Hayat Ne Zaman Donsun ve O An Ne Zaman Ölümsüzleşsin?

“Mannequin Challenge” yani insanların mankenvarî hareketsiz kalmaları, hareketlerin dondurularak görüntülenmesi “moda”sı varmış. Niye var, nerden çıktı çok umurumda değil ama THY hosteslerinin de katıldığı bir videoya denk gelince, aklıma gelen iki metni “hayata dipnot” olarak düşmek istedim buraya.  “Göl”(Lamartine) ve Faust (Goethe)…  “Donma”lı, ve dahi daha anlamlı ve derinlikli…

İlki, Lamartine’nin ünlü şiiri “Göl” (Çev: Yaşar Nabi Nayır)  :

Ebedi gecesinde bu dönüşsüz seferin
Hep başka sahillere doğru sürüklenen biz
Zaman adlı denizde bir gün, bir lahza için
Demirleyemez miyiz?

Ey göl, henüz aradan bir sene geçti ancak,
Seyrine doymadığı o canım su yanında
Bir gün onu üstünde gördüğüm şu taşa, bak
Oturdum tek başıma!

Altında bu kayanın yine böyle inlerdin;
Gene böyle çarpardı dalgaların bu yara,
Ve böyle serpilirdi rüzgarla köpüklerin
O güzel ayaklara.

Ey göl, hatırında mı? bir gece sükut derin,
Çıt yoktu su üstünde, gök altında uzakta,
Suları usul usul yaran kürekçilerin
Gürültüsünden başka.

Birden şu yeryüzünün bilmediği bir nefes
Büyülenmiş sahilin yankısı ile inledi.
Sular kulak kesildi, o hayran olduğum ses
Şu sözleri söyledi:

gol

“Zaman, dur artık geçme, bahtiyar saatler siz,
            Akmaz olunuz artık!
En güzel günümüzün tadalım o süreksiz
            Hazlarını azıcık!

“Ne kadar talihsizler size yalvarır her gün,
Hep onlar için akın;
Günleriile birlikte dertlerini götürün,
Mesutları bırakın.

“Nafile, isteyişim geçen saniyeleri;
Akıp gidiyor zaman;
Geceye: “daha yavaş” deyişim boş; tan yeri
Ağaracak birazdan.

Sevişmek! hep sevişmek! akıp giden saatin
Kadrini bilmeliyiz!
İnsan için liman yok; sahil yok zaman için,
O geçer, biz göçeriz!”

Kıskanç zaman, kabil mi sevginin kucak kucak
Bize zevki sunduğu sarhoş edici anlar,
Kabil mi uzaklara uçup gitsin çabucak
Matem günleri kadar?

Nasıl olur kalmasın bir iz avucumuzda?
Nasıl olur her şey büsbütün silinerek?
Demek vefasız zaman o demleri bir daha
Geri getirmeyecek?

Loş uçurumlar: mazi, boşluklar, sonrasızlık,
Acaba neylersiniz yuttuğunuz günleri?
Alıp götürdüğünüz derin hazları artık
Vermez misiniz geri?

Ey göl! dilsiz kayalar! mağralar! kuytu orman!
Siz ki zaman esirger, tazeler havasını,
Ne olur, ey tabiat, o günleri saklasan
Bari hatırasını!

Sakin demlerde olsun, deli rüzgarda olsun,
Güzel göl, etrafını süsleyen oyalarda,
O kapkara çamlarda, sularına upuzun
Dökülen kayalarda!

İster meltemlerinde, bir ürperişle esen,
Seslerde, ister uzak ister yakın olsun,
Yahut gümüş pullarla sular üstünde yüzen
Ay ışığında olsun!

Kuduran fırtınalar, sazlar bize dert yanan,
Meltemini dolduran kokular, hep beraber,
Ne varsa işitilen, görülen ve koklanan,
Desin ki: “Seviştiler!”

Bir insan, hayatının hangi anında, “zaman ebediyyen donsun, hiç geçmesin, hiç son bulmasın” ister?  Şiirde bunun yanıtı, sevgiliyle değer kazanıyor. Faust’ta, hayatın hedeflerine kavuşulduğunda… Ki o an da ölümle gelecektir!

 

060724_Faust_VL.widec

II.metin, Goethe’nin Faust’undan (çev.Recai Bilgin):

FAUST

Eğer ben, günün birinde, âtıl bir halde, tembellik yatağına uzanacak olursam, hemen o anda yok olayım! Eğer sen de birgün, bana kendi kendimi beğendirecek kadar, yüzüme gülerek beni aldatabilirsen ve birtakım zevklerle gözümü boyayabilirsen, o gün benim son günüm olsun! Bu hususta bahse girerim!

MEPHISTOPHELES

Kabul!

FAUST

Uzat elini öyleyse!

Eğer ben o âna: dur gitme! Aman ne güzelsin! diyecek olursam, sen de beni zincirlere vurabilirsin. O vakit yerin dibine geçmeye razıyım!
Artık o zaman ölüm çanları çalınsın, sen vazifenden kurtulmuş ol, saat dursun, yelkovanı’ düşsün, benim ömrüm de bitmiş olsun!

MEPHISTOPHELES

İyice düşün, bunu unutmıyacağız.

(…)

FAUST

Bir bataklık dağlara doğru uzanıyor, ve şimdiye kadar kazanılan bütün yerlerin havasını berbat ediyor. Bu pis su birikintisini de çekip boşaltmak, en son ve en büyük kazancımız olacak. Ben milyonlarca insana, emniyet içinde değilse bile, her halde faal ve hür olarak yaşamaları için, sahalar açıyorum, bu ova yeşil ve münbittir. İnsanlarla hayvan sürüleri, hu yepyeni toprakların üstünde, çabucak rahata kavuşacaklar, cesur ve çalışkan* bir halk kitlesinin vücuda getirdiği o koskoca tepeye, hemen yerleşiverecekler. Buranın; içerisi cennet gibi bir ülke olacak. O zaman varsın dışarıda kuduran dalgalar, şeddin üstüne kadar çıksın. Deniz içeriye şiddetle saldırmak için, bunu kemirdiği takdirde, bütün halk açılan gediği elbirliğiyle kapatmağa koşacak. Evet! Ben kendimi tamamiyle bu düşünceye verdim. Akıl ve hikmetin son kararı budur: Hayata olduğu gibi hürriyete de, ancak onu her gün yeniden elde etmek zorunda bulunan, lâyıktır. Böylece çocuklar, büyükler ve ihtiyarlar değerli yıllarını, burada tehlikelerle sarılı olarak geçirecekler. Ben höyler bir kaynaşmayı görmek, ve serbest topraklar üstünde, hür bir milletin arasında bulunmak isterdim. İşte ben o âna: (Dur gitme, aman ne güzelsin!) diyebilirdim. Benim yeryüzünde geçirdiğim günlerin: izi, asırlarca kaybolmayacak… Bu yüksek saadeti içimde duyarak, şimdi en ulvî bir ânın zevkim tadıyorum.”

  • Üniversitede hocam, alıntının son bölümünde yüceltilen “çalışma”ya dikkatimizi çekerek Faust’un Avrupa değerleri oluşturan ana kaynaklardan biri olduğunu söylemişti.

Bir Cevap Yazın