Geçen Sene Bugün…

Karadeniz’de, köyümüzde, uzak bahçemizde, annemin bize hazırladığı sürprizi tadını çıkarmak ve annemle İlkyaz’a ziyafet çekmek, benim; çayların arasında büyümüş otları ayıklamak, onların göreviydi.

Aslında bir hüzne teselli sürpriziydi. Sıradan bir gündü.

Toprakta ateş yakmak, mısır kızartıp patates közlemek, kalan ateşte kahve pişirmek, arada annemlere laf yetiştirmek güzeldi, basitti, insanî ve doğaldı. Albert Camus’nün Yabancı romanındaki ağaç metaforunun anlattığı duruma (bir kovuktan görülen gökyüzü parçasına bile alışır insan zorunlu kalsa) mahkûm yaşayamazdım belki ama böylesi bir dinginlikte bir ömür sürebilirdim (mi? Yanımda ipad ve tel vardı!)

Anne kucağında, baba memleketinde… Sesinizi duyup size dönen bir annenin varlığı her yaşta ihtiyaç duyulasıdır.

Derken… Akşam televizyonda Genelkurmay ve köprü görüntülerini görüp ekrana çakılı kalıp ertesi sabaha kadar göz kırpmadan, arada köyün karanlığında duyulan selalara kulak vererek geçireceğimiz  gece başladı…

İç acıtıcıydı. Hüzn, geride ve çok lüks kaldı. Korkunç ve ürkütücü bir geceydi.

O gece Ankara’da olan bir arkadaşım, sonraki iki hafta dışarı çıkarken hep tedirginlik yaşadığını, gökyüzünden yine ateşler yağacağından korktuğunu söylemişti.

Bir yıl geçti…O gün bahçede Camus’yü düşünmüştüm; gecesinde bilumum varoluşçu yazarların altını kalın kalın çizdiği, seçmediğimiz hayatlara ve başkalarının beyinlerinden geçen planların sonuçlarına maruz kalmaları, daralan hayat ufkumuzu…

bugün…

 Şehitler Makamı Anıtı  ve 15 Temmuz anması (İstanbul)

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi 15 Temmuz Şehitler Abidesi
15 Temmuz Şehitler Abidesi (Ankara)