Kırmızı Pazartesi (Gabriel Garcia Marquez)

Türkçesi 106 sayfa tutan incecik bir kitap… Ama çarpan etkisi yüksek ve etkileyici bir içeriğe sahip olan, bir cinayet etrafında suç ve faillerin toplumsal karşılıklarını irdeleyen bir roman, Kırmızı Pazartesi.

Kolombiya’nın sıradan bir kasabasında bir pazartesi sabahı, bir genç öldürülür. Herkes ve her şey bu ölümü haber verir gibidir ama hiç kimse ve hiç bir şey olacakları durduramayacaktır. Gerçekte de yaşanmış olan olay,  Marguez’in kaleminde, öncüsü olduğu “büyülü gerçeklik” atmosferi içinde anlatılmıştır.  Kırmızı Pazartesi’de gerçekliğe büyüselliği katan iki temel ayrıntı vardır:

  • Santiago Nasar’ın o gece gördüğü bir rüyanın haberci özellikler içermesi

“Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı. Rüyasında kendini koca koca incir ağaçlarından bir ormanın içinden geçerken görmüştü, incecik bir yağmur çiseliyordu, bir an için mutluluk duymuş; ama uyandığında üstü başı kuş pislikleri içindeymiş duygusuna kapılmıştı. ‘Rüyasında hep ağaçlar görürdü,’ demişti bana annesi Plâcida Linero, o uğursuz Pazartesinin ayrıntılarını aradan 27 yıl geçtikten sonra anımsarken. ‘Bir hafta önce de rüyasında, badem ağaçlarının arasından uçarken dalların hiçbirine çarpmadan geçip giden yaldızlı kâğıttan yapılma bir uçağın içinde tek başına oturduğunu görmüştü.’

  • Herkesin adım adım gelen süreci bir şekilde anladığı halde “bi şey olmaz” diye düşünüp felâkete zemin hazırlamasına yol açan o güne özgü tutuk hâlleri. Meselâ, Santiago’nun iyi bir rüya yorumcusu olan annesi bu rüyaları kötüye yormaz.

kırmızı pazartesi yahut “santiago nasar’ı öldüreceğiz” hatta “santiago nasar’ı öldürdük”…

Her şey, bu iki cümle arasındaki birkaç saatte olup bitecektir.

Tipik bir polisiyenin gerektirdiği ayrıntılar, bu romanda da fazlasıyla var: Cinayet, katil, maktul, mahkeme… Tipik olmayansa, bir polisiyenin en çok merak ettirdiği, “Katil kim?” sorusunu sordurtmayan netliktir… Öldüren de öldürülen de cinayet nedeni de gayet açıktır. Bir düğün gecesinin sonunda bâkire çıkmayan genç kızın eş adayı, kızı ailesine teslim eder; kızın ikiz erkek kardeşleri de onun “namusunu kirleten” kişi olarak adını verdiği bir genci, Santiago Nasar’ı bıçaklayarak öldürürler.

Kırmızı Pazartesi
Kırmızı Pazartesi filminde uğruna cinayet işlenen genç kızı Ornella Muti canlandırmış.(1987)

Daha ilk bölümde öğrenilen bu durumun devamında okur ne ile karşılaşacaktır? Marguez, okurunu, bu cinayete adım adım giden insan tutum ve davranışlarıyla karşılaştırır. Okur, insanların birbirini tanıdığı küçük bir kasabada, herkesin bildiği ama önleyemediği bir cinayetteki rolünün ve sorumluluğunun bazen ne kadar küçük ama ne denli önemli olabileceğini görür.

“Çözümün parçası değilseniz sorunun parçasısınız!” anlayışının bir örneği gibi gelişir olaylar.  Açık açık söylenen “öldüreceğiz” sözcüğü, bu romanda toplumsal kabullerin, kişilerin yaptığı seçimler üzerindeki etkilerini gösterir. En basitinden ailelerin tutumunda cinayete davetiye açıktır:

  • Damat adayı Bayardo San Roman, düğün sonrası, Angela’nın bâkire olmadığını anlayınca, genç kızı evine teslim eder.
  • Angela’nın annesi Purisima del Carmen kızının durumunu öğrenince çok kızar ve onu döver.
  • Angela Vicario, bâkire olmayışının müsebbibi olarak Santiago Nasar’ın adını verir. Süreç başlar ama söylediğinin gerçek olup olmadığı hiçbir zaman kesinlik kazanmaz.
  • Angela’nın ikiz kardeşleri Pedro ve Pablo‘nun  ön toplumsal kabullerine göre, evlilik dışı ilişkinin karşılığı, ölümdür. Yine de birileri onları durdursa ister gibidirler. Bunu tek görebilen kişi Clotilde Armenta’dır:

Yine de işin aslına bakılırsa, Vicario kardeşler Santiago Nasar’ı hiç kimsenin haberi olmadan, hemen öldürmek için gereken hiçbir şeyi yapmamışlardı, tam tersine biri çıkıp da onu öldürmelerini engellesin diye akla gelebilecek her çareye başvurmuşlar ama bunu sağlamayı başaramamışlardı.

  • Süt satan Clotilde Armenta, o sabah cinayet öncesinde ellerinde bıçaklarla dükkanına gelen Vicario kardeşlerin hem çok içip hem de adını vererek birini öldüreceklerinden söz etmelerinden tedirgin olur. Dükkanına gelen süt dilenen kadınla Santiago’nun ailesine bir not gönderir. Pedere ve bir yetkiliye de haber verir.
  • Peder, uyarıyı paylaşmayı unutur.
  • Yetkili, bıçakları alınca olası bir cinayeti engellemiş olduğunu düşünür.
  • Evin aşçısı ve geçmişte Santiago’nun babasıyla bir aşk macerası yaşamış, içten içe öfkesi hiç dinmemiş Victoria Guzman, o notla, sarhoş kardeşlerin öldürme planından haberdar olur ama sessizliğini korur. Çünkü Santiago’nun da kızı Divina Flor’la gönül eğlendirmesinden hazzetmez. 
  • O sabah da yaşanan benzeri bir durumun ardından Santiago Nasar, o gün limana gelecek gemide bulunan piskopos göreceğini düşünüp çok erkenden evden çıkar.
  • Divina Flor,  bayramlar dışında sürgüsü hep kapalı tutulan ön kapının sürgüsünü, her olasılığa karşı Santiago için açık bırakır.
  • Santiago’nun annesi Placida Linero, evde olduğunu zannettiği oğlunu Vicario kardeşler’den korumak için o kapının sürgüsünü sıkı sıkı kapatır ve Santiago’nun eve girişini istemeden engellemiş olur. Oğlu birkaç saniyeyle ölüme kurban gider.
  • vs.vs.

Bu ve benzeri her adım geri dönüşsüz bir süreci tetiklemiş olur. Katil Vicario kardeşler, planladıkları şeyin ağırlığı altında içkiyi de aşırı dozda alınca bilinç devre dışı kalır. Santiago’yu öldüreceklerini her yerde söylerken bir notada, “Bizi duyun ve mümkünse öldürmemizi önleyin!” mesajını da iletmeye çalışmaları işlevsiz kalır. Cinayetin işlendiği gün Vicario kardeşlerle karşılaşan herkes de demek ister ki: Sizi görüyoruz ama dilinizden dökülen “öldüreceğiz” sözcüğünün gerçeğe dönüşeceğine asla ihtimal vermiyoruz. Sarhoşsunuz ve içkinin etkisiyle böyle konuşuyorsunuz.

Kırmızı Pazartesi

Görünen o ki kimse tehlikeyi bilinç düzeyinde kavramış değildir! Durumun ciddiyetini gerçekten kavrayan ve önlenmesi için adım atan bir kişi vardır; onun çabası da yukarıda görüldüğü üzere bir işe yaramamıştır:

“Clotilde Armenta, onları dikkatle incelemişti. İkiz kardeşleri o kadar iyi tanırdı ki, birbirlerinden ayırt edebilirdi, özellikle de Pedro Vicario askerden döndüğünden beri. ‘Tıpkı iki çocuğa benziyorlardı,’ demişti bana. Ve bu düşünce onu korkutmuştu, çünkü ancak çocukların her şeyi yapabileceklerini düşünürdü hep. Böylece süt kaplarını hazırlamayı bitirip dükkânda neler olup bittiğini anlatmak üzere gidip kocasını uyandırmıştı. Don Rogelio de la Flor yarı uykulu bir halde dinlemişti onu. ‘Saçmalama,’ demişti karısına, ‘o ikisi kimseyi öldüremez, hele zengin birini hiç.’

Anlatıcı, olayı soruşturan sorgu yargıcını bir parça edebiyatla haşır neşir bulur. Yargıcın soruşturma dosyasına düştüğü bazı notlar ilgisini çeker. Onlardan biri:

“Kader bizleri görünmez kılar.”

Bir diğeri:

“Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.”

Olayların anlatıcısı, olayı, cinayetin tanıklarıyla zaman zaman yaptığı sohbetlerin ışığında ve hatırladıklarıyla anlatır. Zaten ölenin de öldürülenin de aile ve sosyal çevresiyle iç içedir. O zaman hepsi 20’lerindedir. Öldürülen ve yakın arkadaşı olan Santiago Nasar, bir göçmen Arap gencidir. Anlatıcı aslında Gabriel Garcia Marquez’in kendisidir. Olay da onun çocukluğunun geçtiği kasabada gerçekten yaşanmıştır. O nedenle, otobiyografik bir metin gibi okunur roman, yer yer. (Şu linkte Zülfü Livaneli’nin iki dakikalık videoda verdiği bilgi dinlemeye değer.)

derkenar:

  1. Gabriel Garcia Marquez’in Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığı 1982 yılında, kitapçı vitrinlerini dolduran Marquez eserlerini, özellikle de Yüzyıllık Yalnızlık romanını, gencecik bir okur olarak büyük bir ilgiyle okuduğumu hatırlıyorum. Kırmızı Pazartesi’yi de o zamandan sonra tekrar okurken, Trabzon’da Uzunsokak’ın kitapçılarına kadar gittim yeniden. Güzel oldu.
  2. TEGV ANKEP “Kitap Kurdu” gençleri, bu hafta için Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanını seçti. Bu da TEGV günlüklerime ekleniversin o yanıyla… ( TEGV ANKEP notlarım)
  3. (Ek: 5 Mayıs 2018) Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde 4 ölümlü bir cinayet süreci yaşandı. Sonrasında yapılan açıklamalara bakınca, o süreci hazırlayan daha geniş bir süreç sanki bir “Kırmızı Perşembe” durumunu hazırlamış! Nihal Bengisu Karaca’nın yazısında genel bir özet ve değerlendirme var, bana Kırmızı Pazartesi’yi hatırlatan. Romanlar ve hayatlar kontenjanından düşmüş olayım.

*** Gabriel Garcia Marquez, Kırmızı Pazartesi, Can Yayınları, Şubat 2018 (56.basım, çeviri: İnci Kut)

Bir Cevap Yazın