Bir Bilim Adamının Romanı (Oğuz Atay)

Bir Bilim Adamının Romanı, bir misyon kitabı olarak hazırlanmış. Şimdilerde de MEB’in öğretmenlere okumalarını salık verdiği “yaz ödevi” listesinde, başka bir misyonu üstleniyor… Çocuklarımıza ağır geldiği için kaldırmıştık ama ben de görev yaptığım okulda, bu kitabın okunmasını istemiştim. Keyifle de okutmuştum.

Yıllar önce, “Şiirin, Dilin ve Matematiğin İzinde ‘Bir Bilim Adamının Romanı’” başlığıyla bir yazım yayınlanmıştı. Aşağıdaki satırlar, Doğan Hızlan’dan alıntı dışında, oradan:

Prof.Dr.Mustafa İnan ya da arkadaşlarının ona taktığı isimle riyaziyeci Mustafa ya da Mühendislik Fakültesi’ne giriş sınavını liste başı olarak kazandığında kalabalığa yapılan çağrıdaki kayıtla Adanalı Mustafa… Bir Bilim Adamının Romanı, yoksul çocukluk günlerinden muzip öğrencilik yıllarına, bilim adamı kimliğinden Yahya Kemal’li şiir sohbetlerine, öğretim üyeliğinden rektörlüğe, Adana’dan Konya’ya, İstanbul’a Zürih’e taşınan bir insanı, Mustafa İnan’ın hayatını anlatıyor.

Bilim adamı Mustafa İnan’ın belki bir başka Adanalı Mustafa’nın işlediği cinayetle medyayı işgal edişi kadar tiraj yükseltici olamamışsa da Türkiyeyi yükselten şahsiyetlerden olduğu muhakkaktır. Eser, bu ülkenin o insanların da hayatını bilmesi gerekir fikrinden hareketle yazılmıştır. Kitabın başında yer alan ve İnan’ın yakın arkadaşlarından Cahit Arf imzasını taşıyan tanıtım yazısından öğrendiğimize göre, kuruluş çalışmalarına İnan’ın da katıldığı TÜBİTAK, yine TÜBİTAK’ta görevli bir bilim adamının, Erdal İnönü’nün önerisiyle Mustafa İnan’ı anlatan bir eserin yazılmasını fikren benimser. 1967’de ölen İnan’ı yazmak, yıllar sonra yine İnan’ın öğrencisi olan, İnan gibi edebiyatla yakından ilgilenen ve ondan fazla olarak Türk edebiyat tarihinin köşe taşlarından olan Oğuz Atay’a düşer. Romanın “orta yaşlı profesörü”nden (Cahit Arf) çokça  bilgi, belge, anı akışı olur.

Mustafa İnan

Prof.Dr.Mustafa İnan… Türkiye’de ilk doktora ünvanı ona ait…

Genç bir üniversite adayıyla orta yaşlı bir profesör, Ankara Fen Fakültesi koridorlarında karşılaşır. Genç adam, üniversite giriş sınavını kazanıp kazanmadığını öğrenmeye gelmiştir. Orta yaşlı profesör, dört yıl önce ölen Mustafa İnan’a verilecek hizmet ödülü törenine katılmak için orada bulunmaktadır. Profesör, Adanalı Mustafa’nın Adanalı hemşehrisini hem de onun gibi mühendislik eğitimi almaya aday birini karşısında bulunca, bir müstakbel İnan’ın ya da o yolda bir insanın önünü açma isteği duymuştur. Bunu da saklamaz. Romanın son bölümünde genç adamla aralarında şöyle bir diyalog geçer:

“(Genç adam):’Kim? Ben mi bilim adam adamı olacağım ?

Profesör kızdı: “Kaçgündür boşuna mı nefes tüketiyoruz yani? Mustafa İnan gibi bir adamı sana boş yere mi tanıtmaya çalıştık? Hiç ondan utanmayacak mısın? Bence sen de böyle bir romanın kahramanı olmaya özenmişsindir. ”

Gerçek dünyada, bir entellektüel ve bilim adamı olarak tanınan, takdir edilen Mustafa İnan, geniş kitlelerce de tanınsın, örnek alınsın, böyle bir değer mühendislik sahasında olduğu kadar belleklerde de kalıcı olsun diye kurmaca dünyanın eşiğinden geçirilmiş; bu eşik, onu üniversite ve bilimsel yayın merkezlerinden alıp geniş bir okur yelpazesinin merkezine taşımıştır.

cahit-arf

Doğan Hızlan, Cahit Arf’ı anlattığı bir köşe yazısında, Arf’ın bu kitap projesine verdiği desteği ve süreci özetlemiştir:

Bir Bilim Adamının Romanı, TÜBİTAK’ın Bilim Adamı Yetiştirme Grubu’na ait bir proje kapsamında yaşama geçirilen ısmarlama bir kitaptır. TÜBİTAK’ın ilgili çalışma grubunun birincil amacı, gençlerin bilimsel araştırmacılığa özendirilmesini sağlamaktır. Bunun için de Türkiye ortamında bir bilim adamının tabandan tepeye nasıl yetiştiğini anlatan bir roman yazılması istenir. Yaşamıyla romana konu olacak bilim adamının seçiminde ise, o sırada TÜBİTAK Bilim Kurulu başkanlığı görevini yürütmekte olan Cahit Arf etkili olur; 1967’de yaşamdan ayrılan çok sevdiği arkadaşı, İ.T.Ü. İnşaat Bölümü öğretim üyelerinden Mustafa İnan’ın bu biyografik roman için en uygun kişi olduğunu düşünmektedir Cahit Arf.

Bu süreçte kitabı yazacak yazar olarak önce Haldun Taner belirlenir, ancak Taner zamanı olmadığını söyleyerek kabul etmez. TÜBİTAK’ın belirlediği isim ise Orhan Hançerlioğlu’dur. Daha sonra Mustafa İnan’ın oğlu Hüseyin İnan, Oğuz Atay’a karar verir.

Romandaki çerçeve öyküde İnan’ın yaşamını anlatan profesör de özde gerçek yaşamdaki tanıdık bir yüzden yola çıkılarak oluşturulmuş biridir ve bu kitabında Atay’a büyük yardımı dokunmuştur. Atay’ın romanı yazarken kendisine duyduğu hayranlığı çevresindekilere sık sık dile getirdiği, dünya çapında üne sahip bu matematik profesörü, Cahit Arf’tır. O dönem TÜBİTAK’ta görevli olan Namık Aras da, Cahit Arf’ın kendisine, ‘Bir Bilim Adamının Romanı’ndaki profesör benim’ dediğini söylemektedir. Oğuz Atay da bunu doğrular gibi konuşuyordur: ‘Bu çalışmalarımda özellikle matematik profesörü Cahit Arf bana çok yardımcı oldu (…) Benim kitabı bütün boyutlarıyla düşünmemde Cahit Arf’ın payı büyüktür. Düşüncelerim, Cahit Arf’ı tanıyınca sadece düşünce olarak kalmadı, onun kişiliğinde somutlaştı.'(“En Hesaplı Su Motoru Tamircisi” (Hürriyet, 4 Şubat 2006)

Gerçek bilgi ve belgelerden hareketle kurmaca dünyaya fazla zedelemeden taşıma gayreti, Oğuz Atay imzasını, bu roman için özenli ve sade bir anlatıcı düzeyinde bırakmıştır, Bir başkasının elinde sıradanlaşabilecek, belki bilgi, belge ve anektod yığınına dönüşebilecek böyle bir ısmarlama eser, Atay’da yer yer o izlenimi uyandırsa da daha roman formunu bulmuş görünüyor.

Devamı: Bir Bilim Adamı’nın Romanı (Oğuz Atay)-2

***Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı, İletişim Yay.,1994 (5.baskı; ilk baskı:1975. 2017’de 51.baskısına ulaşmış)

Bir Cevap Yazın