Bir Öğrencimle Hasan Ali Toptaş Üzerine Mini Bir Sohbet

Hasan Ali Toptaş‘ın Kuşlar Yasına Gider romanında, anlatıcının söz konusu ettiği, “yazar”ın yazdığı eserlerdeki “anlatıcı” ve “kahraman”larla bağının yanı sıra, bir eserin ne kadar otobiyografik olabileceği ile ilgili bölümü blogta ayrı bir başlık altında not düşüp Facebook’ta paylaşmıştım (Yazarlar ve Anlatıcılar ve Kahramanlar). O platformda, çoook eski ve çok da sevdiğim öğrencilerimden biri, Hasan Ali Toptaş’la tanışıklığı üzerinden kendi yorumlarını eklemişti. İlgimi çekti, buraya aktarmak istedim, izin verdi:

Hasan Ali Toptaş üzerine kendi paylaşım notum ve devamı:

HT: Kuşlar Yasına Gider (Hasan Ali Toptaş) romanının “anlatıcı”sı bir roman yazarıdır, hatta ünlüdür, hatta babasını götürdüğü hastanede görevli bir genç kızdan romancılığından ötürü takdir görür, hatta babası Aziz Bey onun Noktanın Sonsuzluğu romanını okumaya çalışmıştır, hatta Denizli’dendir ve Eryaman’da oturmaktadır. Ve hatta ben şimdi kalkıp Konur Sokak’ta İmge Kitabevi’ne gitsem anlatıcıyla değil elbet ama Hasan Ali Toptaş’ı Tristram Shandy’yi değilse de bir başka kitabı ararken görme şansına sahibim. Daha fenası benim de akademisyenliğimde “bilmem kim-hayatı-sanatı-eserleri” şeklindeki kalıba uygun çalışma hazırlamışlığım da vardır!

İbrahim Çiftçi:

Ya da Konur Sokak Dost Kitapta Ama Fareler Uyurlar Gece‘yi arıyordur. Bu gün akşama doğru kargodan geldi Kuşlar Yasına Gider ve İsmail Güzelsoy‘un Gölge‘siyle. Hangisinden başlayacağıma karar veremedim. Önce Sonsuzluğa Nokta koyabilen Hasan Ali Toptaş’la başladım – İsmail Güzelsoy abim duymasın- ama Gölge de bu hafta sonu bitecek.

HT: Kitaptaki “anlatıcı” İmge’de Tristram Shandy‘yi arıyordu da ondan öyle dedim. :) İyi okumalar…

İbrahim:

Hasan Ali abimle yaptığım bir söyleşide(imal üzerinden yapmıştım) Tristam Shandy ‘i en çok sevdiği roman olduğunu söylemişti, onunla yüz yüze bir sohbetimizde de Wolfgang Brochert (doğru mu yazdım Allah’ tan Nietchche değildi) ‘in Ama Fareler Uyurlar Gece’yi de söylemişti.

Cioran (bunu doğru yazdım galiba :) )’ ı da söylemişti. Bu adı anılan yazar – eserleri okuyup etkisinde kalınca izlerini arar oldum Hasan Ali ‘de. Kuşlar Yasına Gider henüz bitmedi ama diğer tüm eserlerini okumuş ve yazarını tanımış biri olarak Hasan Ali Toptaş’ın tüm eserleri otobiyografik özellikler taşır zannımca.

HT: Emrah Serbes, Müptezeller’de otobiyografik ayrıntıların çokluğunu söylemişti ama Hasan Ali Toptaş “abi”n her zamanki utangaç duruşuyla o kadar açık etmek istemiyor olabilir:) Ben de kendisine saygımdan, bikaç örneğe dokundurup fazla karıştırmak istemedim. Not: Wolfgang Borchert ,Nietzsche… Diğeri doğru:))

Hasan Ali Toptaş’la bağın nereden? Merak ettim.

İbrahim:

Yıl 1998. Antakya Kelepir kitabevi vardı. Kitapları karıştırırken Can Yayınlarından çıkan Gölgesizler romanını rafta görüp karıştırmış ve hemen satın almıştım. Bir solukta okumuştum. Daha sonra Sonsuzluğa Nokta’sını da alıp okuyunca Hasan Ali abiye hayranlığım daha da katlanmıştı. İki binlerin başında Mehmet Karasu‘nun öncülük ettiği Antakya Edebiyat Günleri etkinlikleri yapılıyordu. Etkinliğin düzenleme komitesinde benim de olmamı istemişti M. Karasu. Tek şartla dedim sevdiğim en az iki yazarın Antakya’ya davet edilmesi durumunda her türlü desteği verebilirim. Eyvallah deyince ilk başta Hasan Ali Toptaş ve Zafer Aracagök‘ün davet edilmesini istemiştim. (o dönemde gelsin diye istediğim başka yazarlar da vardı elbette :İsmail Güzelsoy, Gürsel Korat gibi).

Ve Hasan Ali geldi misafirimiz oldu 2 gün.Yalnızlıklar ‘dan birkaç mısra ve Yabu öyküsüyle etkinlikte Antakya okurunu “tavladı”.

 sonra 2 – 3 defa daha geldi Hasan Ali abim Antakya’daki tüm dostlar gibi o da “Borges” derdi bana. En son geldiğinde artık tüm kitaplarını okumuştum sohbetimize tanık olan arkadaşlar neden bunların notlarını yazmıyorsun (Yazma yeteneği sıfır bende – şu anda işkence çekiyorum emin olun – bu hayatta en talihsiz Urfalı benim ikincisi İse. Tatlises çünkü bende gırtlak da, melodiyi algılayacak bir müzik kulağı da yok,. Yani asıl acıların çocuğu benim),. Hep sevdiğim birkaç yazarla oturup “demir leblebi” metinleri onlarla konuşmak onlardan dinlemek istemiştim. Arkadaşlarımın ısrarıyla mail üzerinden Hasan Ali abime birkaç soru göndermiştim sağolsun cevap yazmıştı hemen (elbette yüz yüze laf lafı açıyor olsaydı daha güzel bir sohbet çıkardı). Dostlar da yayınlamıştı.

Şimdi ölmeden ‘demir leblebi’ metinlerin dünyasına dalmamı sağlayan ufkumu açan ve asla unutmayacağım öğretmenim siz HT başta olmak üzere, sanal alemde farklı bakış açılarıyla çok şey öğrendiğim Ömer Şenel abim, Ahalinin ‘puştl’ uğunu yazan Türk şiirinin kekemeliğini dile getiren Enis Akın, İsmail Güzelsoy, Hasan Ali Toptaş, Gürsel Korat, Zafer Aracagök ve Yücel Balku(toprağı bol olsun, geç aldık Yücel daha nice güzel eserlere imza atacaktı,onu temsilen kadim dostum Murathan Çarboğa olur ) ile bir Antakya akşamında oturup edebiyat dinlemek isterdim. Saygıyla dünyanın en iyi öğretmenine. Bağışlayın dedim ya acıların çocuğuyum yazma konusunda buna annemin beni sütten erken kesmişliğini ve çökeleğe doymamış coğrafyada doğmuş olmamı da eklerseniz benim yanlışlarımı hoş göreceksiniz mutlaka. :)

Öğrencime Not:

Bana hiç benzemeyen, o zamanın -muhtemelen şimdi de öyledir- kafası rahat etsin isteyen bir öğretmenin pek talep etmeyeceği cinsten sıra dışı, başına buyruk (benim sevdiğim ve ayırarak söylemeyi sevdiğim biçimiyle ser-serî) öğrencimi/seni ne çok severdim. Bir şeyleri görmek için, keşfetmek için, yeni bir şeyler var etmek için sıranın dışında olmak elzemdir çünkü… Tekrar teşekkürler İbrahim. Şimdi nasılsın bilmiyorum. En son hatırladığım, senin evin, eşin, Murathan ve Kezban’la güzel sohbet ortamımızdı…Sizler henüz yeni sayılır mezunlardınız. Kişisel tarihin güzel yaprakları hanesinden…

Bir Cevap Yazın