Kördüğüm (Ayşe Kulin)

Kördüğüm, okurken beyninizin beyaz perdesinde kendiliğinden canlanabilecek kadar aksiyonu ve diyalogu bol, “düğüm”ün nasıl çözüleceğini merak ettirdiği için de çabucak okunabilen romanlardan… Büyük bir bölümünü, bir psikoloji kliniğinde kalan ve belleğindeki boşlukları tamamlayarak kendine doğru bir yolculuk yapan genç kadının hikâyesi olarak okumaya başladığım roman, çok hızlı bir polisiye kurgunun içinde bitiverdi.

“’Başıma gelenlere inanamıyorum,’ dedim. ‘İradem dışında hayatım değişiyor. Sıradan bir kızken, gizemli bir roman kahramanına dönüşüyorum.’

Kördüğüm

Araştırma yöntemleriyle ilgili dersimizde, çalışma konularımızdan biri; künyesi olmayan bir kağıt parçasındaki –kitap, gazete, süreli yayın vb.olabilir- yazının, yazı karakteri, dizgisi ve içeriğinden yola çıkarak dönemini ve elbette başarabiliyorsak kaynağını tespit edebilmekti. İlginçti. İleriki yıllarda, künyesiz bir kağıt tomarı olarak Kördüğüm’den sayfalara göz atacak biri, yazılma ve olay zamanı için kesin bir zaman aralığı vermekte hiç zorlanmayacaktır. Kördüğüm, roman kişilerinin gündemleri ve bu gündemleri yorumlarken kullandıkları ifadelerle tipik bir 15 Temmuz sonrası romanıdır. Polislerin olduğu sahnelerde, artık kimin kime ve neye hizmet ettiğinin kestirilememesinden kaynaklı bir güvensizlik durumu sıklıkla dile getirilmiş; Ortadoğu’nun “makus talihi”nin aktörleri kadar romanda yazıldığı şekliyle “Fetö” terimi de bir şekilde romanda yerini alıvermiştir.

Nokta atışı tarihlemeyi bırakıp daha büyük bir zaman aralığından bakılınca da son yılların Türkiye’sinin eleştirel bir fotoğrafına tanıklık etmek mümkün…

“Anneanneme söylemedim üzülmesin diye. Atatürk’ün denizin üzerinde uzaklaşan bir yelkenli gibi usul usul hayatımızdan süzülüp gitmekte olduğunu hangimiz fark ettik ki, anneannemden başka! Bir tek şu yaşlı kadın gördü tüm değerlerimizin içinin boşaltıldığım. Biz gençler, hayatlarımızın günlük dertleriyle boğuşurken bastığımız zeminin kaydığını, bizi bir başka anlayışa evirmek üzere müthiş bir toplum mühendisliği yapılmakta olduğunu göremedik. Oysa o uyardı durdu, en azından öğrencilerini ve annemle beni öğrencilerini bilemem ama annemle ben, gülüp geçmiştik.”

bir yanıyla ayakta durmaya çalışan kadınların hikâyesi…

Gözümde Betül Mardin’in canlandığı 85’lik anneanne, iradesi, aklı ve dinçliğiyle çok güçlü bir cumhuriyet kadını olarak çizilmiş. Asiye, Doğu’nun kadınlarının dramıyla; Sevda “çakma sarışın”ların yakışıklı erkeklerle sınırlı ufkuyla; Nurten, eşi şehit düşmüş yalnız ve güçlü bir polis-anne kimliğiyle yerini almış… Romanın esas kızı, “Gizem”li Esra, bir kördüğümün orta yerinde anneannenin torunu olmayı başarmış bir genç kadın. Hikâyesi okurlara kalsın…

“ ‘Esra Hanım, benim bir toplantıya girmem lazım. İstanbul dışında geçireceğiniz süreyi de kafanıza takmayın, düğüm çözüldüğünde döneceksiniz.’ 

‘Ne düğümü?’ 

‘Kördüğüm!’”

bir yanıyla gücün adresine ulaşmaya çalışan erkeklerin hikâyesi…

Gücün adresi ne olabilir? Fırsatları başarı basamaklarına çevirmek… Büyük bir balık yakalayıp parayı kollamak… Her şeye rağmen erdemli kalabilmek… Romanın erkekleri yelpazeye yayılmış durumda… Dr.Orhan Bastıyalı, Dr.Cemil Bostancıgil, komiser Vural, gazeteci Tarık…

polisiye kurgunun girdabında iyi ne, kötü kim?

Herkes, kendi gerekçeleriyle ardına düştüğü “gerçek”in izini sürerken, polisiyenin bilindik ilkesi de tatlı tatlı işler ve siz de bir okur olarak, sahneye giren her roman kişisini kuşkulu bulur veya aklayarak düğümü çözmeye çalışırsınız. Kendinizi light bir kafkaesk ortamda hissetmeniz de muhtemel, özellikle suçsuzluğunuza rağmen bir kuşkuya binaen “misafir” tutulurken hakkınızdaki kararlara müdahale edemediğiniz anlarda…

müzik, önemli bir figür…

Çoklu anlatıcılı bir roman, Kördüğüm. Olayları, ağırlıklı olarak Esra ve Dr.Orhan Hoca, bir bölümde de Dr.Cemil anlatır. Onlar kadar önemli bir anlatıcı daha vardır, duygu durumlarını özetleyen, olay akışında noktayı koyan hatırlatmalarıyla: Müzik…

Meselâ, Hümeyrâ’yla bildiğimiz, sözleri Şevket Rado’ya ait şiir/şarkının aşağıdaki dizeleri, romanın ana bölüm başlıklarını oluşturuyor:

Öyle uzak ki yerim uzakları aşıyor
Bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor
Ya her şeyim ya hiçim sorma dünyam ne biçim
Bir kördüğüm ki içim çözdükçe dolaşıyor

ne bulamadım?

Büyük resmi gördüm ama birden çok adres içinde durup düşüneceğim bir odakta kalamadım: Ortadoğu kaynaklı dramların hikâyesi, Huzursuzluk romanında daha derinden hissediliyor gibi… Esra’nın babasının derviş sükûneti ile dini istismar eden örgütlerin varlığında akla gelen dinî halka, değinilmiş geçilmiş bir ayrıntı gibi… Esra’nın mistik ve inzivada bir baba ile Amsterdam’da yaşayan ve dünyayı karış karış gezen bir annenin kızı olduğunu öğrenmemize yarayan düzeydeki kısa hatırlatmalar kadar… (Bu haliyle hatırladığım başka bir roman var: Ahmet Ümit, Bab-ı Esrar‘da, okuduğum zaman düştüğüm notla,“mistik Doğu”lu baba ile “akılcı Batı”nın, Poyraz’la Susan’ın kızı Karen’in hikâyesini daha derinlikli anlatır. Romanın ana meselelerinden biri o karşıtlıktır çünkü.) Yukarda alıntıladığım toplum mühendisliği bahsi ise, son bölümüne kadar bu romanın derdi olmayan bir başka ayrıntı…

Yok, eğer, içinde yaşadığımız ve ne hızına ne yoğunluğuna yetişemediğimiz gündemlerin akıl sağlığımıza etkisi ise söz konusu olan, roman bu açıdan metaforik olarak başarılı… Özellikle Silivri villasındaki misafirlik günlerinde…

ne buldum?

Ayşe Kulin’in okuru yormayan sade ve rahat akan cümleleriyle örülü, güncel karşılıkları yoğun bir roman: Kördüğüm.

***Ayşe Kulin, Kördüğüm, Everest, Kasım 2017

Bir Cevap Yazın