Bir Fırtınanın Eşiğinde, Uygarlıklar Bahçesinde, Bir Gece Bekçisinin Gördüğüdür…

Çivisi Çıkmış Dünya… Uygarlıklarımız Tükendiğinde… Amin Maalouf… Denemeler…

Amin Maalouf’un, Doğu ve Batı uygarlıklarının sınırları ve dinamikleri üzerine çözümlemelerini içeren denemeleri, özellikle Atatürk’e ilişkin bölümüyle çok konuşuldu. Benim ilgimi de edebiyata gönderme yapan bölümler, özellikle çekti. Maalouf’a göre, edebiyat, bir ülkeyi iyi tanımak için en doğru adreslerden biri:

“Ülkelerimizde, kentlerimizde, mahallelerimizde olduğu gibi bütün dünyada da iç barışı korumak istiyorsak, insanlar arasındaki çeşitliliğin, şiddete yol açan gerilimlerden çok, uyumlu bir birlikteliğe dönmesini arzuluyorsak, ‘ötekiler’i şöyle böyle, yüzeysel, üstünkörü biçimde değil, iyice, yakından, hatta özel yaşamlarına kadar tanımamız gerek. Bu da ancak onların kültürlerini öğrenerek olur. Öncelikle de edebiyatlarını. Bir halkın özel yaşamı, edebiyatıdır.
Tutkularını, özlemlerini, düşlerini, yoksunluklarını, inançlarını, çevresindeki dünyaya bakışını, kendisini ve -buna biz de dahil olmak üzere- başkalarını nasıl algıladığını edebiyatla açığa vurur.”

Semerkant’ı ilgiyle okumuştum; ama son bölümününü tamamlamakta çok zorlanmıştım. Çünkü, 19.yüzyılın son döneminde İran ve Ortadoğu’da yaşanan siyasî çalkantıların ayrıntılı bilgi dökümlerinde kaybolmuştum. Yorucuydu; roman formundan çıkmıştı ve benim okuma isteğim o kitapta, sadece romana dönüktü. Çivisi Çıkmış Dünya kitabını baştan bir “deneme” kitabı olarak okuduğum için, “tükenen” uygarlıkların yine ayrıntılı bilgi dökümleriyle yoğrulan analizlerinde o kadar boğulmadım.

Kendi ifadesiyle, “30 yılı aşkın süredir” Avrupa’da yaşayan, Lübnan kökenli “çift kültürlü” bir gazeteci-aydın, kendinde, 21.yüzyılın başında, uygarlıkların geldiği noktayı sorgulama hakkını hangi hakla bulur? Yanıt, güzel bir metaforun içinde geliyor:

“Ben daha çok bir fırtınanın ertesi günü, daha şiddetli başka bir fırtına geliyorum derken, bir bahçede gezinen gece bekçisi gibi davranacağım. Adam elinde bir lamba, sakınımlı adımlarla ilerliyor; sık bir ağaç kümesine, ardından bir başkasına ışık tutuyor, ağaçların arasında bir yol keşfediyor, geri dönüyor, kökünden sökülmüş yaşlı bir ağacın üstüne eğiliyor; sonra bir burna yöneliyor, lambasını söndürüp panoramayı bütünüyle görmeye çalışıyor.

Kendisi ne bitkibilimci, ne tarımbilimci ne de peyzaj mimarı; bu bahçedeki hiçbir şey de onun değil. Ama sevdiği insanlarla birlikte burada yaşıyor ve bu toprağa etki edebilecek her şey onu yakından ilgilendiriyor.”

(Bu metin, 14 Haziran 2009’da elifingunlugu.windows.live.spaces’e yazdığım blog girdisidir.)

*** Amin Maalouf, Çivisi Çıkmış Dünya, Yapı Kredi Yay., 2009

Bir Cevap Yazın