Bir “Narrative Poem” Hikâyesi

“hayata

“Çünkü, yarım kalan bir hikâyeden daha çok kanayan hiçbir şey yoktur.”(Muz Sesleri)

Şimdiki okulumda ilk ders dağılımlarından payıma düşen alanlardan biri, Divan Edebiyatı’ydı. Alan bilgisinde sorun yoktu ama ilk kaygım bir tümcede dile gelmişti:

“İyi de şimdi benim hikâyelere ihtiyacım var.”

Şairlerin, şiirlerin, metinlerin, yaşanmışlıkların hikâyelerine ihtiyacım vardı gerçekten. Zaman içinde birikti tabii… Yine de asıl alan bilgisine sahip olduğum Tanzimat sonrasının hikâyelerinin çok gerisinde şimdilik…

Hikâyeler, varoluşun satır aralarını öğrencilere daha iyi kavratan birer materyal benim için. Hükümdar’ın Beydeba’ya Kelile ve Dimne’yi yazdıran isteği gibi:

“Hem eğlenceli, hem eğitici; hem güldüren hem düşündüren”

hikâyeleriniz varsa, ergen çocukların dünyasında kapı aralamanız çok daha kolay çünkü…. Yahut herkesin dünyasında… Mevlânâ’nın Mesnevi’sinin yüzyıllar aşan gücünde hikâyelerin de bir payı vardır elbet…

Bugün çocuklara, kendime dair bir hikâye anlattım. Mesnevî nazım biçimiyle işlenen konulardan söz ediyorduk. Hikâye: Asistanlık sınavında yabancı dil metnimiz bir mesnevi konusunu içeriyordu. Aklımda kalan, Vamık ile Azra ya da Varka ile Gülşah mesnevilerinden biri olduğu… Parçada geçen “narrative poem” ifadesinin, mesnevi terimine karşılık geldiğini, ya heyecandan, ya cehaletten ya da metnin akışından kestiremediğim için, “anlatmaya dayalı şiir” gibi bir şey olarak çevirdiğim aklımda… Bir de tabii, aslında iyi geçen ve bana da asistanlığın önünü açan o sınavın mülâkatında, jüri tarafından bunun hatırlatılması da unutulmuş değil…

Ece Temelkuran’ın Muz Sesleri’nde de belki en sık geçen sözcüklerden biriydi “hikâye”. Beyrut, hikâyeleriyle anlatılmıştı; kişiler, “kimse” ya da “hiç kimse” oluşun hikâyelerini yaşıyorlardı. Roman kişilerinden birinin babası, geleceğe yazdığı mektupta kızına öğütlemişti ki:

Hiç kimse olmaya cesaret et Filipina. Hikâyeler orada başlar.

Yazacaktım o hikâyelerden bana kalanları; sonra doğru bulmadım. Tek tek okunmalı ve herkes en az bir hikâyede kendi yolculuğuna çıkmalı… Ben, Deniz’in hikâyesini tercih ediyorum. Ne de olsa akademik yolculukta bilginin sorgulaması da var onun hikâyesinde…

Bir Cevap Yazın