“Hikâyenin Yaprakları Çırpınıyor”

“okumaya

Sözcüklerin yüklendiği anlamları örneklediğim metinler arasında, Muz Sesleri’nden aşağıdaki satırlar da vardı. Bir çocuğun ölümü karşısındaki çaresizliğin çığlığı, “tiyatro” ve tiyatroya ait terimlerle anlatılıyordu. Olması gerekenin olamadığı, yetemediği noktada, “…mış gibi”  kalan çığlıklar, eylemler…

“Giden bir çocuk olsa bile. Onu kurtarmak için yapmamız gereken şeylerin ‘ha­reketlerini’ yaptık Filipina. Aptal seyircilere aptal oyuncuların oy­nadığı aptal bir oyun gibiydik. Kadınlar ağlayıp saçlarını çekiştir­di, erkekler kollarını ve seslerini büyük büyük hareket ettirdi ve ben ellerimle bir şey yapmaya çalışan bir doktoru taklit ettim. Kurşun ensesine gelmiş, derin bir sıyrık açmıştı. İncecik bir ense. (…) Çocuğu seve seve ölüme bıraktık Filipina. Biz, bu topraklarda yaşayanlar, hiçbir şeyi sessiz yapmayı beceremeyiz. Dolayısıyla biraz gürültülü oldu.”

Gazze-yardım-İsrail-Hamas-insanlık-İHH kavramları etrafında haberlere yansıyan, tartışmalara konu olan, sosyal medyada en yüksek düzeyde taraf oluşu ve handiyse ayrışmayı getiren süreçte, Muz Sesleri’nden birçok görüntüyü düşündüm. Geçen akşam da Ece Temelkuran ekranda bu tartışmalardan birinin tarafıydı. Bu noktada Muz Sesleri de taraf aslında…

Son sayfasından etkilenmiştim okurken… Ekrandaki görüntüler, bu satırlara başka hikâyeleri de ekler gibi şimdi:

“Beyrut Hariri Uluslararası Havaalanı bütün uçuşlara kapatılıyor. Paris’te kalmış bütün yazarlara… Kanlı gömlekli bir adamla, sarı kazaklı, siyah pantolonlu bir kadın, hiç tahmin etmedikleri birinin yazacağı hikâyelerine… Çuk çuk çuk… Muz Seslerine. Bir bomba daha düşüyor, Beyrut kulağını dayıyor kalbine, uzaklarda bir yerde, başka bir şehirde, ekranın başında… Çuk çuk çuk… Bir hikâyenin penceresi açılıyor, sonsuz sayıda elleriyle rüzgâr doluyor içeriye. Hikâyenin yaprakları çırpınıyor. Çuk çuk çuk… Tahta bir kutunun içinde, üzerlerinde insanların kaderleri yazılı taşlar yuvarlanıyor Beyrut’un elinde. Aklı başında şehirlerde, aklı başında hikâyeler yazılıyor şimdi. Ama muz sesleri, herkesi hiç kimse yapan o gürültüde duyuluyor yine de… Çuk… çuk… çuk… Tam yaranın içinde…”

Bir Cevap Yazın