İnsanların Sesini Hikâyelerde Duymak

Hikâye etmenin gücü… Bugün, “VOA Learning English” sitesinde, Pakistanlı çocuk edebiyatı yazarı Hena Khan’ın “Amina’nın Sesi” kitabıyla ilgili bir yazı okudum. Dinî kimliğiyle toplumdan yalıtılan müslüman bir çocuğu anlatan ve anlaşılmasını isteyen bir çocuk kitabı üzerine, kısa, naif bir yazı: “Kitap Genç Amerikalıların İslam’ı Anlamasına Yardımcı Olmayı Hedefler (Book Aims to Help Young Americans Understand Islam)”

Hena Khan, Amina'nın Sesi

Pakistanlı müslüman küçük kız Amina’yı anlamak…

Pakistanlı müslüman küçük kız Amina, bu kimlikleri dolayısıyla, yaşıtlarının yaşadığı sorunlardan daha farklı bir gündeme sahiptir. Duyulmaya, anlaşılmaya ve kabule ihtiyacı vardır. Kitabın yazarı Hena Khan da Washington civarında yetişmiş bir Pakistanlıdır ve geçmişte, bu kimliğiyle Amerikan kimliği arasında bir denge kurmada zorluk yaşamıştır. Khan, Amerikalı genç okurların, kendilerinden farklı bir toplum yapısından ve dinî anlayıştan gelen Amina aracılığıyla, bu farklılığı görmesini, anlamasını ve empati yapabilmesini ister. Bunu gerçekleştirmek için, “hikâye etme”nin etkileyici gücünü kullanmayı seçer. Khan’ın ifadesiyle, okur, karakterin ve hikâyenin dünyasına girdiğinde:

Hena Khan, Amina's Sesi

“Tamam, bu küçük kız Amina ve ailesi, benimkinden düşündüğüm kadar farklı değil… Onun ait olduğu toplum, arkadaşları ve ailesi benimkine çok benziyor.”

deme noktasına gelecektir. Bu da müslümanlara karşı daha hoşgörülü ve anlayışlı olmasını sağlayacaktır.

Bir yahudi okulunda görev yapan öğretmenlerden birine göre:

“Kitaplar, çocuklar açısından, farklılıkları olan insanları tanımak, onlarla empati kurmak ve onları anlamak için en iyi ikinci yoldur. En iyi yol ise, onlarla tanışmak, arkadaşlıklar kurmak ve sohbet etmektir.”

İnsanları anlamak için kitapları kullanmak iyi bir yol ama öğretmene göre, öncelikle başarılması gereken asıl şey, çocuklara kitap okuma alışkanlığını edindirmek… Gerisi gelecektir…

Not:İngilizce metnin özgün hali şurada.  (Çevirimde hatam varsa düzeltilebilir.)

***

Hikâye etmenin gücü tartışmasız

En son iş dünyası ve siyasetin keşfettiği ve şimdi adını hatırlayamadığım bir kitapla neredeyse ilahlaştırdığı “bir hikayesi olmak”, “hikayeyi pazarlamak” vb. stratejiler bir yana, hikâye etmenin gücü, insanlık kadar eski. Ne zaman bir metin türü olarak masallardan söz etsem, sınıfta da dışında da, daha konunun başında altını kalın kalın çizdiğim bir cümlem olur: Masallar, çocukları eğlendirmek yahut uyutmak için üretilmiş sözlü metinler değildir; tam aksine, masallar büyükleri eğitmek ve uyandırmak için üretilmiş metinlerdir. Kelile ve Dimne‘nin, Mesnevî‘deki sayısız minik hikâyenin sırrı, Ezop‘un tatktiğinde yatar: İnsanlar yüzlerine doğrudan söylendiğinde anlamıyorsa veya empatiden yoksunsa, o zaman sahneyi kitaplarda kurup ayna misali herkesin orada kendisini ve diğerlerini görmesini sağlamak…

(İngilizce veya Türkçe sürekli okuma halindeyim ama her okuduğumu yazsam sitenin veritabanına yazık diye sadece kitaplardan söz etmek bu blog için bilinçli tercihim… Yukarıdaki yazıdan söz etme gereği duyma nedenim, doğru bulduğum bu yaklaşımı en yalın şekilde dile getirmesindendir.)

Bir Cevap Yazın