Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın

Umberto Eco ile Jean-Claude Carrière’in, birbirinin evinde “dereden tepeden” sohbetlerinin içinde gelişen ve bir temel soruya yanıt arayan konuşmaların vardığı nokta çok açık: Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın.

Sosi Dolanoğlu’nun çevirisiyle okumaya başladığım bu kitabı daha bitirmeden konu etmemin nedeni,zümre arkadaşlarımdan birinin e-kitap okuyucusu almış olması ve dahi birkaç arkadaş birden başına üşüşüp hem merakla karıştırmamız hem bir çırpıda görüşlerimizi çarpıştırmamız…

(Dedikodunun âlâsı: E-kitap okuyucusunu Serhat Hoca aldı; işin içine teknoloji karışınca Deniz Hoca mesafeyi koydu; ben hemen Nazan Hoca’ya  e-kitapla ilgili blog yazımı hatırlattım, kendi alma isteğimi belirttim. E-kitabın, basılı kitabın yerini tutup tutmayacağı muhabbeti elbette bir teneffüslük boşluğa sığacak gibi değildi ve daha hesaplanacak notlar vardı. Konu kapandı.)

Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın

Eco ile Carrière arasındaki sohbetin odağında tam da bu konu var aslında. Teknolojinin hızla geliştiği ve aynı hızla eskidiğinin vurgulandığı satırlar, her şeye rağmen basılı kitaba bir güzelleme gibi duruyor:

“Yazıların dünya çapında dijitalleşmesinin ve yeni elektronik okuma gereçlerinin benimsenmesinin temsil ettiği meydan okuma karşısında, kitabın bahtına ve bahtsızlığına değinmek, ilan edilen değişimleri göreceleştirmeyi sağlıyor. Gutenberg galaksisine mütebessim bir saygı duruşu olan bu söyleşiler, tüm okurları ve kitap denen nesnenin sevdalılarını mutlu edecek. E-kitapları olanlarda nostalji uyandırması da mümkün.” (Jean-Philippe de Tonnac)

Ne garip! Uzun zamandır ders notu alır gibi sağına soluna işaretler koyduğum, kendime ya da öğrencilere örneklemek üzere notlar aldığım ilk kitap oldu bu Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın…

Umberto Eco ile Jean-Claude Carrière’in sohbeti, gerçek bir bilgi şöleni … Bir göstergebilimci ve yazar ile tarih eğitimi almış bir sinemacının söyleşisinde, geçmişten günümüze bilginin taşınırlığı, kalıcığı, eskimezliği ana mesele…

Tüm tartışmanın, verilen örneklerin, aktarılan bilgilerin sözü getirip bıraktığı yer: Aslolan bilginin üretimi ve aktarımıdır; ha kitaplarla, ha disketlerle, ha CD’lerle, ha USB’lerle yahut üretilecekse yeni bir nakletme aracıyla…

Bilgiyi yüklenen ve taşıyan dev bir ağa ilişkin gerçek bir kaygı:

“Filanca kurumun üyesi olan falanca bey, Clémenceau üzerine ya da Platon üzerine çalışmasını yayımladığında, bize verdiği bilgilerin doğru olduğunu farz etmek gerekiyordu, çünkü koca bir ömrü kütüphanelerde bütün kaynaklarını doğrulamakla geçirmişti. Günümüzdeyse falanca beyin de malumatını internetten toplamış olması tehlikesiyle karşı karşıyayız, o zaman da her şey güvenilmez, şüpheli bir hal alıyor.”(Umberto Eco)

Bilgi ve bellek sohbeti, Borges’in “Funes ve Sonsuz Bellek” öyküsünden, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’ine, geçmişin klasiklerine ve hatta bir nedenle dışlanmış ama değerli kitaplara (“Elenmişlerin Rövanşı” bölümü bu açıdan kayda değer) dek geniş bir edebiyat ve kültür yelpazesinde dolaşıyor.

Son zamanlarda hararetle önerebileceğim tek kitap… Özlediğim her şey için ödül gibi geldi. Can Yayınları’nın “Kırkmerak” serisinin bu kitabını keyifle okudum, öğrendim.

Atlamadan, şu çarpıcı  ve kabul etmeli ki çok zor soruyu da ekleyeyim kitaptan:

Bir felâketle karşılaşsanız, hangi değerli kitabınızı kurtarırdınız?

Eco, “katlı yapraklar üzerinde yer alan gravürleriyle muhteşem” olarak nitelediği Kutsal Topraklara Hac Yolculuğu adlı eseri; Carrière ise, Alfred Jarry ile André Breton’un bir elyazmasını, bir de Lewis Carroll’ın bir kitabını alırmış yanına böyle bir durumda.

Ben?!!!!!!!!!!!!!

*** Jean-Claude CarriereUmberto Eco, Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Can Yay., 2011 (çevirmen:Sosi Dolanoğlu)

4 Yorum: “Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın

  • Ya ben? İlginç bir soruymuş hakikatten ve seçim yapması da zor. Henüz okumadıklarımdan birisi desem olmaz değil mi? :) O zaman; Jared Diamon’un Tüfek, Mikrop ve Çelik adlı kitabını diyeyim

  • Ben, “İki Şehrin Hikâyesi” demek istiyorum.
    “İki Yeşil Su Samuru” da demek istiyorum.
    Daha çok demek istediğim var; “hangi” olmamalı bence, “hangileri” olmalı…

  • Ekliyorum: Karanlık Çökerken Nerdeydiniz, Mario Levi.
    Böylece güzel bir liste oluşacak, diye düşünüyorum.

    • elifin günlüğü

      29/01/2011 at 10:56 Cevapla

      Ne ilginç! Karanlık Çökerken Neredeydiniz’in etkisi hiç kaybolmadı bende de…

Bir Cevap Yazın