Hacı Murat (Tolstoy)

Yıllar önce adını duyduğum bir romandı. Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu, Grigoriy Petrov’un Ak Zambaklar Ülkesinde-Finlandiya ve Tolstoy’un Hacı Murat kitaplarının Cumhuriyet’in ilk yarısında, orduda ve MEB’de, önerilen, okutulan kitaplar arasında yer aldığını öğrenmiştim. Ak Zambaklar Ülkesinde, babamın kitaplığından okuduğum en güzel değişim-dönüşüm kitaplarından biriydi; çok etkilenmiştim. Çalıkuşu da sevdiğim kitaplardandı. Hacı Murat adı ise, bir aktardığım bilgiden bir de Murat 124’lere dönük espriden öte bir yer kazanamamıştı bende.

Geçenlerde, zümreden bir arkadaşın uzaklardaki bir okula gönderilmek üzere topladığı kitaplar arasında Hacı Murat’la karşılaşınca, okumaya karar verdim.

Bir Rus romanını uzun bir zamana yayarak okumanın zorluğunu, Tolstoy’un Hacı Murat romanını okurken daha iyi anladım. Bir dolu Rus, Tatar, Çeçen asker adını aklımda tutmakta, hangisi nerede ne yapıyordu, hatırlamakta zorlandım. Bir kez daha fark ettim ki, savaş, çatışma vb. türünden metinlerle benim işim olmaz. Sıkıldım da okurken…

Hacı Murat

Şeyh Şamil’in naibi olan ve araları bozulduktan sonra, eşi, oğlu ve annesi Şamil tarafından gözetim altında tutulan Hacı Murat, Ruslarla işbirliği içinde olduğu görüntüsünü verir. Tek istediği, ailesini Şeyh Şamil’in elinden kurtarmaktır. Ancak dağlara doğru kaçarak planını gerçekleştirmeye fırsat bulamadan Ruslar tarafından öldürülür.

Romanı okurken, arkadaşlardan birine dedim ki: “Hâlâ tereddütteyim; Hacı Murat, işbirlikçi mi, taktik olarak mı Ruslar’ın yanında… Tolstoy da öyle güzel anlatmış ki, hiçbir şey anlayamadım. Hacı Murat ve Rus komutan birbirlerine beyinlerinde başka şey söylüyor –güvenilmezlik-; dudaklarında başka şey – Şeyh Şamil’e karşı ortak hareket-“

Aynı noktada romanı bitirdim diyebilirim… Net olduğum tek şey, Tolstoy’un kahramanlarına karşı eşit mesafesi… Bu romanı okuduğunuzda ne Ruslar’a içiniz ılınıyor ne de Şeyh Şamil’e…

Hacı Murat, gözüpek, heybetli bir asker kimliğinde verilmiş ama onun da duruşunu anlamaya çalışıyorsunuz… Hacı Murat’ın  öyküsü, belki de hatırladığı bir Kafkas masalında saklı:

“Yakalanıp bir süre insanlar arasında yaşadıktan sonra yine dağlara, kardeşlerinin yanma dönen şahinle ilgili bir Dağıstan masalını anımsadı. Şahin dönmüş ama ayakları iple bağlı, iplerde de küçük ziller asılıymış. Şahinler aralarına kabul etmemişler onu. ‘Git.’ demişler, “Ayaklarına o gümüş zilleri nerde taktılarsa, oraya git. Bizim ne ayaklarımız bağlı, ne de zillerimiz var.” Şahin yurdundan ayrılmak istememiş, orada kalmış. Ama öbür şahinler onu aralarına almamış, gagalamış durmuşlar.

‘Beni de öyle gagalayacaklar.’ diye düşündü Hacı Murat.

Anlatıcı “üç dallı bir ‘tatar’” görür yerde, bildiğimiz devedikenidir bu… Bir parçası ezilmiş, parçalanmıştır; sadece, bir parçası sağlamdır:

“Ve bu bana, epey önce Kafkasya’da geçmiş, birazına bizzat tanık olduğum, birazını görenlerden dinlediğim, birazını da hayalimde canlandırdığım bir öyküyü anımsattı.”

O öykü, Hacı Murat’ın ve Kafkaslar’ın hüzünlü, şiirli öyküsüdür. Tolstoy’un Kafkaslar’ı ve kişileri betimlediği satırlara söyleyecek sözüm yok… İnsan oralarda kaybolup gitmek istiyor bir an…

Tolstoy Kafkaslar’ı biliyor da… Hacı Murat’ın öyküsünü anlattığı 1851-1852 yıllarında, o da Kafkasya’da teğmen olan ağabeyinin yanına gitmiş ve astsubay olarak orduda görev almış.

Not: Kitapta anlatılanlarla uyumlu olduğu için Hacı Murat’la ilgli olarak, şuradaki bilgiye de bakılabilir. (Yanlışsa, yorumda yapılacak katkılara açığım.)

Kendime not: Hacı Murat romanında, 1850’lerdeki Rusya’nın içten içe bozulan yapısını ince bir mizahla eleştiren ve bunu özellikle Çar Nikolay üzerinden yapan satırları da yazmayı unutma…

*** Tolstoy, Hacı Murat, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., 2008 (çeviren: Mazlum Beyhan)

Bir Cevap Yazın