Dilin, Anlattığı Dönemle Bağı

Jose Saramago‘nun Kabil romanında, Habil’i öldürüp zorunlu sürgünlüğünü yaşayan Kabil, yolda karşılaştığı yaşlı bir adamla sohbet eder. Kitapta, böyle bir sohbet dilinin olabilirliği üzerinden ilgili satırlara dair bir anlatım dili değerlendirmesi de yapılmış; bu yapılırken, “her daim tetikte duran” okura da şöyle bir dokunulmuştur:

“Sahte habil, yaşlı adamın sözlerine bakılırsa, yazgısına rastlayacağı meydana doğru yönelirken, uyanık kimi okurların son derece makul bir gözlemini ele alabiliriz: Her daim tetikte duran bu okurlar, vuku bulduğunu belirttiğimiz diyalogun ne tarihsel ne de kültürel olarak mümkün olmadığını, az topraklı -ve artık hiç toprağı olmayan- bir köylü ile hakkında kesinlikle bir şey bilmediğimiz bir yaşlının asla ne böyle düşünebileceğini ne de konuşabileceğini söyleyeceklerdir. Bu okurlar haklıdır; ama sorun, bunları ifade etmek için yeterli fikre ya da söz dağarına sahip olup olmamakta değil, dünyanın ilk çağlarındaki bir köylü ile bir ipe bağladığı iki keçisiyle bir yaşlının, yalnızca sınırlı bilgileri ve eveleyip geveleyen bir dille, neredeyse erişemeyecekleri önsezi ve sezgileri ifade edebileceklerini, basitçe insani empati ve entelektüel cömertlikle de olsa, kabul etme kapasitemizde yatmaktadır. Bu sözleri etmemiş oldukları da gayet aşikârdır; ama kuşkular, kaygılar, şaşkınlıklar, akıl yürütmedeki ilerleme ve gerilemeler elbette vardır. O dönemin dil ve düşüncesinin bizce çözümsüz ve çifte gizemini kendi dilimize aktarmakla yetindik.”

(çev.: Işık Ergüden, Kırmızı Kedi Yay.,2015; )

Bir Cevap Yazın