Bizim “Öğretmenler Günü”müz…

Öğretmenler Günü hazırlıklarında payıma düşen, sunum metni ile sunum görsellerinin hazırlığıydı. Metin içeriğini, öğrencilerin ağzından yazmayı yeğledim. Çıkış noktamın özeti niyetine bir öğrencimizle aramda geçen minik takılmayı yazabilirim:

-“Öğretmenim canım benim, canım benim.”
-Bak, tek sen böyle kafa bulma diye, “Küçüğüm, daha çok küçüğüm.” dedirtiyorum size metinde.

Müzik dersliğinde bir grup öğrenci öğretmenleriyle birlikte ünlü “Kalamış”ı seslendirmekteydi. Ben de Sezen Aksu’nun  “Küçüğüm” (Serra da çok güzel söyledi.) parçasının söylenmesi derdindeydim. Hoca ile konuşurken, içlerinden biri, bir şarkıyla böyle “laf” atmıştı:)

Zaten öğrencilerimizin imzasının çok olduğu bir etkinlik oldu Öğretmenler Günü: Onların, tüm öğrencilikleri süresince öğretmenlerinden öğrendiklerini kısa cümlelerle yazdıkları metinlerini; ben dahil tüm öğretmenlerimizi tek tek resimledikleri portre çalışmalarını;  bizi buldukları yerde çektikleri anlık fotoğraflarımızı; bazı öğretmenlerimizle çektikleri kamera görüntülerini ve geçen yıl Siyah Beyaz filminin müziklerini yapan, “ödüllü” minik öğrencimiz Cem Anıl’ın günümüze özel bestesini kullandığımız bir sunum oldu. Güzel de oldu.

Blogumda daha önce de bahsi geçen öğrencim, bu sunumun konuşmacılarından biriydi (Eda). Onun dramatik sesi (yok, öyle ağır ağdalı filan değil; okuduğuna anlam yükleyen sesi manasına…) ile Mustafa’nın, ona takıldığım biçimiyle “karizmatik havası” sayesinde metnin anlamı da karşılığını buldu . Teşekkürler çocuklar…

Programdan buraya, Eda’nın okumaktan hoşlandığını belirttiği bir paragrafı ekleyeyim sadece:

“…çünkü, öğretmenin işi insanladır. Öğretmen, insanı, beynine ulaşarak ve kalbine değerek eğitmekle yükümlüdür. Üstelik tüm topluma karşı sorumludur; çünkü verdiği ya da vermediği emeğin sonuçlarından tüm kuşaklar etkilenir.”

Metni oluştururken, hamasî olmayan, öğretmeni ilah seviyesine yükseltmeyen bir şiir aradım ve tabii ki bulamadım; ama Ceyhun Atuf Kansu’nun “Çocuklar” adlı güzel bir şiirini  çok sevdim  (yok, o çok bilinen şiir değil…) ve iki dörtlüğünü kullandım:

“Dostlarım, bu türkü çocuklar içindir, gök mavisi,
Ben en güzel günleri onlarda görüyorum,
Onlarla, gelecek kardeş dünyaya selam gönderiyorum,
Onlarla gelecek, bahar günlerimizin en sevgilisi.

 

Güneşli bahçeleridir onlar büyüyen ağaçların,
Şimdi gölgelerinde rüya ve oyun dinlenir,
Yarın, ah o dallarda ne şarkılar çiçeklenir,
Bütün insanlık dinlenir o gölgelerde belki yarın.”

Tüm zümrenin elinin değdiği, bir ucundan tutup kotardığı bir çalışma örneğimiz oldu ayrıca. Aferin bize:)

6 Yorum: “Bizim “Öğretmenler Günü”müz…

  • ne güzel, güzel öğretmenim:)) mutlu olun her zaman:)

  • Gerçekten, yalın; ama pırıl pırıl bir gün yaşadık, diye düşünüyorum. Eda’nın, o satırlardan hoşlandığı da çok belliydi; sunumu sırasında bizlere de duyurdu çünkü…
    Ellerinize sağlık öğretmenim.

  • Hatta, bugünkü şiirden de birkaç dize…
    Kapıyı çalan el
    Öğretmenin elleri
    Öğretmenin elleri
    Aydınlığından belli
    Öğretmenin elleri tebeşirli
    Elleri ak
    Elleri yüreğim kadar sıcak

    Başlasın kutlu yolculuk
    Kutlu çocuğa
    Mini mini ellerin
    Geleceği kadar uzak

    Al götür ışığına yavrumu
    Kutlu bilge al götür
    Gelmişse yol kavşağına
    Al götür
    Yavruya bağlı gönlüm
    Bir de bağlanır okula
    Al götür
    Dünyaları verseler vermez idim
    Tut ellerinden al götür
    Al götür kutlu bilge al götür
    Al götür aydınlığına al götür
    Al götür

    Eserken zaman rüzgârı
    Yelken açın bilgiler sonsuzluğuna
    Gölgeler yerleşmeden pencerenize
    Düşsün bilge bir anlam
    Düşsün cevherinize

    Senden önce öğretmenim
    Bilmez idim okumayı yazmayı
    Bilir etti öpülesi ellerin
    Öğretmenim
    Öpülesi ellerin
    Ellerin öğretmenim

    Ses verir yüreğin öğretmenim,
    Her gönülde her dilde
    Yanan uygarlık ateşi öğretmenim
    Yıllar yılı evrende

    Dün bugün yarın
    Kim varsa yüceliği bilinen
    Senin eserindir öğretmenim

    Dün bugün yarın
    Kim varsa sevilen
    Çağlar ötesinde övülen
    Hep senden
    Hep senin ellerinden…

    Zeki Alan

  • elifin günlüğü

    24/11/2010 at 23:28 Cevapla

    Bu çok iyi oldu hocam, çok teşekkürler… Günün tatlı telaşlarından kalan yorgunlukla, aklımda olan tek şey, öğrencilerimizin emeğinden bahsetmekti. Yazı “konsept”i:) içinde unuttuklarım: Sabah Anıtkabir’e gittiğimiz… “Yoklama Defteri”nin duygusunu Cem’in notalara, sizin tüm salona taşıdığınız… Erkoç ve Nurşen Hoca’ların desteği… Kokteyl…

    Güzeldi işte… Dedim ya, aferin bize:)

  • remziye KUYUMCU

    22/02/2011 at 10:06 Cevapla

    On kasım,yirmi üç kasım ,yirmi dört kasım.Olmazsa olmazlarım.Amma ille de yırmi dört kasım diyerek veda etti mustafa kemal.Yeni nesile yeni nesilleri emanet ederek.Ne güzel bir dayanışma sohbet ortamı.Bir gurup öğrenci okulda öğretmenleri evde ablaları olan bir arkadaşları var.”HAYAT ÖĞRETMEN” dizisindeki gibi.Bu gün tekrar öğrencilik yıllarımı ve öğrencilerin okul koşuşturmalarını hatırladım.Okul korolar,tiyatro oyunları,ondokuz mayıs provaları.Bazı kişilerin angarya olarak gördüğü değerlerin değerli olduğunu farkeden bilen kişiler öğretmenlerimiz.Hayata çocuklara daha ciddi yaklaşanlarımız.Harf harf, hece hece hayatı öğretenlerimiz.Eğitim savaşındaki komutan albay öğretmenlerimiz.Rutbeli eğitimcilerimiz ve de asker öğrencilerimiz.Bazı kurallara gücenseniz de sevgili öğrenciler.”sizin hayatınızı şekillendirme uğruna mücadele veren eğitimcilerinizi ve de eğitim kurallarını çok sevin.”

Bir Cevap Yazın