İnsanın Yılanlı Öyküsü

Gürhan Tümer’in “Yılan” başlıklı yazısını okudum bugün. Çok eski bir Argos sayısında yer alıyor (Eylül 1990). İnsanla yılanın çooooook eskilere giden ihanet öyküsünü dinî kitaplar ve mitolojilerde anlatılan biçimleriyle ele alan güzel bir derleme…Desen ve resimler ürkütücü…

yılan ve insan

Yazıya eşlik eden desenlerden biri bu. Altında, Gürhan Tümer’in yorumu var.

Ouroboros… Kuyrukyiyen yılan… Adı güzel, anlamlı yılan… En sevdiğim yılan… Kendi kendini yok eden ve kendi kendini dölleyen devinim… Bachelard’m deyişiyle, “yaşamdan çıkan ölüm, ölümden çıkan yaşam”… Ya da tam tersine, durağanlık, kendi kendini yineleme, yenileyememe… Çelişkili yılan simgesinin en simgeseli ve en çelişkilisi… O nedenle de en güzeli, en heyecan vereni…

Önce, insanın bildik Cennet’ten kovuluş öyküsünde başrol… Tevrat ve Kuran’dan alıntılar…. Hindistan’da Bhavara-Çakra inancında öfke, yeşil bir yılanla simgeleniyormuş. Tümer, insanın yılana öfkesi ile bu simge arasında bir ilgi kurmuş.

Gılgamış Destanı’nda yılan… Gılgamış, onca zorluğu aşıp ölümsüzlük otunu alır  ve dönüş yolunda, bir suyun başında uyuyakalır ya hani.. Sudan çıkan bir suyılanı, otu kapar ve ölümsüzlük suya düşer.

Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar’ında Konya’nın kuruluş öyküsünde bahsi geçen Medusa, Yunan mitolojisinin en tipik ögelerindendir. Onun yılanla doğrudan bir bağı vardır, saçları yılan yılandır.

Böyle uzayıp gidiyor örnekler ve gelip kadın doğurganlığına bağlanıyor… Cennet’ten kovulma nedeninde yılanın ayartıcılığı vardı. O ayartıcılık, cinselliğin de fark edilişiyle sonuçlanmıştı. İlk kez birbirlerinin bedenlerinden çekinen iki insan… Buradan, söz, kadınların annelik serüvenlerinde yılandan neden ve nasıl medet umulduğuna getirilmiş. Daha doğrusu, neden bu kıssaya bağlanmış da örnekler, “nasıl” sorusuna yanıt niteliğinde:

Çin inançlarına göre, yılan biçimindeki o müthiş ejderin, o korkunç dragonun salyası, kadınları gebe bırakabilir. Brezilya’da, Tupi-Guarani’ler, kısır kadınların doğurmalarını sağlamak için, onların kalçalarını yılanlarla döverler. Hindistan’da, gebe kalmak isteyen kadınlar, bir kobra yılanı edinip, onu beslerler. Afrika’da, Tchokwe’ler, doğurganlığı sağlamak için, zifaf yatağının altına, ahşaptan yapılmış bir yılan koyarlar.

Yılanı olumlu algılayan metin örneklerini de aktarıyor Gürhan Tümer. Dante’nin İlahi Komedyası’nda, bir yılanın hırsızı boğarak öldürdüğü; mitolojik Laocoon’ın  tapınakta seviştiği için yılanlarca cezalandırıldığı türden örnekler de var listede; Büyük İskender’e kılavuzluk yapan ya da Apollon’un oğlu Lamos’u büyüterek ileride iyi bir rahip olmasını sağlayan yılanların öyküsü de… Evliya Çelebi’den aktarılan öykü, Nuh’un gemisindeki deliği kuyruğuyla tıkayan yılana aittir.

Türk Edebiyatı’nda yılan denince akla gelen ilk eser olarak Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü romanı da atlanmamıştır:

Bugüne kadar heç duymadın mı anamdan? Savaşımız var yılan milletiyle. Bu namussuzlar, oldu bitti bize düşmandır. Öküze İneğe hep ziyan verirler. Fırsatını buldular mı heç esirgemezler.

Murathan Mungan’ın “Şahmaran’ın Bacakları” öyküsünde, Gürhan Tümer’in yazısında anlatılanlardan bambaşka bir yılan vardır. İnsanın ihaneti anlatılır orada. Çok sevdiğim bir öyküdür.

*** Gürhan Tümer’, “Yılan”, Argos, Eylül 1990

Bir Cevap Yazın