Dr.Jivago (Boris Pasternak)

Boris Pasternak’ın 1958’de Nobel Ödülü almış romanı Dr.Jivago’yu okurken Sovyetler Birliği’nin devrim tarihini ayrıntılı bilme gereği duydum.  1900’lerin başında, lise yaşlarındaki bir grup gencin ilk gençlik öyküleriyle başlayan eserde, 1917 Ekim Devrimi ve sonrası ile 1929’a kadar uzayan siyasî toplumsal süreç Jivago’nun hayatı üzerinden verilmiş. Okur, Jivago ile birlikte, Rusya’nın değişik bölgelerinde zenginlikten yoksulluğa, idealist kimlikten boşvermişliğe, geleceği kurma çabalarından yenilmişliğe uzayan bir tükenişe tanık oluyor.

Dr.Jivago Hacmine rağmen olayların çok hızlı geliştiği, 25 yılı aşkın bir sürecin konu edildiği romanda Jivago’yla Lara’nın öyküsü aslında yalındır: Jivago, annesinin ölümünden sonra dayısı tarafından yanına yerleştirildiği ailelerin yanında yetişmiş, doktor olmuş ve varlıklı bir ailenin kızı olan Tonya ile evlenmiştir. Lara, annesinin hukuk işlerini gören, aynı zamanda metresi olan bir kişiyle ilişki kurmuş; uzun bir zaman sonra bu ilişkiden iğrenerek kendine başka bir şehirde yeni bir hayat oluşturmuş; lise yaşlarından tanıdığı Pavel’le evlenmiş bir tarih öğretmenidir. Jivago’yla Lara’nın hayatları zaman zaman kesişir. Bu kesişmelerden birinde aralarında duygusal bir bağ oluşur. Ancak ülkenin siyasî gelişmeleri içinde onların ve ailelerinin hayatları alt üst olur ve zaman içinde her biri bir yere dağılır.

Roman boyunca, okuru karşılayan onlarca kahraman var. Bu yönüyle, Rusya’nın insan portrelerinden oluşan bir galeri gibi neredeyse… Küçük insanların kendilerine özgü dünyalarında bir dönemin belgeseli yansıyor gibi…

 Romanın gerçekteki öyküsünü, içeriğinden daha ilginç buldum. İçeriğiyle tamamen bağlantılı bu öyküde, Batı edebiyatıyla yakından ilgili, şiirler yazan ve çeviriler yapan Pasternak’ın Sovyetler Birliği yönetimince çok tutulmadığı; hatta Dr.Jivago romanının da beğenilmediği ve hatta Nobel Ödülü’nü iade etmesi yönünde baskı gördüğü bilgisi var. Semih Tiryaki’nin çevirisinden okuduğum romanın başındaki bilgiye göre:

“1954 yılıydı, Moskova gazeteleri Boris Pasternak’ın büyük bir roman yazdığını, bunu bitirmek üzere olduğunu haber verdiler. Bu arada, bazı dergilerde romandan parçalar çıktı.Eserle batılı yayınevleri de ilgilenmişlerdi. Romanı basmak üzere tekliflerde bulundular.Pasternak bunlardan Milano’daki bir İtalyan yayıneviyle anlaştı, romanının daktiloyla yazılmış bir nüshasını gönderdi. Anlaşmaya göre roman İtalya’da Moskova’da yayınlandığı sırada çıkacaktı.

Yalnız, aradan aylar, yıllar geçmiş, Moskova’dan bir haber çıkmamıştı. Derken, haber geldi: Romanın müsveddelerini yazar geri istiyordu: Sözde, üzerinde bazı değişiklikler yapacaktı. İtalyan yayınevi buna razı olmadı, eseri geri göndermedi. Mesele sonradan anlaşıldı: Meğerse Sovyet hükümeti Dr. Jivago’ yu beğenmemiş, yayınlanmasını da yasak etmiş. İleri sürülen iddiaya göre, roman zayıfmış, şairin şöhretine lâyık değilmiş.

Dr. Jivago İtalya’da yayınlandı, aynı zamanda daha başka dillere de çevrilerek İngiltere, Amerika, Fransa’da da çıktı. Daha sotira, 22 ekimde, 1958 yılının Nobel Edebiyat Mükâfatı da bu romana verildi. Boris Pasternak, bu haber üzerine, ilk önce, memnuniyetini bildirmişken, sonra, yine hükümetin zoruyla, mükâfatı reddetti”

Yine aktarılan bilgiye göre, Dr.Jivago’ya Nobel Ödülü verilmesinin gerekçesinde Tolstoy’un Savaş ve Barış’ıyla benzerlik kurularak yapılan şu değerlendirme vardır:

«Bu roman hakikî, büyük bir dehanın eseridir. Zor şartlar altında bu kadar vakur, bütün siyasî görüşlerin bu kadar üstünde bir eser yaratmış olmak gerçekten büyük bir başarıdır.»

Dr.Jivago’nun siyasî bir içerik taşımadığı görüşü bence doğru değil. Tersine, Pasternak, Sovyet rejimi karşısındaki tutumunu doğrudan ya da dolaylı olarak kahramanları aracılığıyla gayet açık ortaya koymuştur. Meselâ romandan bir paragraf:

“Derken ihtilâl başlayıvermişti. Ama 1905’te, üniversite öğrencilerinin hayallerinde canlandırdıkları cinsten değil de, şimdiki kanlı ihtilâldi bu: Bu askerî ihtilâli Bolşevikler idare ediyorlar, mânasını da yalnız onlar biliyorlardı. İhtilâlin hiçbir şeye aldırdığı yoktu.”

Şu yargıya katılıyorum bu arada:

“Romanın değeri, Batı edebiyatının ve Tolstoy, Dostoyevskiy gibi eski büyük Rus romancılarının ananevi havası içinde yazılmış, insan ruhunu, beşerî duygulan, ferdin ıstırap ve sevincini işleyen, klâsik tarzda bir roman oluşun-dadır.”

Beni etkileyen Lara’s Theme şarkısının romanda bir karşılığı var mı diye bakmıştım:

“Günler kısalmıştı. Saat beşte ortalık kararmaya başlıyordu. Akşam olurken Dr. Jivago, Liveri’nin Svirid’le tartıştığı noktada yolun bir kenarından öbür kenarına geçti. Ordugâha doğru ilerliyordu.

Üvez ağacının bulunduğu açıklık yerle tepeciğin yanında, ordugâhın hemen yakınında büyücü Kubariha’nın arsız, kışkırtıcı sesini duydu. Kadın küçük küçük feryatlar kopararak tuhaf bir şeyler yapıyordu. Büyük bir kalabalık onu dinlemekteydi herhalde. Çünkü kadınlı-erkekli bir topluluk ikide bir Kubariha’nın sözünü kesip kahkahalarla gülüyordu. Sonra birdenbire ses kesiliverdi. Kalabalık dağılmıştı herhalde. O zaman Kubariha tamamen yalnız kaldığını görerek, alçak sesle, sırf kendisi için şarkı söylemeye başladı. Jivago oradaki su birikintisine düşmemek için dikkat ederek karanlıkta ağır ağır ilerledi. Tam üvez ağacınm karşısına gelince olduğu yere mıhlanıp kaldı. Kubariha doktorun bilmediği eski bir Rus şarkısı söylemekteydi. Belki de uyduruyordu. Yanık, hazin bir şarkıydı bu. Doktorun tüyleri diken diken oldu.

Şarkıya kendini o kadar kaptırdı ki o sırada Lara’yı hatırladı.    Onu canlıymış gibi, gerçekten karşısında görüyordu.”

Galiba romanın “Lara’s Theme”i de bu satırlarda saklı…

Mahfi Eğilmez’in Radikal’de yayınlanan bir yazısı da roman ve filme ilişkin ilginç bilgiler içeriyor. Şurada

Film ve fotoğraflar için IMDb sayfası için buradan…

*** Boris Pasternak, Dr.Jivago, Güven Yayınevi, 1959  (çeviren: Samih Tiryakioğlu)

Bir Cevap Yazın