İyilik Güzellik (Ece Temelkuran)

Ece Temelkuran, ne ve nasıl söylediğiyle başka yazarlardan kolayca ayırt edilebilir “kendine özgü”lüğe sahip yazarlardan… Okur, o kendine özgü dilde, harmanlanmış kırılganlıkla direnci, öfkeyle umudu, anda sınırlı örneklerle genel geçer insanlık yüzlerini bir arada bulur. Son kitabı, İyilik Güzellik de böylesi örneklerden…

İyilik Güzellik

Kitap, çoğu Penguen’de olmak üzere, BirGün, T24, Kafkaokur ve Kara Karga’da yayınlanmış; bu yayın organlarının karakteristik özelliklerine göre içeriği veya anlatım dili farklılık gösterse de ana rengi Ece Temelkuran olan ve 2013-2017 arasını kapsayan yazılardan oluşuyor. Bu aralıkta, ülke gündemine bağlı olarak duygunun bilmem kaç tonundan geçen hemen herkesin, sarkacın bir ucundan diğerine savrulan duygu durumlarından biri öne çıkarılmış, o da başlığa alınmış:

İyilik Güzellik! Başına “N’olsun işte!” gelebilir, sonuna “Yuvarlanıp gidiyoruz.” eklenebilir mesela… İçi başka bir seçenekle doldurulabilir mi? Evet. Temelkuran, bütünü korur gibi görünse de aslında kalıbı parçalayarak bunu yapıyor:

Çünkü benim insanlık tarihinden öğrendiğim bu: Güzelliğe inanan insanlar eninde sonunda sadece onları hatırlamak ister; savaşa rağmen Mostar Köprüsü’nü yapanları, bayağılığa rağmen zarafet gösterenleri, tek başına kalsa da doğruyu söyleyenleri, çirkinlik krallığını kursa da Üç Kuruşluk Opera’yı yazanları. Ben ve öyle sanıyorum ki siz de, biz yani, onların takipçisiyiz. Ne derlerse desinler.

Ve çıldırtıcı kötülük şenliğine rağmen, “Nasılsın?” dendiğinde hepimiz öyle cevap vermeyi yeniden hatırlayalım istedim:

‘Ne olsun! İyilik güzellik.’”

İyilik Güzellik

“İnsan, dünya gerçekliğine müdahale etmeye kalkışan, buna inanmış, bunda inat eden tek canlı türüdür. Ve bir kayayı durmadan tepeye tırmandıran, aşağıya yuvarlandıkça yeniden yukarı iten Sisifos için Albert Camus’nün dediği gibi onu “mutlu hayal etmek gerekir”. Gerçek, mutlu değildir. Biz onu hayal ederek, hayalimizi ona dayatarak değiştiririz. Bu yüzden insan olmak meselesi, inat etmek meselesidir.” (İyilik Güzellik)

yuvarlanıp giderken düşecek gibi olduğunuzda tutunacağınız dal ne olurdu?

Ece Temelkuran, her şeye rağmen “iyilik”le ayakta duracak ve her şeye rağmen “güzellik”le korunabilecek insanlık için,  açık kapılara işaret eder. Hayal kurmak onlardan sadece biridir ve belki en önemlisi:

“(…) Kötülüğün hükümdar olduğu en umutsuz zamanlarda bile insanın ortadan kaldırılamayan bir güzellik yaratma dürtüsü var. İnsanın “ilginç” olanı yaratma becerisi var. Kuşların kanatları, kurtların dişleri, bukalemunların renk değiştirme becerisi var ve bizim hayal gücümüz; bu, bizim boş zamanlarda yaptığımız bir hoşluk değil. Hayal kurmak insanoğlunun tarihinin ilk gününden itibaren hayatta kalmak için geliştirdiği bir beceri. Toplama kampında bir lahanayı çiçek yapmak ve karşılığında o lahanayı bir çiçek olarak görebilmek insan türünün yaptığı bunca ahmaklığa rağmen sürebilmesinin esas sebebi, iyiliğin olduğuna inanmak ve lahanayı bir aşk süsüne çevirebilecek hayal etme becerisini korumak.”

Bir diğeri, “anlatmak”, ama yazarak ama hikâyeler kurarak… Toplama kampında, bir dalın üstüne lahana takıp onu çiçek yapan adamın sevgiliye sunduğu sadece çiçek değil, umut, güzellik ve dirençtir de… Tıpkı 2012’de Libya’dan Tunus’a doğru göçenlerden bir annenin, çölde sebze ekip kalp şeklinde yeşil bir bahçeyi var edebilmesi gibi…

Kısa yazılar toplamı kitabı, başka noktalardan okumak da mümkün elbet: 2013-2017 arası “saatli maarif takvimi” günlüğü gibi, yurdum insanının oyalanmaktan haz aldığı bir dolu ayrıntı gibi, politik gündemlerin çocuk ölümleri dahil acıtan yüzleri gibi, politik tercihlerin farklı adreslere maliyetleri gibi… Süreli yayınlar, sürecin aynası ne de olsa… Benim “inadına yaşamak” kısmında kalmaya ve buna inanmaya ihtiyacım var. Yazının notlarını da o sınırda  tutmayı yeğledim.

EK (14 Ekim) : Yenal Bilgici’nin “İyilik Güzellik” etrafında Ece Temel Kuran’la Söyleşisi şurada

derkenar:

1.Şu satırlar, bu blogun “hakkında” bölümünde yazılanların mantığına ne kadar yakın:

“Bir defter al kendine. Küçük bir defter, cebe sığacak büyüklükte. Herkes yazar olmak zorunda değil, ama herkes yazmak zorunda. Kin biriktirip yarına bugünün rezaletini aktarmak için değil. Bugünün gürültüsünden kaçmak için değil. Dünü aklına kazıyıp durmak için de değil. Devam ettiğini kendine göstermek için yaz. Devam edeceğini yaz o deftere. Çünkü ceylanlar, balıklar ve yırtılan tomurcuklar bu bilgiyle devam ettiriyor dünyayı. Onlardan geri kalma. Yaz şimdi büyük harflerle. Devam! Ağır ağır insan olacaksın. Yazdıkça daha çok. Önce bir defter al kendine.”

2. Kitaptaki örneklerin hatırlattığı bir zaman dilimi:

Yıllar önce, Atatürk Üniversitesi’nin misafirhanesinde doktora öğrencisi olarak bir dönem kalmışlığım var. Bitişik odaya Dünya Sağlık Örgütü’nden gelen genç arkadaşa kadar, benim o koridorda ve odamdaki varlığım bir hayaletten farksızdı. Şimdi odayı boşaltacaksın deseler, en çok 5-6 dakikamı alırdı, her bir şeyimi toplayıp kapı önüne çıkmam. Her şey de bıraktığım gibi olurdu, temiz, düzenli vs. vs. O genç hanım, bana başka bir ufuk gösterdi, sadece yaptığıyla hem de… Koridorlarda, evinin salonundaymış gibi çıplak ayakla veya rahat terliklerle dolaşan, odasına bir masa isteyen ve üzerine rengarenk kalemlerle dolu kutusunu koyan, resmî ortamı yaşanılası bir genç odasına dönüştüren, üstüne elindeki meyveli yoğurtla kapıma dayanan şen komşu hatun… Yaşadığımız şehirlerden çok uzakta, Erzurum’un soğuğunda, İngilizcenin içinde tatlı muhabbetlerle geçen bir zaman dilimi… Ben kaynaklı değil, “yaşayan” hatun kaynaklı bir “goodness” hali… 

*** Ece Temelkuran, İyilik Güzellik, Can Yay., 2017

Bir Cevap Yazın