Drina Köprüsü (İvo Andriç)

Drina Köprüsü, İvo Andriç’in 1961’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen romanı…1945’te yazılmış. Öyküsü anlatılan Drina Köprüsü ise, 10 yaşlarında Sokoloviç köyünden devşirilen Sokullu Mehmet Paşa’nın doğduğu topraklara özlemi, teşekkürü, minneti bir bakıma… Nihayet okumaya başladım. Gecikmiş okumalardan…

Drina Köprüsü(Drina Köprüsü… Şu siteden)

Okurken bir kez daha gördüm ki durduğunuz nokta, bakış açınızın ta kendisi aslında… Osmanlı’nın Balkanlar’a “barış ve huzur getiren” politikası, bizim durduğumuz noktanın rengi… İvo Andriç’in anlattığı öyküde, pırıltılı mirasın arkası pek öyle görünmüyor gibi…

Romanın masalsı, destansı, içine olağanüstülük ve acı katılmış beş yıllık bir yapım öyküsü var. “Acı” bölümü, acıtıyor sahiden… Mesela bizim tarih dersinde, “devşirme” teriminin soğukluğunda dinlediğimiz bilgiler, bu romanda annelerin iç yarasına, çocukların gözlerindeki yalnızlığa dönüşüp somutlaşıyor birden… Görkemli köprü de görkemine insan bedelleri ödenmiş olarak anlatılıyor.

Eski kitaplara sinen kokuyu çok seviyorum. Millî Kütüphane yıllarından gelen bir alışkanlık da olabilir; babamın yaprakları sararmış kitaplarına sinmiş kokuya çok küçükten alışmışlık da… Şimdi elimde tuttuğum kitap, her sayfa çevrimine eklenen belli belirsiz kokusuyla eskileri çağıran bir einfuhlung durumu yaratıyor. Okumaya devam….

hüzünlü Bir Köprü Söylencesi

Mitoslar, insanlığın çocukluk düşleridir; hayata dair çocuksu bilgi üretimleridir; sorularına buldukları en güzel, en inanılmaz, en abartılı yanıtlardır. Mitosların, “Ait olduğum kabilenin varoluş öyküsü ne? İçinde yaşadığım evren nasıl ortaya çıktı?”  türünden sorulara verdiği yanıt, destanlara; yerel ögelere, nesnelere ilişkin, “Neden böyle?” sorusuna verdiği yanıt ise söylencelere, efsanelere kapı açar.

Drina Köprüsü’nün yapım aşaması için uydurulan söylenceler, bu kadar masum değil… Bilinçli olarak oluşturulan, ama sonradan halkın da inanır hale geldiği, korkuyu besleyen anlatılardan…

İmparatorluk adına, Sokullu Mehmet Paşa’nın talimatıyla Drina üzerinde yapılan köprü için, halk karın tokluğuna uzun süre çalıştırılınca bıkar ve ortaya kendince bir söylenti yayar: Köprünün yapılması bir su perisi tarafından istenmemektedir. Söylentiyi gerçek kılmak için de gündüz çalıştıkları köprüye, gece zarar vermeye başlarlar. Böylece köprü inşaatı bir türlü ilerlemez.

“Ve böylece; sonbaharın ilk günlerinde, ilkin işçilerin, sonra da halkın arasında su perisinin köprünün işine karışmağa başladığına, gündüz yapılan işleri geceleri yıktığına dair söylentiler dolaşmağa başladı.

Halk, zamanla yalanını yeni ögelerle süsler: Köprünün temeline Stoya ve Ostoya adlı iki kız çocuğunu yerleştirip üzerlerine duvar örmezlerse, inşaat tamamlanamayacaktır. Periler öyle istemektedir.  Bu arada, beklemedikleri bir gelişme olur.

“O sırada Vişegrad’ın üst yanındaki bir köyde, kekeme ve aptal bir kız gebe kaldı. Bu, yabancı bir evde hizmet eden bir zavallıydı. Kimin onu gebe bıraktığını bilmiyor, ya da söylemek istemiyordu. Bu kızın, hele bunun gibi bir kızın gebe kalması ve bu işi yapanın meydana çıkmaması, hiç işitilmemiş bir şeydi.

Bu olay, tâ uzaklarda bile yankılar uyandırdı. O sıralarda kızcağız, etrafı tahta perde ile çevrilmiş bir arsada doğurdu. Çocukları ikiz ve ölü olarak doğdu. Köylü kadınlar ona doğumunda yardım ettiler ve çocukları götürüp bir erikliğe gömdüler.

Ama ana olmaktan yoksun olan genç kadın, üç gün sonra kalktı, her tarafta çocuklarını aramağa başladı. Onun bitmek tükenmek bilmiyen sorularından kurtulmak için, işaretle ona, çocukları köprüye götürdüklerini anlattılar.”

Genç kadın, sürekli köprü çevresinde dolaşmaya ve işçilere derdini anlatmaya çalışır. İşçilerin kendisini anlamadığını düşününce de süt dolu göğüslerini açarak, bebeklerini emzirmek istediğini anlatmaya çalışır. İşçiler çaresiz kalır. Kadın artık hep oralardadır.

Bir zaman sonra, öykünün çıkış nedeni ortadan kalkmıştır; artık devreye giren, saf düş gücüdür. Yıllar sonra anlatılacaktır ki:

“Nihayet sulardan bir ses, yükselerek Mimar Radi’ye, Ostoya ve Stoya adlı biri erkek, biri kız iki ikiz kardeş bulup ortadaki sütunların içine ördürmesini tavsiye etmişti. Hemen bütün Bosna’da bu çocukları aramağa başlamışlar ve onları getirecek olana armağanlar adamışlardır. Nihayet jandarmalar, uzaklarda yeni doğmuş iki ikiz kardeş bulup zorla getirmişler. Fakat anneleri yavrularından ayrılmak istememiş yediği dayaklara aldırmayarak bağıra çağıra Vişegrad’a kadar arkalarından gelmiş, orada mimarın karşısına çıkmağa muvaffak olmuş.

Masal: Çocukları duvarın içine ördüler diye devam eder. Çünkü başka türlü olmasına imkân yoktu. Yalnız mimar, onlara acıdığından annelerinin gelip onları emzirebilmesi için, sütunların arasında geniş boşluklar bırakmış. Bu boşluklar, sanatla yapılmış yalancı pencerelerdir. Tıpkı kale mazgalları gibi bir şey. Şimdi bu deliklerde yabani güvercinler yuva yapar. Yüz yılların hatırası olarak bu duvardan ana sütü sızmaktadır.”

Söylence, başka yoldan hayata karışır. Köprü duvarından sızan ince beyaz akıntı, anne sütü olarak algılanır. Halk yılda bir kez, duvar üzerindeki bu beyaz izi kazır, toz olarak saklar ve sütü olmayan annelere satar.

Sonuç: Basit bir yalandan, hüzünlü ve lirik bir söylence türetilebilir mi? Yanıtıdır.

*** İvo Andriç, Drina Köprüsü, Altın Kitaplar, 1971  (çeviren: Hasan Âli Ediz, Nuriye Müstakimoğlu)

Bir Cevap Yazın