Cesur Yeni Dünya (Aldous Huxley)

Stephen King, Under The Dome’u , yok olursa alternatifi bulunmayan dünyaya dikkat çekmek için dünya içinde yarattığı bir mecaz olarak nitelendiriyor. Bence Cesur Yeni Dünya da 20.yüzyılın Henry Ford’la tanıştığı üretim bantlarıyla oluşan yeni dünyasının mecazıdır…

cesur yeni dünya’da bantlarda doğan hayatlar!

Orta sınıf Amerikalının refah düzeyi yüksek rüyalarına hizmet edecek T modeli otomobilin seri üretimini sağlayan bantlarla birlikte oluşan yeni çalışma düzeni, kendi değerlerini de beraberinde getirmiş ve 20.yüzyılı biçimlendiren temel dinamiklerden biri olmuştur. Huxley, 1932’de yazdığı romanında, bunu milat olarak almış (F.S.632-Ford’dan sonra); ilahlaşan yeni düzenle dalgasını Henry Ford üzerinden geçmiştir (Ford aşkına, Aman Fordum, Ford bilir!).

Modern Zamanlar’da tatlı tatlı dalga geçilen ve insanı makineleştirerek insanlığından uzaklaştırıp robota dönüştürdüğü gösterilen üretim bantları, Huxley’in yarattığı “cesur” dünyada doğrudan “insan” üretimine hizmet etmektedir.

Cesur Yeni Dünya

Anne ve baba sözcüklerinin cinselliği çağrıştırdığı, doğumun aşağılandığı ve ilkel bulunduğu bu dünyada, embriyolardan istenen niteliklere uygun insan sınıfları üretilmektedir. Zeka gerektirmeyen işleri yapacak epsilonlarla üst düzey zihin becerilerine sahip alfalar arasında, toplumsal iş bölümünün gerektirdiği maddi manevi her basamağa uygun insanlar, üretim bantlarında adım adım üretilirler. Bantın her adımında, kuluçkadan şişeleme aşamasına kadar bir dizi kimyasal, biyolojik işlemlere tabi tutulurlar. Her gruptaki insanların da bir şeyi eksik ya da fazla katılmış olmasına göre “+” ve “-“ versiyonları mevcuttur. Mesela, romanın baş kişilerinden Bernard Marx, oluşum sürecinde kazara alkole maruz bırakıldığı için diğer alfalara göre biraz çelimsiz bir “alfa artı”dır. Yine baş kişilerden Humboltz Watson ise, kusursuz üretimin bir örneği olarak her açıdan dengeli ve mükemmel bir “alfa artı”dır. Ayrıca, diğer alfa artılardan farklı olarak, yeni dünyayı insani bulmayarak eleştirmektedir.

Yeni dünyanın insanları, uykuda şartlandırılmış davranış kalıplarına ve edindirilmiş toplumsal bir belleğe sahiptir. İnsanların belleği hipnopedya ile uykuda oluşturulmuştur. Kitaptan bağımsız olarak genellenip farklı okumalar yapılabilecek bir alıntı:

“Sonunda çocuğun zihni bu öğretilere dönüşene dek ve bu öğretilerin toplamı çocuğunzihnini oluşturana dek. Sadece çocuğun zihnini değil. Yetişkin zihnini de –tüm yaşamı süresince. Yargılayan, arzulayan ve karar veren zihin- bu öğretilerden oluşacak.Ama bütün bu öğretiler bizim öğretilerimizdir! Müdür neredeyse zaferle haykırıyordu. ‘Devletin öğretileri.””

Ait oldukları serinin/ sınıfın özelliklerini benimseyen, işlerinin gerektirdiği düzeyde çalışan insanlar, mesai bittiğinde sporla, eğlenceyle vakit geçirmekte yahut mucivezi soma haplarıyla hayallerine uçmaktadır. O nedenle kitap gibi gereksiz(!) bir ayrıntıya hayatlarında yer yoktur.

“’Hiç anlamadığım bir şey daha var,’ diye farklı bir tonla devam etti, ‘bu dehşet verici düşüncelerine kapıldığında niye soma almıyorsun? Hpsini unutursun. Izdırap çekeceğine neşelenirsin.”

Bu yaklaşımın alternatifi, eski dünyanın kişisinden gelecektir:

“’Gözyaşları içeren bir şeye ihtiyacınız var sizin’” dedi Vahşi, ‘değişmek için. Burada hiçbir şeyin bedeli yeterince ödenmiyor.”

Huxley’in, Cesur Yeni Dünya’da distopik görünse de aslında ütopik bir dünya sunduğu ve bantlarda doğan hayatlara çok da uzak durmadığı yaygın olarak belirtilse de eser, sanatın genel muhalif yapısının güzel örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir: İçinde yaşadığımız dünyayı, yabancılaştırarak başka bir pencereden gösteren bu tip eserler, o bantların üstünde şekillenen insanlardan çok da farklı bir hayat sürmediğimizi bize gösterir. Somalara karşılık, bizim de gönüllü kaçışlarımız var; hipnopedya yoluyla edinilmiş bilgi ve değerler toplamına karşılık bizim de bir dolu önkabullerimiz var. En basitinden, “insan yetiştirmek” gibi bir ifadeye dilimizde yer var. Politikacılar hayal ettikleri insan profilini yetiştirmekten söz edebiliyorlar.

bizim ilkel dünyamız!

Sanat eserinde alternatif sunmanın en basit ve etkili yollarından biri, karşıtı yoluyla karşılaştırma olanağı sunmasıdır. Yeni dünyanın karşıtı, ilkel eski dünyadır. O dünyanın “vahşi”si John, yeni dünyanın açmazlarını gösteren ve ne yaparsa yapsın hayranlık duyarak geldiği yeni dünyaya uyum sağlayamayarak intiharı seçen gerçek “insan”dır.

Gerçek insanın dünyasında, kitaplar, insani durumlar ve duygular vardır. Bunlar, romanda Shakespeare’in eserleriyle temsil edilmiştir. Kitaba adını veren “cesur yeni dünya” ifadesi de Shakespeare’in Fırtına oyununda geçmektedir. John iyi bir Shakespeare okurudur. Karşılaştığı durumları yorumlayan cümlelerinin bir bölümü Shakespeare’den alıntıdır. Othello, Romeo ve Juliet, Venedik Taciri, Kral Lear… (Bu yanıyla, romanı, metinler arasılık için kullanılabilecek materyallerim arasına aldım.)

Cesur Yeni Dünya’nın bir ayağı kapitalizme çarparken bir ayağı da adlar üstünden sosyalizme dokunmaktadır. Zeki olsa da kusursuz olamayan Bernard’ın soyadı Marx, üretilmiş insanlardan birinin soyadı Troçki, diğerininki Engels’tir.Kitaptaki ana kişilerden birinin adı Lenina’dır. (Aslında Bakunin, Hoover, Watson, Mustafa, Mond, Henry vb. daha birçok adlandırma ve adların verildiği kişilerin eserdeki rolleri üstünden ilginç bir çözümleme de yapılabilir.)

Meraklısına ilk filmi: Brave New World (1980 BBC yapımı)
2010 çekiminde Di Caprio var.

EK (3 Ağustos 2017): İlgili yazı: “Sanal ve Gerçek Dünyanın Tasarım Bebekleri”

*** Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya, İthaki Yay., 2012, 8.baskı (Çeviren: Ümit Tosun )

Bir Cevap Yazın