Civan (Müge İplikçi)

Civan, Müge İplikçi’nin son romanı. Üzerine bizzat yazarının ağzından edinilebilecek epeyce söyleşi mevcut. Bence önce romanı okumalı ki ister istemez yönlendiren açıklamaların etkisinden uzakta gerçek bir okuma olsun. Okudukça, başka kitaplarını da merak eder hale gelmek iyi…

civan

Sonra, Pınarlı’yı ve içindekileri toptan bir metafor olarak algılama ve bir tür “Bu kitapta/filmde okuduğunuz/izlediğiniz her şey hayal ürünüdür.” ironisine inat, her metaforun gündemdeki karşılığını bulma kendiliğinden geldi.

Pınarlı’nın “beyaz Türkler”e, Çiçek Mahallesi’nin “ötekiler”e karşılık gelmesi gibi… Hilal’in beyaz Türkler’in “değerleri ve yaşam tarzı”nı, Halil’in  o değerleri ve yaşam tarzını tehlikeye atan ötekilerin en kötü ve en kötüye de bir şekilde sürüklenmiş yanını karşılaması gibi… Emrullah’ın  ötekilerin en iş bilen, işbirlikçi yüzü olduğu, Solmaz’ın ve Rana’nın her iki dünyanın masumları arasında, arada bir çizgide kalması gibi… Hilal’le Berfin’in herkese inat arkadaşlığının, öyle sanıyorum ki Müge İplikçi’nin çözümü gösterdiği adres niyetine okunabilmesi gibi… (Hilal ve Halil adlarına hem ses hem anlamca taktığım da oldu bu arada:) Birbirinin içinde evrilir gibi…

“’Siz farklıydınız! diye soludu Solmaz. ‘Siz arkadaş olamazdınız! Yanlış buradaydı.’

‘Biz bizdik anne’ dedi Berfin. ‘Bu kadar. Ve arkadaştık. Bizi karşılaştırma.”

Romanın açık metaforları var bir de. Mutfak tezgâhındaki çatlak, “Kader Köprüsü”, el ve ille de ip gibi… İp, bu romanın matematiği, okurda oluşturulmak istenen bilincin ta kendisi, tüm sorunların çözüleceği kaynağın ucu, ortak yaşama kültürüne uzanmanın ve geçmişle geleceği buluşturmanın rotası… Elbette anlatmayacağım roman konusunun da gizli kahramanı bir öge…

“Hilal ise başka bir sesti. Hadi bahçeye çıkalım Berfin. Kap ipi.

Yaşam kokan, an içinde olan bir ses, renkti Hilal.”

Bu blog notunu okuyan biri, Hilal’le Berfin’in maceralarını anlatan bir kitap zannedebilir Civan’ı. Onlar sonuç… Onlar, harcanmaması gereken… Onlara varıncaya kadar harcanan bir Ekin, bir “ekin” var ki o, bir Ömür, bir “ömür” var ki tüm kayıplara adreslenebilecek, ipin/ bağın koptuğu yer orası…

Bir de yetişkin cephesi var romanın. Bir kasaba yalnızlığında/ bunaltısında/ kıskacında “ekâbir”in kendine has dünyasının erkekleri ve kadınları var. Onların oluşturduğu kültürün bir parçasına dönüşmüş görünen ve aynı zamanda Hilal’in annesi olan Rana ile onun geçmişte kalan aşkı, kızı Ekin’in ölümünden sonra “deli”lenmiş Emniyet Müdür Yardımcısı Dumrul Mucib var bir de…

Dumrul Mucib’i Behzat Ç.’den bir türlü ayıramadım kafamda :( Müge İplikçi, okurundan böyle bir bağ kurmasını beklemiyordur ama böyle… İplikçi’nin kurduğu bağ açık: Dumrul Mucib, “dellenmiş” ruhuyla ve kendine özgü ilkeleri ve doğrularıyla, yüzyıllar öncesinden Deli Dumrul’a eklemlenen bir karakterdir. Kendi doğrularının köprüsünde sıgaya çekilmenin de bir bedeli vardır ki ne bedel!

Metinler arası bir okuma için Dede Korkutvarî “soylama” bölümlerini andıran satırlar üzerinde de durulabilir. (Dede Korkut’u anlatacak yahut “metin ve gelenek” konusunu kavratacak edebiyat öğretmenleri için değişik bir malzeme çıkar bu kitaptan.)

Civan’ın kurgusu, bilinç akışının ve zamanda geriye doğru kırılmaların güzel bir örneği. Bazen bir ayrıntıyı anlamak için ön sayfalara dönme gereği duydum. Dilinin akıcılığında ve hınzırlığında, ironinin doğasındaki mesafede kolay ve keyifle okunan bir roman… Aynı zamanda, Inception filmi misali, kahramanlarının beyinlerindeki andan ana geçişlerde okurdan özel bir dikkat isteyen, bu yanıyla bir parça zorlayan da bir roman…

*** Müge İplikçi, Civan, Epsilon, 2012

Bir Cevap Yazın