Aşk-ı Memnu İçin Birkaç Not…

Aşk-ı Memnu için yeni bir şeyler yazmadan önce eskilerde kalan iki not:

Aşağıdaki notun tarihi: 29 Mayıs 2010 (Elifin Günlüğü)

İzlediğim bir açık oturumda, konuşmacılar arasında yer alan Deniz Ülke Arıboğan, bir durum saptaması yaptı ve

“Aşk-ı Memnu, Kurtlar Vadisi ve Ezel toplumu olduk.”

dedi. Adı geçen dizilerin temsil ettiği değerlerin ötesinde, benim aklımda sadece Aşk-ı Memnu’ya yüklenen yeni olumsuz anlam kaldı. Halit Ziya, bugün bir “aşk-ı memnu” yazsa, senaristlerinkine ne kadar benzerdi bilinmez…

Bilinir ki, Aşk-ı Memnu son dizi versiyonu dolayısıyla, Arıboğan’ın cümlesindeki yargıyla özdeşleşmiş olarak anılacak ve bilinmeli ki, böyle bir özdeşleşmeyi hak etmiyor.

Aşk-ı Memnu

Bu romanın bendeki duygusu dizidekinden çok farklıydı. Nihal’i huysuz, huzursuz bulmuş; Bihter’in soyaçekimle iradesi arasında sıkışmış açmazlarını, anlamaya çalışmıştım. Halit Ziya’nın yapmak istediği tam da buydu çünkü: Yargılamadan, infaz etmeden bir insanı anlamak ve anlatmak Realizm’den gelen bir özellikti. Değil mi ki her şey insana dair; o halde, roman kişisi Bihter’in sıkıştığı cenderedeki insanî tepkileri, hataları, hüzünleri, öfkeleri anlaşılabilirdi… Dizi kişisi Bihter’de bu masumiyet, televizyonun kendine özgü kurallarına kurban gitmiş sanki…

Benim, diziyle kitabı uyuşturabildiğim tek anlamlı ayrıntı, Bihter’in kâh Behlül’le kâh Adnan Bey’le yaptığı tango… O sahneler geldiğinde, aklıma da doğrudan Berna Moran’ın “Aşk-ı Memnu” değerlendirmesi geliyor. Moran, roman kişiler arasındaki yakınlaşma ve uzaklaşmaları ritmik bir yapı içinde değerlendiriyor:

Aşk-ı Memnu

“Bu çizgiler, kesinlikleriyle, romanın geometrik yapısını destekleyen niteliktedirler. Bale benzetmesini sürdürecek ve bu başbalerinlerin yanı sıra Bülent’i, Matmazel Courton’u ve hizmetçileri de işe katacak olursak, bir aradaki bütün yalı halkının bir dağılma ve sonra yeniden toplanma figürü çizdiklerini söyleyebiliriz.Açılıp kapanma ya da dağılıp toplanma gibi dansı andıran biçimsel örüntülerin estetik bir duygu uyandırması, Aşk-ı Memnu’nun başarısında hesaba katılacak bir özellik olsa gerek.” (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış)

Aslında bu galiba… Romanın içerdiği dans, “bale”; dizinin içerdiği dans, “tango”… Halit Ziya’nın kaleminden çıkmış romanın anlattığı “aşk” ile senaristlerin elinde biçimlenmiş dizideki “tutku” arasında bir “kalibrasyon” meselesi olması bundan kaynaklanmalı:)

Akşamdan beynimde kalan görüntülerin hatırlattığıdır…

(Aşk-ı memnu’un dizi hali dolayısıyla düştüğüm notun tarihi: 25 Temmuz 2009 (Elifin Günlüğü))

Aşk-ı Memnu

Aşk-ı Memnu’da Bihter, Madam Bovary’de Emma ve Anna Karenina’da Anna…

Sevgilerinden önce kendilerine yenilen üç kadın.. Aşk, kendilerine ayna… Aşkla sınanmış ve kaybetmiş üç sadakat/sadakatsizlik öyküsü… Üç intihar… Onur, gurur ve sadakat gibi hazmedilmemişse, insanı rahatlıkla ezebilecek büyük kavramları tartışmaya açan üç roman. (Anna Karenina’yı sadece bu açıdan eşledim; daha özel bir noktada durduğunu biliyorum.)  

Dizisi romanla çoook uzaktan akraba olsa da yeni okurlar oluşturması açısından fena değil. Boncuk, baleyi izlediği ilk birkaç günde merak ederek kitabı da okumuştu. Aynı biçimde, en azından diziyi çok seven iki öğrencim de benden alarak bu romanı okudular.

***Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu, İnkılap ve Aka Kitabevleri, 1978 (sadeleştiren: H.Fethi Gözler)

Bir Cevap Yazın