Köşe Yazarı, Blogger ve “Münip Bey’in Günlüğü”

Ayşe Arman ve onun gibi yazanlar kategorisinde yer alan yazarların çoğu, aslında internetin bir köşesinde değil de gazetenin bir köşesinde, fena halde “blog” tutuyorlar. Tersi de olabilir; ben aslında bir köşe yazarıyım da farkında değilim.

Selcuk Demirel

Günlük (günce) dediğin, kısa aralıklarla bir deftere atılan çentiklerdir. Klasik olanında, “sevgili günlük” tadında iç dökmeler vardır ama yine klasik olanında kategorilendirilmiş, etiketlendirilmiş ve yoruma açılmış bölümler yoktur. Köşe yazısı dediğin de bir gazetede “güncel”in yorumlandığı metinlerdir. Bunun klasik olanında, güncel, önceleri geniş kitlelerin gündemiydi; sonra sonra, kişisel gündemler eğilimi başladı.Tam da bu nedenle, günümüzün “bir kısım” köşe yazısı ile “bir kısım” blog yazısı aynı noktada birleşebiliyor.Her ikisinde de kişisel yaşam ve eğilimlerle iç içe girmiş güncel kayıtlar, yorumlar, değerlendirmeler öne çıkıyor. (Eh, ben de bir köşe yazarlığı teklifi alırım artık:) ) (EK 24 Eylül 2017: O zamanlar böyle bir not düşmüşüm ama sonradan blogger Pucca’nın Hürriyet’te köşe yazarı olduğunu gördüm. Yazdıklarının dikkat çekme potansiyeli(!) ile benim günlük (günce) notlarım arasında dağlar var tabii deyip hâlâ keşfedilmemiş olmama bir mazeret uydurmuş olayım!)

Fürûzan’ın yazdığı “Münip Bey’in Günlüğü” öyküsünü okuyunca bunları düşündüm. Öykü, bildiğimiz sahici günlüklerin ve dar bir yaşamın dar döngüsünün bir tür ironisi. Bir duygunun, bir durumun sözcüklerde nasıl elle tutulur hale gelebildiğinin de hoş bir örneği aynı zamanda. 

20 Kânunusani. Muş. Kış şiddetlendi.
22 Kânunusani. Müdür tarafından zevata takdim edildim, memurluk gururum arttı.

Bir dönem konu olarak çok sevilen “kasaba yalnızlıkları”nın bir süre sonra insanı boğan yanına vurgu yapılmış. Bu, kişisel derinlikler ve yollar açık değilse, ne kötü bir manen ölümdür:

13 Nisan. Dehşetli başım ağrıyor.
14 Nisan. Hava kuru ayaza çekti.
15 Nisan. Çok güneşli ve soğuk bir hava.
16 Nisan. Bulutlu ve soğuk bir hava.
17 Nisan. Çok bulutlu, çok soğuk bir hava. Sami Beylere gideceğiz. Bir tavla atarız, dedi Sami Bey. Aşağı mahalleyi sel basmış.
18 Nisan. Sami Bey diyor ki: “Habibim fasl-ı güldür bu…”
19 Nisan. Sağanak halinde yağmur yağıyor. Habibim fasl-ı güldür bu. Yok daha neler. Canım sıkılıyor.
20 Nisan. Güneşli bir hava. Ama neye yarar?
21 Nisan. Güneşli bir hava. Ama neye yarar?
22 Nisan. Güneşli bir hava. Ama neye yarar?
23 Nisan. Güneşli bir hava. Ama neye yarar?
24 Nisan. Güneşli bir hava. Ama neye yarar?
25 Nisan. Güneşli bir hava. Ama neye yarar?

İnterneti de yok ki! :)

*** Fürûzan, Parasız Yatılı, Yapı Kredi Bankası Yay., Ocak 2011

Bir Cevap Yazın