Hocamın (Prof.Dr.Orhan Okay) Ardından…

“Hayatın hanesinden hayatımın hanesine Işıl’ın eklediği şahane bir armağan” girişiyle düştüğüm nottan birkaç yıl sonra, bugün yine Işıl’dan aldığım bir haber ama bu kez iç acıtan türden. Doktora hocam Prof.Dr.Orhan Okay vefat etti :(

Işıl Altun ve Abdullah Acehan‘la hocamızı ziyaret ettiğimiz günün notunu bloga düşmüşüm ama ne  az şey paylaşmışım. Ya zaman yetmemiştir ya bir şeyler hüzünlendirmiştir, elim gitmemiştir…  O yazının başlığında (Zamanı Geri Çağırmak) güzel iki buluşma saklıydı: Işıl, o gün benim için fakültede dört yıl aynı sınıfı paylaştığım ve en biricik, en sevilesi saydığım arkadaşlarımdan biriyle yıllar yıllar sonra yeniden bir araya gelebilmem anlamını da taşıyordu. Üstelik bu buluşmayı da o ayarlamıştı. Daha bir güzeli, bu buluşmanın amacı, Orhan Hoca’yı birlikte ziyaret etmekti.

Orhan Hoca’yı bir kez de kendisinin bir kitabı elime doğum günü armağanı olarak geçtiğinde yazmıştım.(Bir Semti Yaşamak, Sevmek) Armağanı gönderen arkadaşımla birlikte de hocayı ziyaret etmiştik ve o gün de güzel anılar biriktirmiştim .Blog notunda, Orhan Hoca’nın Tanpınar’ın öğrencisi sıfatıyla  iletişim kopukluğuna dair bir ifadesine yer vermişim:

“Hiç de kalabalık olmayan sınıfımızda beni tanır mıydı bilmiyorum. Öğrenciliğimden sonra da bir mektupla olsun bir yakınlığımız olmadı.”

Öğrenci-hoca mektuplaşmalarının keyfini doyasıya alanlardanım, hem de Orhan Hoca’nın yaşlılığına denk geldiğimizi ve bizimle yeterince ilgilenemediğini belirtmesine rağmen:

Öğrenci mektuplarına dair bir konuda hep aynı hatırlatmayı yapma gereği duyardı: Ola ki unutulan atlanan bir konu olur ve ola ki önemlidir, önlem olması açısından bir mektup nüshasını da kendimizde saklı tutmamız. Eh, mektuptan da anlaşılacağı üzere hâlâ elle veya daktiloyla yazılan mektuplar zamanıydı! Şimdi aşağıdaki satırları tekrar okuyunca görüyorum ki bir şeylerden yakınasım varmış ve hocam ne kadar incelikli olarak hem anlamış, hem uyarmış:

Ah hocam! Ne çok şey yazasım var şimdi de…  Bir ölüme ağlamıştım da çok şaşırmıştınız, beni böyle duygusal bilmezdiniz ya, ben de çok şaşırmıştım nasıl yani duygusuz mu görünüyorum dışardan diye…

Hani arada Yazgülü diye takıldığınız İlkyaz minicikti, biz daha Trabzon’daydık bir vakit ve siz de daha Erzurum’daydınız. Sizi ziyarete gelmiştik. Kızım hiç uyanmamıştı evinizde. Sevgili eşiniz Mübeccel Hoca, sizin huzur ikliminize bağlamıştı onun deliksiz uykusunu. İkliminizde Mübeccel Hoca da siz de huzurla uyuyun aziz hocam.

Neyse… Böyle işte! Ötesi derin sessizlik…………………..

Bir Cevap Yazın