Hayvan Çiftliği (George Orwell)

İktidarla gelen kudreti, “Ben seni senden daha iyi düşünürüm; hatta ben senin yerine ve senden daha iyi düşünürüm. Ama unutma ki ben seni daha iyi gütmek için daha iyi yaşam koşullarında yaşamalıyım; sen çalış, daha çok çalış ve sadece çalış!” lütfuna dönüştüren insanın, hayvanlar üstünden alegorik, ironik, çarpıcı masalı… Bir peri masalı! Hayvan Çiftliği (1945)…

Görmüş geçirmiş, bilge domuz Koca Reis, gördüğü rüyayı çiftlikteki hayvanlarla paylaşmak ister. Çiftlik sahibi sarhoş Jones’un içip sızmasından yararlanan hayvanlar onun etrafında toplanır ve söylediklerini dikkatle dinler. Koca Reis, her şeyi kendileri yaptığı halde, insanlar tarafından nasıl sömürüldüklerini anlatarak çözümün onlara karşı ayaklanma olduğunu söyler. Jones’un çiftliğinde bir gün beklenen ayaklanma gerçekleşir. Lider özelliği taşıyan iki domuzun -Napoleon ve Snowball- yönetiminde yeni bir çiftlik düzeni kurulur. Hayvanların insanlara hizmet etmekten kurtulduğu bu düzende başta her şey çok iyi görünse de zaman içinde iktidarı elinde tutanların, özellikle de Napoleon’un, giderek sertleşen ve neredeyse her şeyi sadece kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde düzenlediği yeni hayat tam bir hayal kırıklığı yaratır. Ancak itirazımsı sesler bile dinlenmez, bastırılır, sert cezalar başlar. İktidarın projeler üreten ayağı Snowball da bir vesileyle çiftlikten uzaklaştırılınca tek lider Napoleon her şeye hükmetmeye başlar. Zaman içinde, insanların dünyasına dair eleştirilen tüm değerler ve uygulamalar, yeni sistemde de iktidar lehine uygulanır hale gelir.

Hayvan Çiftligi

Kitabın son cümlesi, her şeyi söyler. Yeni düzenin yöneticisi domuzlarla, öncesinde eleştirdikleri eski düzeni sürdüren insanlar, bir masa başında toplanmıştır. Hayvanlar durumu garipser ve bir şeyi daha:

“Dışardaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine, bir insanların yüzlerine bakıyor; ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.”

Celâl Üster, çevirisini yaptığı kitabın ön sözünde, George Orwell ve Hayvan Çiftliği üzerine bilgiler vererek bir noktaya dikkat çeker. Üster, hayvanlara liderlik eden, otoriter, bencil ve acımasız Napoleon’un uygulamaları üzerinden, aslında, Stalin ile dönemin Sovyetler Birliği’nin eleştirisi yapıldığı için, Batı’da komünizme karşı bir eser olarak okulların müfredatına girdiğini hatırlatır; ancak bunun eksik bir değerlendirme olduğunu belirtir:

“Oysa, bugün okuduğumda, bir çiftlikte yaşayan hayvanlar kendilerini ezen ve sömüren insanların yönetimini devirip eşitlikçi bir toplum oluşturdukları; ama zamanla, kurnaz ve iktidar düşkünü domuzların, devrimi yolundan saptırarak, insanların yönetiminden nerdeyse daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük kurdukları Hayvan Çiftliği’nin iki uçlu bir yergi mızrağı taşıdığını düşünüyorum. George Orwell’in, 1930’lar ve 1940’ların Sovyetler Birliği’ne yönelttiği taşlamanın özünde, yaklaşık yarım yüzyıl sonra çöküntüye uğrayacak olan sosyalist uygulamanın bağrında yatan düşkünlüklerin bulunduğu kanısındayım. Ama Orwell’in, hayvanlar tarafından yönetilen çiftliği yıkmaya çalışan ‘dış dünya’ya, daha somut bir deyişle öteki çiftliklerin sahibi olan insanlara yönelttiği eleştirileri de göz ardı etmemek gerekir. Açıkçası, Orwell’in, Batı’nın siyasal düzenlerini savunduğunu söylemek çok zordur. Kimi yorumcular, Hayvan Çiftliği’nin yönetimini ele geçiren domuzlarla işbirliği yapan, tecimsel ilişkiler kuran iki ‘insan’dan, Foxwood Çiftliği’nin sahibi Bay Pilkington’un kapitalist İngiltere’yi, Pinchfîeld Çiftliği’nin sahibi Bay Frederick’in de Nazi Almanyası’nı temsil ettiğini bile söylemişlerdir. Bu yorum biraz zorlama gibi görünse de, Orwell’in, tüm yapıtını, çiftliklerdeki ‘insan düzeni’nin, yani kapitalizmin değiştirilmesi gerçeğinden yola çıkarak kurguladığı açıktır.”

Olayın “yönetilen” tarafındakilerin duruşu nedir?

Birileri için bir ideal çevresinde kenetlenmenin ve onu yüceltmenin erdemine bağlı, gözü kapalı bir kabulleniş içindedir. Romanda, bu konumda, o değerler uğruna çok çalışan iki karakter için, araba atları Boxer ve Clover var. Boxer, durumu kavradığında geçmiş ola! Sonradan çiftliği terk eden Mollie hayatındaki “güzellik”lerden feragat edemeyen, kurdele ve kesme şekerle özetlenmiş lüks ve hazdan geçemeyen biri olarak ortak idealin zaten çok dışındadır. Kedi -kitapta adı olmayan tek hayvan galiba o- tembel, her devirde kendini koruyabilen ve her daim hiç bir şey yapmadan herkes kadar nemalanabilenlerin örneği! Şimdi de kesinlikle onun gibi olmak isteyeceğim tek karakter, eşek Benjamin… Eski düzende de yeni düzende de dilinden düşürmediği “Eşekler uzun yaşar!” özdeyişinde saklı gerçeğin somut hâli: Deneyimler ona hiç bir şeyin değişmeyeceğini göstermiştir, ne Boxer gibi ölesiye çalışanlardandır ne kedi gibi kaytaranlardandır; gerektiği kadar çalışır, söyler ve dingin bir sessizlikte kalmayı seçer.

Geniş kitle, daha güzel bir dünya için durmaksızın kendilerinden istenileni yapan, ötesine gücü yetmeyen, kötücül olmasalar da bilmeden kötülüğü destekleyen hayvancıklar… O kadar ki, hep beraber kurdukları yeni düzenin bir tür yasasını oluşturan ve çiftliğin bir duvarına asılı duran “Yedi Emir”in zaman içinde, üstelik kendilerine bir şey sorulmadan değiştiğine tanıklık etseler de seslerini çıkaramayacak kadar acınası bir sessizliğin içinde çoktan yenilgiyi kabullenmişlerdir.

Hayvan Çiftliği ve Sineklerin Tanrısı

Hayvanların liderliğini üstlenen ama hemen hiçbir konuda anlaşamayan Napoleon ve Snowball’ın tutum ve tercihleri ile daha sonra yazılan Sineklerin Tanrısı’ndaki (1954) Jack ve Ralph karakterlerinin izledikleri yollar benziyor. Snowball ve Ralph, liderlik ettikleri topluluk için daha verimli yollların ve onları dinleyecekleri ortamların peşinde iken; Jack ve Napoleon, askerî güç, bu gücü gerekli kılacak düşmanın altını çizme, mücadeleyi yüceltme ve kazanımları abartılı törenlerle kutlama yolunu seçer.

Hayvan Çiftliği

Her iki romanda ortak mücadeleyle elde edilen başarının tarafları, başlarda demokratik bir tutum olarak toplantı yapmayı önemserken, ilerleyen zaman içinde, iktidarın gücünü elinde bulunduranlar, önce toplantıları kaldırırlar. Çünkü onlar her şeyi en iyi bilip düşünüp uygulama gücüne sahip olanlardır!

Hayvan Çiftliği ve Harnâme ve Tembellik Hakkı

Şeyhî’nin Harnâme’sini işlediğim dersi izlemeye gelen genç bir meslektaşım, mesnevideki bir beyitten Lafargue’ın Tembellik Hakkı kitabına geçiş yapmama şaşırmıştı.

“Bizim ulu işimiz odûndur
Od uran içimizde o dûndur”

Aslında, derdim “ulu iş” ifadesiyleydi; işe tapınırcasına yaklaşımın dışında bir pencereye dikkat çekmek istemiştim. Muhtemelen ve maalesef, Hayvan Çiftliği’nin Boxer’ı gibi kendisini çalıştığı alana adayan çalışanlar kulübünde olduğum için, işin “ulu” olmadığını kavradığımda, tepkim de “Ben yandım başkaları yanmasın!” şeklinde olmuştu :)

Hayvan Çiftliği’nin özgür ve eşit bir düzende yaşama hayalinin anlatıldığı satırlarda da bana göre, Harnâme’yi hatırlamamak ne mümkün!

Koca Reis’in anlattıkları bir rüyadan fazlasıdır; bir tür “I have a dream” tadında, ideal bir dünya düzenini paylaşmaktadır. Çünkü, yaşadıkları, katlanılmazdır:

“Evet yoldaşlar, yaşadığımız hayat nasıl bir hayattır? Açıkça söylemekten korkmayalım: Şu kısa ömrümüz yoksulluk içinde sabahtan akşama kadar uğraşıp didinmekle geçip gidiyor Dünyaya geldikten sonra yaşamamıza yetecek kadar yiyecek verirler; ayakta kalanlarımız, canı çıkana kadar çalıştırırlar; işlerine yaramaz duruma geldiğimizde de korkunç bir acımasızlıkla boğazlarlar. İngiltere’de, bir yaşına geldikten sonra, hiçbir hayvan mutluluk nedir bilmez, hiçbir hayvan dinlenip eğJenemez. İngiltere’de hiçbir hayvan özgür değildir. Hayatımız sefillikten, kölelikten başka nedir ki! İşte, tüm çıplaklığıyla gerçek budur.”

Bizim “zaif ü nizar”, “yük elinden katı şikeste vü zâr” eşekciğin, gürbüz öküzleri gördüğünde sorguladığı düzen de daha farklı değildir ki:

“Ne yular derdi ne gam-ı pâlân
Ne yük altında haste vü nâlân

Acebe kalur tefekkür ider
Kendi ahvalini tasavvur ider.

Ki biriz bunlar ile hilkatte
Elde ayakta şekl ü sûrette

Bunların başlarına taç neden
Bizde bu fakr ü ihtiyaç neden “

hayvan-ciftligi1

Snowball’un kafasındaki hayatı kolaylaştırıp hayvanlara daha fazla kendi hayatlarını yaşama fırsatı tanıyacak yel değirmeni teknolojisi, Napoleon’un kafasında, hayvanların çalışmaktan kafalarını kaldıramayacakları ve çalıştıramayacakları bir beyhude öğütücüye dönüşür. İyi de öğütür! 

Hayvan Çiftliği ve “Sırça Köşk”

Sabahattin Ali’nin “Sırça Köşk” masalı, çulsuz üç kafadarın, kendi halinde yaşayan insanların arasına karışıp onlara yaraşır bir sırça köşk yapma fikrini kafalarına nasıl yerleştirdiklerini, sonra da köşke yerleşip insanları nasıl sömürdüklerini anlatır. İnsan için olması gereken devlet mekanizmasının devlet için insana dönüşmesindeki sakatlığı hicveden çarpıcı bir masaldır.

Hayvan Çiftliği’nde, çiftlikten kaçan Jones’un evi, başta, eskiyi unutturmayacak bir müze olarak boş tutulacakken, sonra Napoleon’un ve çevresindekilerin diğer hayvanları sömürerek semirdikleri bir mekâna dönüşür.

Her iki “masal”da da çalışanların alınteri, yönetenlerin gücünü besleyen hammaddeden öteye gidemez.

sözün gücü…

Yunus Emre az bile demiş, “söz”ü nelere gücünün yettiğini. Hayvan Çiftliği’nde Napoleon ve Snowball’dan sonraki üçüncü yetkili ve belki onlardan daha güçlü iş yaptırıcı  Squealer‘ı da bir yere koymak lazım! Napoleon’un yaptığı her şeyin çiftlik halkının kabul edeceği bir felsefî kalıba dökülmesi, geçmiş deneyimlerin ve hatırlayışların izlerinin silinerek yerlerine yeni cümlelerin yerleştirilmesi onun işidir.

Mevcut olanın yeni sözcüklerle yepyeni anlamlara evrilmesi ustaca yansıtılmıştır. Yedi Emir’de misâl, “kimse öldürülmeyecek” ilkesinin zamanı geldiğinde “gerekmedikçe kimse öldürülmeyecek” cümlesine dönüşmesi kadar minik ama devasa bir değişime gücü yeter bir sözcüğün! Hatta en sonunda, emirler de yani onları taşıyan sözcükler de toptan kaybolur. Hem iki sözcük değişse, kime ne zarar!

“’Bütün hayvanlar eşittir’ diyen Koca Reis’in bu sözü garip bir değişikliğe uğramıştır: ‘Bütün hayvanlar eşittir; ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.’”

Garibim koyunlar… Burada da koyun! Onların da bildiği ve bıkmaksızın yinelediği bir cümle, özel bir eğitimle Napoleon’un uygulamalarını meşrulaştıracak yeni bir ifadeye dönüştürülürken yapılan minik bir sözcük eklemesinden ibarettir.

Romanda -masaldı değil mi- bir idealin giderek nasıl yok olduğuna sessiz tanıklıklar için seçilen ifadeler çarpıcıdır. Çiftlikteki hayvanlar, her geçen gün gördükleri ile hatırladıkları arasındaki makas açıldıkça, “…. gibi san-“, “…gibi hatırla-“, “…gibi hatırladığı san-“ hâl-i pürmelâline düşerler.

Yıllar sonra tekrar okurken hatırlattıklarıdır.

Not: Oyuncuların çiftliğin bir parçası olacağı Hayvan Çiftliği’nin oyun versiyonu da hazırlanmaktaymış.

*** George Orwell, Hayvan Çiftliği, Can Yay., Nisan 2017 (çeviren: Celâl Üster)

Bir Cevap Yazın