Seyyah ile Kuyumcu (Kelile ve Dimne’den)

* Yazım-noktalama kaynaktaki gibidir. (Beydeba, Kelile ve Dimne, MEB, İstanbul, 1945; çev.Ömer Rıza Doğrul)

Debşelim filozofa der ki:

«Bu misali de dinledim. Şimdi de iyiliği lâyık olmayan kimseye iyilik yaparak şükran bekliyenin halini tasvir eden bir misal söyle.»

Filozof şu cevabı verdi:

«Mahlûkların huyları, türlü türlüdür. Yeryüzünde dört ayaklı, iki ayaklı, yahut kanatlı varlıklar içinde insandan daha şerefli bir varlık yoktur. Fakat insanların da hem iyisi, hem kötüsü vardır. Belki de hayvanlar, canavarlar ve kuşlar içinde insandan daha iyisi, daha namuslusu, iyiliğe iyilikle mukabele hususunda daha çok hayırlısı bulunur. Onun için iyiliği, lâyık olana yapmak, iyiliği tanımayan ve iyiliğin hakkını ödemiyen kimselerden onu esirgemek gerektir. Buna ancak denenmiş; ve vefalılığı, insanlığı tanınmış kimseler lâyıktır. Hattâ iyiliği akraba oldukları için yakınlara hasretmek doğru değidir. Bunların içinde de iyiliğe lâyık olmayanları seçmek icabeder. Akraba olmadıkları için iyiliği uzaklardan esirgemek de doğru değildir. Çünkü bunların içinde de iyiliğin kadrini bilenler, iyiliğe lâyıktırlar ve bunların içinde iyiliğe iyilikle mukabele edenler, iyiliği şükran ile karşılıyanlar aranmalıdır. Elhasıl, güzide meziyetleriyle ve yüksek ahlâkiyle tanınmış olan kimselere iyilik etmek gerektir. Bir tabibin bir hastayı tedavi edebilmesi için, hastayı muayene etmesi, bünyesini tanıması, hastalığının sebebini keşfetmesi lazım olduğu gibi akıllı olan bir kimse de, denemediği bir kimseyi dost edinmez. Çünkü denemediği kimseyi dost edinen, kendini tehlikeye atar. Bunun da filozoflar tarafından rivayet edilen bir misali vardır.»

Kıral sordu:

«Bu, nasıldır?»

Filozof anlattı:

«Derler ki: Birkaç kişi bir kuyu kazmışlar, bu kuyuya bir kuyumcu, bir yılan, bir maymun ve bir pars düşmüşler. Bir seyyah buradan geçerken kuyuya bakarak adamı, yılanı, maymunu ve parsı görmüş, kendi kendine: «Şu adamı, bu düşmanların arasından kurtarırsam en büyük iyiliği yapmış olurum» demiş. Kuyuya bir ip uzatmış. Maymun atikliği dolayısiyle hemen ipe sarılmış, seyyah, ilk evvel onu çekmiş. Seyyah ipi bir kere daha uzatmış, bu defa yılan ipe sarılmış; seyyah onu da çıkarmış, ipin üçüncü defa sarkıtılması üzerine, pars da kurtulmağa imkân bulmuştu. Bunların üçü de seyyaha teşekkür etmişler, sonra:

-Aman, şu insanı kuyudan çıkarma, çünkü insan kadar nankör bir kimse yoktur! Bilhassa nankörlükte bu adamdan beterine rasgelinmez! demişler.

Maymun seyyaha bakarak:

-Benim evim. Nevdireht adlı bir şehre yakındır.

Pars da:

-Ben de bu şehrin civarında bir ormandayım.

Yılan:

-Ben de şehrin duvarları içindeyim! dediler.

Hepsi birden:

-Şayet bir gün bu şehre yolun düşer de, yardımımıza muhtaç olursan, bizi çağır. Biz de gelir, senden gördüğümüz iyiliğin mükâfatını sunarız.

diyerek ayrılmışlardı.

Seyyah, onların insan nankörlüğü hakkında söylediklerine bakmıyarak, ipi kuyuya sarkıttı ve kuyumcuyu da çıkardı, kuyumcu, seyyahın ayaklarına kapanarak:

-Bana yaptığın iyiliğe teşekkürden acizim. Fakat birgün Nevdireht şehrinden geçersen bana uğra, ben orada kuyumculuk ediyorum. Adım, şudur. Bana uğrarsan ben de senden gördüğüm iyiliğin hakkmı ödemeğe çalışırım! dedi.

Bunun üzerine kuyumcu şehrine gitmiş, seyyah da yolıma devam etmişti. Bir müddet sonra seyyahm yolu bu şehre düştü. Maymun, derhal seyyahı karşılayarak ayaklarını öptü ve:

-Affedersiniz, biz maymunlar, dünya malından hiçbir şeye malik değiliz. Fakat otur, dinlen, dedi ve derhal koşarak meyvalar getirdi, seyyaha ikram etti. Seyyah da yiyip içtikte sonra kalkıp gitti.

Seyyah şehrin kapılarına vardığı zaman pars tarafından karşılandı ve pars ona bakarak:

-Bana, dedi, çok büyük bir iyiliğin dokundu. Biraz dinlen ve beni bekle!

Pars gitli ve bir duvardan atlıyarak kıralın sarayına girdi. Kıralın kızını öldürerek mücevherlerini aldı, getirdi ve seyyaha verdi. Tabiidir ki seyyah onun bu mücevherleri nereden ve nasıl bulduğunu bilmiyordu. Buna karşı seyyah kendi kendine dedi ki:

-Bu hayvanlar, benden gördükleri iyiliğe bu şekilde mukabele ettiler. Kim bilir kuyumcu beni nasıl karşılayacak. Şayet kuyumcu darlık içinde ise ona bu mücevherleri veririm. O da bunları satar, ve bedelini paylaşırız. Kendisi kuyumcu olduğu için bu işin ehlidir ve bunların kaça satılacağını herkesten daha iyi bilir.

Seyyah gide gide kuyumcuyu buldu, kuyumcu da onu çok iyi karşılıyarak evine götürdü. Fakat mücevherleri görünce bunları tanıdı. Çünkü kıralın kızı bunları ona yaptırmıştı. Kuyumcu misafiri evde alıkoyarak:

-Sen burada otur! Dinlen. Ben sokağa çıkarak bir az nevale tedarik edeceğim. Çünkü yalnız evdeki yiyeceklerle seni ağırlamak kâfi gelmez.

dedi, ve kalktı, gitti. Yolda kendi kendine diyordu ki:

-Fırsatların en büyüğünü ele geçirdim. Yapacağım iş hemen kıralın yanına gitmek, kızına ait mücevherleri bu seyyahın taşıdığını anlatmak ve böylece kıral nezdindeki mevkiimi vükseltmektir.

Kuyumcu derhal saraya gitti ve kirala şu haberi gönderdi: Senin kızını öldüren ve mücevherlerini alan adam benim evimdedir. Derhal yakalatın!.

Kıral da adam göndererek seyyahı yakalattı ve kızının bütün mücevherlerini seyyahın üzerinde görünce başka bir delil aramağa lüzum görmiyerek, seyyaha işkence yapılmasını, şehirde dolaştırılmasını ve daha sonra darağacına çekilmesini emretti: Seyyah işkenceden ağlıyor ve:

Keşki maymun, yılan ve parsın sözünü dinliyeydim. Çünkü onlar bana insanın nankörlüğünü anlatmışlardı. Onları dinleseydim, başıma bu belâ gelmezdi, diyordu.

Seyyah bu şekilde söylene söylene giderken yılan onun sesini işitti, kendisini tanıdı ve onun bu hale uğramasından üzülerek bir kurtuluş çaresi aradı.

Yılan buna karar verdikten sonra hemen gitti ve kıralın oğlunu soktu. Kıral da hekimleri çağırdı. Bunlar kıralın oğlunu tedavi için uğraştılarsa da muvaffak olamadılar.

Fakat yılan kıralın oğlunu soktuktan sonra arkadaşlarından olan bir peri kızına giderek seyyahın kendisine yaptığı iyiliği anlattı ve kendisine yardım etmesini diledi.

Bu peri kızı hemen koştu ve kıralın oğlunu görerek dedi ki:

-Kurtulman için, su gadre uğrıyan seyyahın seni tedavi etmesi lâzımdır!

Diğer taraftan yılan da seyyaha döndü ve: Sana, insana iyilik eden kemlik görür, demiştim.

Dedikten sonra eline birkaç yaprak verdi ve şunları anlattı:

-Kıralın oğlunu tedavi için sana baş vuracaklar. Sen de bu yapraklan kaynat ve suyunu kiralın oğluna içir, o bu seyede kurtulur. Tabii kıral da buna karşı vaziyetini soracaktır. Sen de ona doğruyu söylersen bu felâketi atlatırsın. Çünkü kıralın oğluna, ancak senin tarafından tedavi edilince kurtulacağı bildirilmiştir.

Çok geçmeden kıral seyyahı davet etti ve oğlunu tedavi etmesini söyledi. O da yapraklan kaynatarak çocuğa içiırdi ve çocuk bu sayede zehirin tesirinden kurtuldu.

Kıral sevinmiş ve seyyaha başından geçenleri anlatmasını istemişti. O da anlattı.

Kıral seyyaha bir hediye vermiş ve gösterdiği nankörlük yüzünden kuyumcunun da darağacma asılmasını söylemişti.

Filozof hu hikâyeyi anlattıktan sonra ilâve etti: «Kuyumcunun kendisini kurtaran seyyaha reva gördüğü muamele ile hayvanların iyiliği iyilikle karşılamalarında büyük bir ibret vardır. Bunu düşünmek, anlamak ve nankörlükten korunmak gerektir. İyilik, ister yakın, ister uzak olsun, vefalı ve civanmert insanlara lâyıktır. Ancak bu sayede iyilik faydalı olur ve kötülük ortadan kaldırılır.»

Bağlantılı bilgi: “Fabl, Özellikleri ve İlk Örnekler”

Bir Cevap Yazın