Lüküs Hayat

hayata dipnot

Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde Zihni Göktay’lı, Suna Pekuysal’sız Lüküs Hayat operetini izledim bugün. Haldun Dormen yönetmiş. Muhsin Ertuğrul’un önerisiyle yazılmış, Cemal Reşit Rey bestelemiş, kardeşi Ekrem Reşit Rey yazmış ama Nazım Hikmet’in de eli değmiş. 1933 yılından bu yana Hazım Körmükçü, Vasfi Rıza Zobu, Bedia Muvahhit, Feriha Tevfik gibi birçok oyuncuda hayat bulmuş.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın neredeyse kült olmuş, sadece künyesi çıkarılsa bile, alt yapısındaki güçlü isimlerle ışıldayan önemli bir oyunu, Lüküs Hayat…

Lüküs Hayat operetinin orjinalini okumadığım için, dikkatimi çeken bazı ayrıntıların, oyunu güncel tutan ve böylece dünden yarına taşıyan genel özellikleri midir, yoksa zamanla uyumlu hale getirilmiş yeni yorumları mıdır, bilemeyeceğim. Yine de yazayım:

Lüküs Hayat

Seyircisiyle etkileşimli bir oyun sergilendi… Epik tatlar vardı. Mesela, Zihni Göktay, oyunun bir yerinde “26 yıldır bu cümleyi söylüyorum.” dedi. Başka bir sahnede, Fıstık’a, konservatuarda öğrenim gördüğü için diyaframdan gülmeyi de bilmesi gerektiğini söyledi. Fıstık’ın lafı anlamadığı yerde, seyirciyle kıyasladı. Seyirciye onay bekleyen soru yöneltildi, vs. Bu bölümler eklemeydi.

Günümüze göndermeler dolayısıyla, oyunun orjinalinden koptuğu diyaloglar da çoktu.

Bu diyaloglardan, Erdoğan’ın “one minute” esprisi de payını aldı, Anelka da, rezidans da, Yasemin’in Penceresi ve Acun’un yarışma programı da, üçüncü sayfa haberleri de… Zihni Göktay’ın canlandırdığı külhanbeyi tavırlı sevimli hırsız Rıza’nın arif, halk adamı yorumuyla gelen eleştirilere, seyirci de sıkça alkışlayarak katıldığını belirtmiş oldu . Bir ara içimden, “Bir oyunun içinde tüm Türkiye profilinin çıkarılması da gerekli miydi?” diye geçti. Bu bölümlerin, üç perdelik, dört saatlik oyunun uzunluğunda önemli bir payı da vardı diyebilirim.

Operetin içinde yer yer, Pişekâr’la Kavuklu misali, sözün yanlış anlaşılmasından doğan esprilere yer verilen, birinin daha akıllıca geçindiği ve davrandığı, diğerinin gel-git akıllı olduğu ortaoyunuvari sahneler vardı. Rıza Pişekâr’a, Fıstık Kavuklu’ya denk gibiydi. Muhtemelen orjinalinde de yer almıştır.

Bildik bir oyun ve en az oyun kadar ünlü şarkıları, temposu hiç düşmeyen oyunculuklar, ta TRT çekiminden bildiğim dekorun aynısı… Bir tür nostalji… Dile kolay, dört saat sıkılmadan koltuğa çakılı kalmak… Bu oyun kendini yenileyen diyaloglarıyla daha uzun yıllar sahnelenir ve gişe sıkıntısı bilmez.

Son notum: Şimdi adını hatırlayamadığım şuh çizgi film karakteri güzeller güzeli hatunun hareketlerini eliyle, bacaklarıyla ve göz kırpışlarıyla oyundaki Zeynep karakterine taşıyarak tatlı tatlı dalgasını geçen oyuncuyu çok sevdim.

Bir Cevap Yazın