Bab-ı Esrar (Ahmet Ümit)

Ahmet Ümit’in son romanı Bab-ı Esrar, bir otel yangınının perde arkasını öğrenmek üzere yurt dışından Konya’ya gelen Karen Kimya’nın, hiç ummadığı bir biçimde, kendi kalp yangınını söndürdüğü bir yolculuğun öyküsünü anlatır…

Bab-ı Esrar
Karen, “Mistik Doğu”lu baba ile “akılcı Batı”nın, Poyraz’la Susan’ın kızıdır. Poyraz, eşini ve kızını çok sevmesine rağmen, kendisini adadığı “ilahî aşk”ın ardına düşer ve dostu Şah Nesim’le birlikte Pakistan’da bir dergahta yaşamaya başlar. Susan onu anlar ama Karen’in çocuk kalbi anlamaz ve içinde özlemle öfkeyi birlikte büyütür. Yıllar sonra,  babasının yaşadığı topraklara iş dolayısıyla geldiğinde, bir dizi garip olayla karşılaşır. Halüsinasyonlar ve rüyalar içinde, Şems-i Tebrizî’nin öyküsü içinde bulur kendisini. Tebrizî ile Mevlânâ’nın öyküsünü yeniden yaşar.

Tebrizî ona taşı kanayan bir yüzük verir. Yüzüğün ilginç bir öyküsü vardır. Kendisine “semaya çıkma” yasağı getirilen bir dervişin buna katlanamaması, kalbinin düğümlenmesi ve taşa dönüşmesine dayanan bu öykü, romanın sonunda, Karen’in babasının öyküsüne bağlanacaktır. O da sevdiklerini geride bırakarak kurmaya çalıştığı ilahî dünyasında, kızına karşı hissettiği suçluluk duygusundan sıyrılamadığı için, istediği huzuru yakalayamamıştır. Tebrizî’nin eşliğinde, adım adım babasına yürüyen Karen, nihayet onu anlar ve bağışlar. Böylece taşın kanaması durur. Baba “semaya çıkar” ve huzurla ölür.

Medusa-Babı-Esrar-Ahmet-Umit

Tebrizî ve Mevlâna ilişkisi…Mevlânâ’nın evlatlığı ve Tebrizî’nin eşi Kimya’nın hüzünlü öyküsü…Mevlânâ’nın büyük oğlu Alâaddin’in Kimya’ya sevgisi…Tebrizî’nin yol göstericiliği, zaafları, öfkesi, sükûneti…Konya’nın kuruluş öyküsüne bağlanan Medusa ve onu öldüren kahramanın destanı…Düşle gerçeğin, fizikle metafiziğin, hayatla ölümün karşıtlığı ve birlikteliği…

Babı Esrar romanının çoğu bölümünde Ahmet Ümit, tasavvufun öğrencisi gibiydi; çünkü, özümsenemediği için belki, kitapta da iğreti duran, uzun bilgi paragrafları vardı. Ben en çok, baştaki Tebrizî’nin öldürülme sahnesinin şiirli anlatımı ile Kimya’nın babasını bağışladığı sahnenin anlatımını sevdim.

“Taşta kan vardı, insanların yüreklerinde nefret, dolunayda derin bir sükunet. Bir bebek ağlıyordu uzaklarda bir yerlerde, bir bebek kıpırdanıyordu evlerden birinde. Genç bir kız uyuyordu uzaklarda, genç bir kızın bedeni ağır ağır çürüyordu toprağın altında. Yedi kişiden en genç olanı saplarken bıçağı adama, kıpırdandı mezarda çürümekte olan genç kızın körpe bedeni. Bir gülümseme yayıldı ölümün bile örseleyemediği yüzüne. Yedi kişiden en genç olanı, saplarken bıçağı, bir oh çıktı genç kızın boğazında düğümlenip kalmış son nefesinden.”

*** Ahmet Ümit, Bab-ı Esrar, Doğan Kitap, Ekim 2009

Bir Cevap Yazın