“Sims”te “Okuma” Dünyası

Haftalık görevde beş Sim “fine literature”den nasiplenmeliydi ama üçüncü vatandaşa görev tanımı yapamıyordum. Çünkü, o bir ergen gençti ve iyi edebiyata adım atmadan önce geçmesi gereken bir fantastik eserler dünyası vardı! Gayet pedagojik yaklaşım… Bakılabilir: “Okuma Zevki Nasıl Gelişir? (Çetin Altan)  Paul Lafargue’ın Tembellik Hakkı ile ilgili blog notumda...

Bektaşi Şair Ahmet Rıfkı’nın İzinde Bir Kaç Hatıra…

Benim zamanımda, lisansüstü eğitimin ilk basamaklarında, tez aşamasında genelde monografi veya dergi tarama çalışmaları verilirdi. Şimdi de öyle midir bilmiyorum. Yararlı çalışmalardır, büyük resmin bir pikselini/mozaik parçasını/rengini her ne ise işte, onu da siz bulmuş ve yerine koymuş olursunuz. Daha bir usta-çırak, asistan-hoca emeği gerektiren bu tür çalışmaları asistanken...

Geçen Sene Bugün…

Karadeniz’de, köyümüzde, uzak bahçemizde, annemin bize hazırladığı sürprizi tadını çıkarmak ve annemle İlkyaz’a ziyafet çekmek, benim; çayların arasında büyümüş otları ayıklamak, onların göreviydi. Aslında bir hüzne teselli sürpriziydi. Sıradan bir gündü. Toprakta ateş yakmak, mısır kızartıp patates közlemek, kalan ateşte kahve pişirmek, arada annemlere laf yetiştirmek güzeldi, basitti, insanî...

İhsan Amca…

Geçtiğimiz yıla kadar, ODTÜ Kolej’de göreve başlayıp İhsan Amca’yı tanımayan herhangi bir öğretmen olduğunu sanmıyorum. 80’leri dolanıp karşıdan göründüğünde, yüzünüzde geniş bir gülümsemeyle yanınıza kadar gelmesini beklediğiniz yaşlı sayısının çok olduğunu da…Bütün öğretmenler İhsan Amca’yı tanırdı çünkü ben dahil her yeni öğretmen ona yemekhanede yakalanıp işe başlama çikolatasını vermeden...

FRP ve Kurmaca Metinler

Sahi, hayat oyununda “wisdom” özelliğiniz 10 üzerinden kaç puan eder yahut “intelligence” düzeyiniz yahut “charisma”nız vs? Park yürüyüşlerimizin birinin sonunda banklarda soluklanma faslı… Muhabbet, işe ve insana emek verip karşılığını alamamanın yarattığı kırıklıklara kaydı. İlkyaz şuna benzer bir şey dedi: “Sen bir oyun kişisi olsan, ‘wisdom’ özelliğin 10 üzerinden...

Bir Park Hikayesi…

Evim bir parka bakıyor. Hemen her gün düzenli yürüyüş yaptığım, her daim kalabalık, şenlikli bir park… Bazen yürürken yanlarından geçtiğim ikili, üçlü kadın gruplarının cümlelerinden başı sonu belli hikayeleri tamamlayabildiğim bile olur. Yürüme yolu çok uzun olmadığı için, her tamamladığım dairede denk gelip kulağıma çalınan iki üç cümleden kendiliğinden...

Gerçek ve “Gerçek”

Dikmen Vadisi‘ne her gidişimizde, güzelliğinin hak etmediği bir ıssızlıktan yakınırdık. Giriştekiler hariç, işletilmeyen boş tesisler de hep hüzünlü gelirdi. Belki o nedenle, birkaç gün önceki gidişimizde, her zamanki bol gelin-damat fotoğraf çekimlerine ve az sayıdaki tempolu yürüyüş yapan insanlara eklenen kalabalık ve neşe ile sık aralıklarla yerleştirilmiş dondurma büfeleri bize...

Ayrıntı Akademi

İstanbul, sürprizli şehir… Her anlamda sunduğu fırsatlar da seçenekler de sayısız… Bu şehrin dışında yaşıyorsanız, büyük organizasyonlar dışında, sanatı üreten yahut anlatan ortamlara da uzak kalıyorsunuz. Bir iki gün önce aldığım bir mail aracılığıyla, böyle bir ortamla tanışmış oldum: Ayrıntı Akademi. Film, oyunculuk, çizgi film, animasyon, fotoğrafçılık, edebiyat gibi...

“Şiir Şiir Türkiye”

Bu sabah, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın son tanıtım filmi dikkatimi çekti. Dizeleri tanıyor gibiyim ama sanki şiirde şu sözler yoktu… derken… bu sözler şu şiirde geçmiyor muydu? Velhasıl, tanıtım bitti ve “şiir şiir” Türkiye’nin anlatıldığını gördüm. Tanıtım sonunda da dizelerin sahipleri olan şairlerin alfabetik dökümü verilmişti: Adnan Özer, Arif...

Savaşlardan da nedenlerinden de sonuçlarından da nefret ediyorum

Değil mi ki en “haklı”sının bile öncesinde, onu tetikleyen bir neden vardır ve sonrasına kalan en basitinden yürek yangınlarıdır…Savaşlardan da nedenlerinden de sonuçlarından da nefret ediyorum. Halep (Nisan 2017) Keşke Nazım Hikmet’in “Kız Çocuğu” şiirinin artık bir anlam taşımadığı ve kendisini sıklıkla hatırlatmadığı bir zaman dilimine evrilse dünya… Zamandan...