Antakya yahut Refik Halit’in Asi’de Timsah Yüzdürdüğü Şehir

“Ömrümün Akdeniz köşesindeyim…”

Tabut.net’in üyelerinden Gökhan Yaman –yazmama izin verdi– sitedeki “Nereden?” sorusunu böyle yanıtlamış. Her okuduğumda, benim de ömrümün Akdeniz yıllarına gidesim geliyor.

İki Akdeniz kentinde toplam oniki yıl…Olgunluk anlamında büyüdüğüm, “winner” ve “loser” sözcüklerinin bendeki anlamlarını iyi öğrendiğim zamanlar:

Kariyer de yaparım, çocuk da” cümlesinin pek şiirli anlamına o zaman vakıf olmuştum. Yaşı küçük bir yönetici olarak, el üstünde tutulmanın, değer verilmenin ne güzel bir şey olduğunu da öğrenmiştim; artık olgun bir yönetici olduğumda, aynı nedenle bir dayatmayı nasıl kabullenemediğimi de…

İki kent de bende masalsı özellikleriyle kaldı.

Antakya, tam bir masal kenti. Kudüs ve Roma ile birlikte dinler köprüsünün üçüncü ayağı. Küçük İstanbul… Kızdığım zamanlar, Tevfik Fikret’in kulağını çınlatırdım ve “Ne beklenir ki, hamuruna Bizans karışmış!” derdim ama unuttum gitti :) Bu kentte, en çok bahçeli evleri ve balkonlarda ya da bahçelerde akan yaşamı sevdim.

Worringer’in Soyutlama ve Özdeşleyim kitabında güzel bir saptama vardır: Yeryüzüyle barışık dünyevî toplumların mimarisinde ve yaşam tarzlarında, yeryüzü ögelerinin baskın olduğunu ve adeta taparcasına yeryüzüne bağlandıklarını anlatır. Tersi olanlarınsa, buradan kopmak ve ilahî olana yönelmek istediğini, mesela kuzey ülkelerinin göğe doğru uzayan ince uzun katedrallerinin bunu gösterdiğini örnekler. Beşir Ayvazoğlu da İslam Estetiği ve İnsan kitabının özellikle ilk bölümünü benzer bir bakış açısıyla yazmıştır. Kendisine söylediğimde, doğrulamıştı.

Antakya, yeryüzünü seven insanların kenti, hayatın “Dert etme, bu da geçer yahu!” modu :)

Derviş ruhlu Mehmet Tekin hocam; sizin aktardığınız çok güzel bir Antakya tanımı vardı, aklıma gelirse buraya ek yapacağım söz… Ama bakın, her ağladığımda çeliğe su verilmesi ve dövülerek güçlendirilmesine dönük anımsatmanızı unutmuyorum.

İkinci kent…Sana dair, sonraya…

Not:

Başlıktaki timsah hikayesini merak edenlere adres: Refik Halit Karay’ın güzelim sürgün anıları… İstanbul basını nasıl atlatılırmış/ aldatılırmış , kamuoyu nasıl asparagas haberle oyalanır ve tatlı tatlı intikam alınırmış vs. vs. ? :)

Bir Cevap Yazın