Karanlık Çökerken Neredeydiniz (Mario Levi)

Bir kenti sahiplenme… Bir ülkenin yurttaşı olabilme ve aidiyet… Geçmişe, lise çağlarının en riyasız arkadaşlık ilişkilerine dönerek, “yarın” için bir grup hayatı yeniden bir araya getirme… Bir oyunu yeniden oynama…

Mario Levi, Karanlık Çökerken Neredeydiniz? romanında, tüm bunları birbiri içinde eriterek anlatmış. Dili de içeriği de yoğun bir roman. Öyle akıp gitmiyor sayfalar ama dil engel olduğundan değil; tam tersine, dil çektiğinden, kısa vurucu tahlillerde öylece kalıverildiğinden…

Karanlık Çökerken Neredeydiniz

Romanın genel çatısını anlatmak çok kolay: Ellili yaşlarındaki İzak, evli çoluk cocuk sahibi, herkes kadar mutlu/mutsuz, hali vakti yerinde olduğu için meraklarına da zaman ayırabilen bir adamdır. Geçmişinde aradığı bir şeyler için, lisede “Artistler Takımı” olarak nitelendirilen bir grup arkadaşıyla yazıp oynadıkları “İstanbul Hayatım” oyununu bir kez daha birlikte sahneleme sevdasına düşer. Her biri başka ülkelerde başka hayatların ardına düştükten sonra, başka başka düş kırıklıklarında büyüyen beş arkadaşının izini sürer, bulur ve düşünü gerçekleştirmeye koyulur… Öyküsünü de kendisi anlatır.

İzak, Niso, Yorgo ve Şeli, azınlıktandır. İzak, kendilerinin öyküsünü daha önce yazdığım gibi, batırmayan, iğnelemeyen, sadece içe dokunan bir derinlikte anlatmaya çalışır. Azınlıkların hikâyesi, alttan alta bu romanın temel sorunlarından biridir. Olumlu ya da olumsuz toplumsal birikimlerle oluşan tarihin, kuşaklara da genetik bir miras gibi geçtiğini ve istense de istenmese de bir şeylere ilişkin algıların hiçbir şekilde değiştirilemediğini söyler, bu roman, okuruna.

Necmi ile Şebnem grubun diğer kişileridir. Necmi’nin öyküsünde, 1980 öncesinin sancılı, tek sözcükle ama yazarı belirtilmeden yapılan göndermeyle, “yaralı” kuşağı vardır. (Aklıma ilk gelen Erdal Öz’ün Yaralısın romanı oldu.) Arka arkaya okuduğum son birkaç romanda, 80 öncesinin devrimcileri romantik birer idealist olarak kendilerine yer bulmuş. Bir kuşak, geçmişinin hüznünde yitirdiği bir şeyleri arıyor sanki…

“Ama gün gelecek, bu yaşadıklarımızla ilgili filmler de çekilecek. Bugüne kadar yazılanlara başka romanlar da eklenecek… Kimileri vicdanlarını böyle temizlemeye çalışacak belki. Sistem kendini aklamak zorunda. Anlatmak aynı zamanda sıradanlaştırmak demektir çünkü. Sıradanlaştırmak, acıları, ölümleri, utançları daha kolay taşınabilir kılmak.”

(Ben bu notu düşerken, NTV ekranında Yekta Kopan’ın konuğu Zülfü Livaneli de soldan bugüne kalan/geleni değerlendirmekteydi… Öne çıkardığı kavram, hümanizm.)

Hacimli (586 sayfa) ve ne garip, her tümcesini hissedebildiğim bir roman okumuş oldum. Sadece hoşuma gittiği için not aldığım tümcelerle bile bir blog yazısı çıkabilirdi. Kitabı aldığım arkadaşımın altını çizdiği şu satırlarda ben de durdum:

“Başkalarınca zaman zaman kabullenilemez görünen yanlışlarımızın, aslında benzersizliklerimiz olduğunu, örselene örselene, her geçen gün biraz daha iyi görerek.”

İlgili yazı: “Üslûb-ı Beyân”

*** Mario Levi, Karanlık Çökerken Neredeydiniz, Doğan Kitap, 2009

Bir Cevap Yazın