Hıçkırık (Kerime Nadir) Romanının Hikâyesi

Hıçkırık, popüler aşk romanlarının ve filmlerinin kült eserlerinden biridir; üstelik içinden Zekeriya Sertel, Nazım Hikmet, Atıf Yılmaz hatta Celâl Bayar geçen bir yayınlanış hikâyesine sahiptir. Şimdilerde günlük bir dizi olarak başlayacağı duyurulan Hıçkırık’ın tanıtımlarını görünce, hem de günlük dizi mantığını düşününce, çıkış noktası ve adlar dışında, romanla bağı nereye kadar korunur diye aklımdan geçmedi değil!

İlk Hıçkırık filminde –Atıf Yılmaz’ın çektiği- Nalân (Nedret Güvenç/afişte Arıburnu) ve Kenan (Muzaffer Tema)

hıçkırık’ın konusu

Düzenli olarak bir kadının mezarını ziyaret eden Binbaşı Kenan, miralayın dikkatini çeker. Merak edip Kenan’a sorar. O da anı defterini miralaya verir. Bu anı defterinden öğrenilen hikâyeye göre; Yemen’de şehit düşen Yüzbaşı Ziya Bey’in eşi bir başkasıyla evlenmiştir. Kenan, okuduğu okulda kendisini görüp evlat edinmek isteyen Müfettiş Muhip Azmi Bey’le İstanbul’a gelir ve yeni ailesinin içinde bir oğul gibi yetiştirilir. Zaman içinde evin kızı Nalân’a aşık olur. Nalân da ilgi duyar ama kardeşliği daha ön planda tuttuğu için uzak durmayı tercih eder. Yapı olarak da farklıdırlar. Nalân, Kenan’a göre daha dışa dönük ve eğlencelidir. Birlikte özel müzik dersleri de alırlar. Birlikte zaman geçirmekten mutludurlar. Bir süre sonra Nalân hastanır ve hastalığıyla ilgilenen Dr.İlhami ile evlenir. Bir çocukları olur. Adının anlamı, annesinin adının tersidir: Handan. Kitabın ünlü cümlesi, durumu kabullenmekten başka çaresi kalmayan Kenan’dan gelecektir:

“Nalân’ın ağlattığını Handan güldürecek”

Dr.İlhami Bey’in müfettiş sıfatıyla Anadolu’ya zorunlu seyahatler yaptığı dönemlerde, Nalân ve kızı baba evinde kalmaya başlar. Bu, Nalân’la Kenan’ın, birbirlerine ilgilerini çok açık olmasa da artık saklamadıkları bir dönem olur. Kenan Anadolu’ya tayin edilince araya ayrılık girer ama aralarındaki bağ mektuplaşma yoluyla sürer. Ancak, Kenan’ın bir mektubu Dr.İlhami’nin eline geçer ve durum ortaya çıkar. İlhami, kızını Nalân’dan uzak tutar. Nalân’ın hastalığı iyice ilerler. Kenan, İstanbul’a gelir. İlhami, ikili arasındaki duygusal yakınlığı bir parça anlar. Derken, Kenan da hastalanır.

Uzun bir zaman sonra, Kenan, Nalân’ın ona çok benzeyen kızı Handan’la karşılaşır ve annesinin tembihi üzerine 18 yaşına geldiğinde vermesi gereken mektubu genç kıza teslim eder. Nalân, kızına nasıl biriyle evlenmesi gerektiğini tarif etmiştir ve bu tarif Kenan’a çok uymaktadır. Nitekim, Kenan’ın Nalân’la gerçekleşmeyen evlilik hayali, Handan’la gerçek olacaktır.
kerime-nadir

Kerime Nadir (Romancının Dünyası kitabının ön sayfasındaki fotoğrafı)

hıçkırık’a nazım hikmet müdahalesi

Hıçkırık yazarı Kerime Nadir’in Romancının Dünyası kitabı, sadece bir popüler aşk romanları yazarının portresini değil, yanı sıra döneminin edebiyat ve sinema çevrelerinin arka planını da sergileyen, keyifle de okunan bir anı kitabıdır. Yazar, anılarında, Hıçkırık’ın basım ve filme çekim hikâyesine de geniş bir yer ayırmıştır.

Kerime Nadir’in yazı hayatının başlangıcında dönemin çok satan roman yazarlarından Burhan Cahit Morkaya, Muazzez Tahsin Berkant ve Cahit Uçuk var. Henüz yayınlanmamış denemeleriyle onların dünyası arasında bir yakınlık kurup kendi yazılarının da yayınlanabileceği umudu taşıdığında, Hıçkırık dahil birkaç yazımı bitmiş roman taslağına sahiptir. Bir gün evlerine konuk gelen bir hanım, bir gazeteci dostu olduğunu, bu yolla kendisine bir fırsat doğabileceğini söyler ve Hıçkırık dosyasını alır. Bir zaman sonra Yarımay dergisinde ve Tan gazetesinde yazma olanağı bulur. 1937 yılıdır, tanıdık aracılığıyla Tan yöneticileriyle bir görüşme ayarlanır:

“Bu defa patronlarla tanıştım. Üst kattaki büyük bir odada, düzenli bir masa başında oturan M.Zekeriya Sertel bana yer gösterdi. Odada iki kişi daha vardı. Bunlardan biri, ufak tefek, esmer olanı gazetenin sahiplerinden başyazar Ahmet Emin Yalman’dı. Diğeri, uzun boylu, sarışın olanı ise, adını çok duyduğum, fakat eserlerini hiç okumadığım ünlü bir şair: Nazım Hikmet.

Benimle sadece Zekeriya Bey konuştu. İlk sözü şu oldu:

-Romanınızı beğendik. Bu adapte bir eser mi?

-Hayır efendim. Kendim yazdım.

-Güzel… Yalnız çok büyük… Bazı bölümlerini kısaltmak lazım. Bunu biz yaptırırız, razı olursanız.

-Yani basacak mısınız romanı?

-Evet, TAN’da yayınlayacağız.

-O halde ne gerekiyorsa yaptırın.”

Kerime Nadir, o heyecanla, romanın nasıl ve ne ölçüde kısaltılacağını sormayı düşünemediğini anlatır. Sonrasında, kısaltmaları yapan kişinin Nazım Hikmet olduğunu öğrenecektir:

“Bir çok sahifenin kısmen ya da baştan başa çizilmiş olduğunu görünce şaşırdım, Halil Lûtfi Dördüncü parmaklarını birbirine geçirdi. boynunu büktü. Ama kesin bir ifade ile :

-Bazı bölümler çok uzun tutulmuş, dedi. Pasajlarda gereksiz ayrıntılar olduğundan onlara kıymak zorunda kaldık. Bu kadar büyük bir romanı tefrikalar kaldırmaz. Yayını bir yıldan fazla sürer o zaman… Okuyucuyu bıktırır…

Sustuğumu ve üzüldüğümü görünce yine gülümsedi:

-Böyle şeyler olacak. Alışacaksınız. Yayın hayatı sizin isteklerinize uymaz. Hele başlangıçta…

Sözün kısası, böylece beş yüz sahifelik «HIÇKIRIK»ımın hemen üçte biri atılmış oluyordu. Dudaklarım titreyerek :

-Kim yaptı bu gaddarlığı? dive sordum.

Halil Lûtfi Bey bir an sustu. Sonra bir sır verir gibi:

Nazım Hikmet! dedi.”

hickirik

Hıçkırık dendiğinde akla daha çok gelen ikinci filmde, Nalân (Hülya Koçyiğit) ve Kenan (Ediz Hun)

Emeğinin karşılığında gazeteden her gün “bedava” gazete ve tanınır olma şansı edineceği söylenmiştir. Romanın tefrikasını duyuran reklam metnindeki gibi, roman çok beğenilerek okunur. Gazetenin tirajı da artar.

“Yeni edebî tefrikamız: HIÇKIRIK

TAN size iki üç gün sonra yeni bir edebî roman sunacaktır. Bunu kim yazdı? Adını henüz bilmediğiniz ve belki de hiç işitmediğiniz bir genç, cömert hayalinde yarattığı kahramanlara bu romanı yaşatmıştır.

Fakat bu yeni yazar iki üç gün sonra vereceğimiz ilk romaniyle meşhurlar arasına katılacaktır. Çünkü bu eser hakiki hayatı öyle câzip bir üslûpla yaşatmıştır ki, sizi mutlaka saracaktır.”

Bu başarı, daha önce kitap olarak basımına yanaşmayan İnkılap Kitabevi’nin de kitabı defalarca basmasının önünü açacaktır.

Ardından film süreci gelir. Daha çok bilinen Hülya Koçyiğit’li Ediz Hun’lu filmden önce çekilen, 1953’te Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı ilk Hıçkırık filmi de çok beğenilmiştir:

“Bu emek karşılıksız kalmadı. Filmcilere sağladığı maddî kazanç yanında, büyük bir mânevi başarı da sağladı. Zamanın Cumhurbaşkanı Celâl Bayar tarafından film ekibi ve sanatçılar Çankaya köşkünde bir akşam yemeğine davet edilerek kutlandılar. Küçük yıldız Tunç Nuyan’a sayın Bayar, kendi imzası bulunan Lonjin marka bir kol saati armağan etti. (Bu arada eserin yazarı, nedense hatıra gelmemişti.)”

Atılan sayfaların hüznü satır aralarında okunan Kerime Nadir, benzer bir serzenişi de Hıçkırık’ın senaryosu için yapar:

“Yalnız gönül isterdi ki, bu filmin senaryosu eserin aslına daha sadık, mizansenler daha gerçekçi, bâzı oyuncular daha az yapmacıklı, yorum daha inandırıcı olsun! Meselâ, romanda bir vedâ sahnesi vardır ki, melodramın belkemiği niteliğindedir. Oysa bu sahne filmde o kadar durgun, öylesine yapay ve etkisiz bir düzen içinde kalıplaştırılmıştı ki, bütüniyle bir ‘robot tablo’ olup çıkmıştı. Senarist, seyirciyi canevinden vuracak duygusal motifleri derinine işleyememiş, bunları abartmalı bir takım davranışların görüntüsü içinde vermeye çalışmıştı.”

Dizi halini de görme şansı olsaydı, muhtemelen eklemelerle genişleyecek akış için değerlendirmesi ne olurdu acaba?!

Bi de… Adını Sen Koy dizisinin kendisinden çok izleyici yorumlarını okumanın keyfi bir başkaydı da (Adını Sen Koy yahut Senaryoyu Seyirci Yazsa!…) sonu belli bir dizi için, muhtemel tutkunlarının, senaristlere karşı tutumlarından yeni bir “Asiye, pardon, Nalân ve Kenan nasıl kurtulur?” sorunsalı! çıkar mı, zaman gösterir.  (Ek: İlk bölümü izledim, “eski Türk filmleri” tadında…)

Hıçkırık’ın dizi hâlinde, Nalân (Sezgi Sena Akay) ve Kenan (Barış Arda Hacıoğlu)

 ***Kerime Nadir, Romancının Dünyası, İnkılap ve Aka Kitabevleri, 1981

Bir Cevap Yazın