Geçmişin ve Bugünün Hayat Ağaçları

Konumuz mitolojik bir öge olarak hayat ağacı idi. Sözü “hayat ağacı”ndan alıp Twitter ağacına bağladığımız bir ders oldu. Destan dönemi, mitler, insanlığın çocukluk düşleri vs. üzerine konuşuyorduk. Girdiğim sınıfların en “karizmatik” erkeklerini bile seçtik. Sonra onlar, kariyer ve karizmanın aslında destan dönemiyle ilişkili ve “tanrısal” anlamlar yüklendiğini, zaman içinde anlam daralmasıyla bugünkü niteliğe büründüğünü öğrenmiş oldular. Gülüştüler. Uygurların Türeyiş Destanı’nı işlediğimiz dersti. Ben kitaptaki metni okurken, onlar, bu düşsel, olağandışı dünyayı resmettiler. Eğlenceli geçti. Az önce, tümünün çizdiği resimleri tarayıp belleğe attım. Yarın da şaheserlerini görecekler:)

Resmi çizilen metin, ait olunan kavme olağanüstü bir varlık nedeni bulmaya tipik bir örnek. Adı üstünde tipik bir “türeyiş” destanı…  Tola ile Selenga ırmaklarının birleştiği bir alanda büyüyen iki ağaçtan birine her gece inen ışık ve bir süre sonra çevrede görülen beş çadır ve beş bebiş ve süt dolu beş emzik… Bebişlerden birinin diğerlerine göre daha öne çıkan kimliği ve Bögü Tigin olarak Uygurların başına geçmesi…

hayat ağacı

İlk fotoğraf, bir dekorasyon dergisinden… Hayat ağacı… Orta Asya’dan Anadolu’ya ve yüzyıllar öncesinden günümüze taşırken mistik yanını bir yerlerde bıraksak da derin köklere göndermede bulunan bir motif olarak hayat ağacının mimaride kullanılmasına bir örnek….Gökteki “ebedî şaman”ın kapısına dikili ağacın dalları arasında Tanrı’nın çocukları korunuyor. Ruhlar birer kuş biçiminde bu ağacın dalları arasında uçuşuyor. Bir insan doğunca, buradan bir ruh uçuyor ve yeni doğana can oluyor. İnanç… Digitalage’nin eylül kapağında Twitter ağacını görünce, aklıma ilk hayat ağacı gelmişti. Twitter ve diğer sosyal medya araçları da binlerce ruhun devasa bir ağda birbiriyle buluşmasına vesile:)

hayat ağacı  Sivas Gök Medrese’nin taç kapısında, tepesinde kartal bulunan dünya ağacı kabartması

Ders kitabındaki “Türeyiş Efsanesi”  metninin başka bir versiyonundan bir bölüm… Bilgisi Bahaddin Ögel’in Türk Mitolojisi kitabından:

Tola ile Şelenga, birleşir dökülürmüş,
Suların kavşağında, bir ada görülürmüş.
Adanın ortasında, bir tepe göğe ermiş,
Tepenin tam üstünde bir de kayın göğermiş.
Gün olmuş zaman olmuş bir ışık peyda olmuş.
Işık gökten inince, kayın da nurla dolmuş,
Ne zaman ki, gün batar, ışık gökten inermiş,
Kayından sesler çıkar, herkes müzik dinlermis..
Bunu duyan Uygurlar, hep birden şaşırmışlar,
Bu durumu görenler, aklını kaçırmışlar.
On ay on gece kaynı, ışık ile sarılmış
Bir gün tam şafakleyin, kayın birden yarılmış.
Beş güzel çocuk çıkmış, kayının ortasından,
Gözleri kamaştırmış, bakmışlar arkasından.
Gün olmuş zaman olmuş, hepsi kocaman olmuş,
Küçükleri “Bögü-Han”, Uygarlara Han olmuş.

“Türklere göre cennette, “Kutsal ağaç”” İle bu ağacın kökünde de bir “Ana-Tanrı” vardı. Efsanede bazı dış tesirler vardır. Fakat ana motifler, en eski Türk mitolojisinin özelliklerini taşırlar. Türklerde nehirlerin  kavuştukları yerler, kutsal idiler. Tıpkı Oğuz destanında olduğu gibi burada da, ‘nehirlerin arasında kutsal bir adacık’ görülmektedir. ‘Kayın ağacı’, Türklerin kutsal ağaçlarından biri di. Tanrı, kendi haberlerini, kayın ağacı yolu ile gönderirdi. Bu ağaç aynı zamanda, bütün insanlığın atası olan, bir ‘Kadın-Ana’yı da içinde saklardı. Dede Korkut kitabında da, şöyle deniyordu: “Başını ala bakar olsam, başsuz ağaç dibün ala bakar olsam, dipsüz ağaç!” (Bahaddin Ögel, Türk Mitolojisi)

*** Bahaddin Ögel, Türk Mitolojisi, Milli Eğitim Basımevi, 1971 

Bir Cevap Yazın