ve Yunanistan arasında uygulanan mübadele süreci hakkında araştırmalar yaptığını ve romanın ana kahramanı Rena’nın kendi büyükannesi olduğunu söylemişti.

Ah Mana Mu

Ah Mana Mu! Rena ile Sakuş

Romanda zamanın geriye gittiği noktada Yanya’da iki çocuk var: Rena ve Sakuş. Büyürler, aşkla bağlanırlar. Rena bir Rum kızıdır, Sakuş bir Türk’tür. Rena bir hristiyandır, Sakuş bir müslümandır. Bu üst kimliklerin kıskacında her şeye rağmen ailelerini ikna ederek evlenmeyi başarırlar. Çocukları olur. (Tersi kimliklerle Elveda Rumeli dizisi geldi aklıma.)

Zaman aralığı önemlidir. Evlendiklerinde 1918’dir; zaman, 1923’e geldiğinde, siyasî ve askerî tarihin kayıtları onların lehine işlememiştir: Birinci Dünya Savaşı yaşanmıştır; Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaş sürmektedir; Yunanlıların İzmir’i işgal süreci iplerin koptuğu noktadır; Sevr imzalanmıştır. Derken, Büyük Taarruz’la gelen başarı ve Lozan Anlaşması’yla gelen mübadele zamanları…

Rena ile Sakuş’un aşkı bu dönemlerden geçerken hiç sınanmaz. Zaten romanın derdi de böyle bir sınama değildir. Ah Mana Mu, onların toplumsal ve dinî kimlikleri üzerinden, bu tür kimlikleri merkeze çeken tercihlerin beraberinde toplumu hangi acılara gebe bırakabildiğinin romanıdır. Bu noktada, kazananı olmayan bir mücadeleyi anlatır.

Handan Gökçek, Ah Mana Mu’yu öğrencilerimiz için imzalıyor (Haziran, 2011)

Türkiye ve Yunanistan arasındaki savaş, Yanya’da birlikte yaşayan Türk ve Rum halkın huzurunu bozar ve durumu anlatmaya bir tümce yeter:

“Bir gecede düşman olduk.”

Yanya’nın iki halkı arasında ilk muhalif duruşun kaynağı, din farklılığıdır (romandaki yansıması, bir Hristiyan kızla bir Müslüman erkeğin evliliğine karşı çıkıştır.) ;  ikinci kopuş savaşla gelir (romandaki yansıyışı, milliyetçi söylemin her iki tarafta öne çıkışıdır.)

Rena’nın hikayesi, İzmir’deki yaşlı hali ile Yanya’daki gençlik yılları birbirini izleyen bağımsız bölümler halinde verilmiştir. Aslolan yaşlı halidir. Yaşlılığında izi olan ayrıntılarda zaman geriye akar ve sarışın, güzeller güzeli Rena’nın Yanya’daki hikayesi başlar. Bu birbirini izleyen bölümler Antakya’da okurun tüm meraklarının giderildiği noktada son bulur. Genç Rena eşi ve çocuklarıyla mübadele sonrası Antakya’ya gelmiştir; yaşlı Rena, yıllarca çocuklarından sakladığı hüzünlü sırrını onlara Antakya’da anlatacaktır. O sırda, son torununa Alkionu diye seslenişi ve tutkulu bağlanışının nedeni saklıdır.(Yok, tabii ki yazmayacağım.)

Toplumsal ve siyasal gelişmelerle bu kadar bağlantılı romanda, o gelişmelerin okura aktarıcısı İmam Mustafa Efendi’dir. Geniş bir çevresi ve çevresinde olumlu yönde etkisi vardır. Onun sohbetlerinde kronolojik siyasî-askerî akış hatırlanır. Dönemin birçok gazetesinden yapılan alıntılar da, Mustafa Efendi’nin okumalarına dayanır. (Ah Millî Kütüphane günlerim…)

 Mario Levi’nin Karanlık Çökerken Neredeydiniz romanı kadar satır aralarında durduran, zaman zaman hazmı güç katılıktaki vurgularla sarsan bir roman değil Ah Mana Mu. İkisi de bir toplumun içindeki diğer toplumun varlığına ilişkin… Karanlık Çökerken Neredeydiniz, adı üstünde soran, sorgulayan bir romandı. Sorarken sarsan cinsten…

Ah Mana Mu da adı üstünde… Sorgusuz sualsiz bir yitik zaman, yitik kişiler ağıdı: Ah Mana Mu! (Ah anneciğim)

Çok naif, çok hüzünlü ve yan karakterle zenginleştirilmiş bir dönem romanı. Rahat okunuyor, akıp giden bir anlatımı var. Sevdim.

(Not: Elifin Günlüğü’nde 3 Kasım 2010’da yazmıştım.)

*** Handan Gökçek, Ah Mana Mu, Pupa Yay., Nisan 2010

Bir Cevap Yazın