Gecenin Gecesi (Hasan Ali Toptaş)

Yavuz Turgul’un Yol Ayrımı filmi öncesinde, Dost’a uğradım. Murat Gülsoy’un Öyle Güzel Bir Yer ki romanını alacaktım ki Hasan Ali Toptaş’ın Gecenin Sesi hikâye kitabını gördüm. İkisini de aldım. Büyülü Fener’de seansı beklerken ilk hikâyeyi okudum bile. Bir yandan da aklımdan şöyle bir şey geçmekte: Toptaş metinleri ile Turgul filmleri üst üste binmese, farklı anlatım dillerinin yoğunluğu birbirine karışmasa… Derken, filmde hoş bir ayrıntı: Hayatın şiir yanında yaşayan Altan, “yeni hayat”ında hayat diye bir şeyi yeni yeni tatmaya başlayan Mazhar Kozanlı için iki kitap seçer: Gülten Akın’ın bir şiir kitabı ile Hasan Ali Toptaş’ın Kuşlar Yasına Gider romanı. Ne diyelim, tevafuk… (EK:-13 Kasım: Yavuz Turgul’un söyleşisini okudum az önce. Bu cümleler ona ait:- “Gülten Akın şairimdir. Hasan Ali yazarımdır, çok severim. Cevat Abi ile ayrılmaz bir bağımız var. Filmde yer alan şiiri de hikâyeye tam oturan bir şiir oldu. Leyla Navaro’nun kitabı da Jorge Luis Borges’ye atfedilen ‘Anlar’ şiirini barındırdığı için filmimizde yer aldı.”)

Gecenin Gecesi

gecenin gecesi…beş hikâye… beş dünya…

Beş hikâyeden oluşan ince bir kitap, Gecenin Gecesi. (Bitti bile…) Yer yatağını sırtında taşıyan, çocukluğunda ve yazının içinde nefes alan adam (“Yatak”)… Birden bire kaskatı kesilip camlara yürüyen ama aslında “solgun bir dağ lâlesi” halinde büyüyen adam (“Nihat”)… Ömrü fotoğraf çekerek geçen ama belgeseli yapılacağı zaman bir kare fotoğrafı aranan adam (“Fotoğraf”)… Kumarda kaybettiklerinden sonra “uçan” adam (“Veysel’in Kanatları”)… Cici anneden gelen kardeşe içten içe bilense de içinde “anne”yi taşıyan çocuk (“Şeytan Uçurtması”)… Ters köşe yapan başlangıçlar ve sonlar…

Gecenin Gecesi; diğer Hasan Ali Toptaş hikâyelerinde olduğu üzre, bir yanıyla “Gecenin Gecesi” türküsünün hüznüne eş, bir yanıyla da hayatın beklenmedik yüzlerinde hüznün orta yerine düşürülen gülümseyişlerle ilerleyen bir kitap…

Şu uzun gecenin gecesi olsam
Sılada bir evin bacası olsam
Dediler ki nazlı yarin pek hasta
Başında okuyan hocası olsam

Toptaş’ın metinlerinde sözcükler, durumun, duygunun somut ve sahiden hissedilir adresleridir. Anlatılanı duyarsınız, görürsünüz, dilinizde tadını alırsınız hatta metin kişileriyle birlikte sinestezik bir deneyimi yaşayıp sesi görür, resmi duyarsınız.

“(…) bu patikalara inmiş bulutları, sağda solda çınlayan börtü böcek seslerini ve bu seslerin gerisinde nemli bir uzaklık hâlinde duran çalılıklarla çalılıkların dibindeki sessizlikleri bile görebilirdi. Rüzgârın kabuklarda yırtılışını bile, sonra… Çakılları, taşları ve ıssızlıklarıyla birlikte derelerin rüzgâra kapılıp tepetaklak savruluşunu bile. Ya da ne bileyim, yer değiştiren gölgelerin gürültüsünü, kayalıklarda kayalık gibi parlayan güneşin sıcaklığını ve kıyıda köşede kalmış küçük bitkilerin fısıltılarını bile…”

Gecenin Gecesi

resimli hikâye kitabı…

Kitabın biçimsel ögeleri ve düzenlenişi ilginç… Metinleri görmeden uzaktan bakan biri bir çocuk kitabı olduğunu düşünebilir. Her hikâyenin baş tarafında, hikâyeden vurucu bir detay resimlenmiş, aynı detay sayfaların kenarlarına da yerleştirilmiş. Çizimler, Toptaş’ın Gölgesizler kitabını filme çeken Ümit Ünal’a ait.

Gecenin Gecesi

Ümit Ünal’ın kitapla ilgili, Twitter hesabından paylaştığı resimlerden biri

insan neden yazma ihtiyacı duyar ki?

Böyle bir soru için, Sait Faik’in “Haritada bir Nokta” hikâyesinin sonunda geçen Yazmasam deli olacaktım…” ile Toptaş’ın “Yatak” hikâyesinin yanıtı benzeşir:

“Şimdi sen, öyleyse bütün bunları neden yazdın, diyeceksin belki. Doğrusu, neden yazdığımı ben de bilmiyorum. Demek, yorganı omuzlarıma doğru çekip, bu yatak beni öldürecek dedikten sonra yazının içinde uyuyakalmışım.”

Hasan Ali Toptaş, cümlelerinde durup hayranlıkla dünyasına girmeye çalıştığım yazarlardandır. Ahmet Haşim’e inat, güzelim bülbülün canına okumak pahasına da olsa, öğretmenler, öğrencilerine, dil işçiliğinin ürünü edebiyatın nasıl bir şey olduğunu ve insanı ta ciğerinden nasıl yakaladığını göstermek istiyorlarsa, “Yatak” ve “Şeytan Uçurtması” hikâyelerini okuma/okutma listelerine almalılar. Satır satır, tadını çıkara çıkara okumalılar birlikte… Her iki hikâyenin düşündürttüğüdür. Değil mi ki arka kapaktaki yorum kayda değer:

“Hasan Ali Toptaş’tan yeni öyküler. Her biri “HAT edebiyatı”nı kazan, kazdığı yere yeni sorular bırakan, bıraktığı soruları derinleştiren, derinleştirdikçe daha da karışan, karıştığı ölçüde de billurlaşan öyküler. Kısık sesli, meraklı, ruhu kolaçan eden, arayan metinler.”

*** Hasan Ali Toptaş, Gecenin Gecesi, Everest, Kasım 2017

 

Bir Cevap Yazın