Lüsyen (Can Dündar) yahut Özel Hayat Nereye Kadar?

Kitabın adı Lüsyen olsa da Can Dündar’ın ifadesiyle:

“Bu kitap, tümüyle baktığınızda bir devletin ve bir adamın iktidarsızlaşma serüveni…”

Abdülhak Hâmid’in kalbine inerdi okusaydı :)

 Milliyet’ten Miraç Zeynep Özkartal’ın Can Dündar’la Lüsyen üzerine söyleşisi

“Belgeselcilikten gelen bir çekingenlik… Hiçbir kurgu bana hakikat kadar tat vermiyor. İkincisi, yaşanmış bir şeye müdahalede bulunmak bana hepten yanlış geliyor. Bu konuda çok muhafazakarım.”(Can Dündar)

Lüsyen…Bir roman?… Bir belgesel?…

Hâmid’in Makber’i tanımlarkenki tereddütlerini ben de bu kitabı tanımlamaya çalışırken yaşadım. Şiirli, mektuplu, resimli, kaynakçalı, dizinli bir dönem bilgisi… Çoklu anlatıcılı bir hayat hikâyesi… Anlatıcının kaleminden, 60’lık Abdülhak Hâmid Tarhan’ın kaleminden ve 18’lik Lüsyen’in kaleminden duyguların anlatımı… Hâmid’in şiirlerine yansıyan izlerden…

K dergisi misâli edebiyatın magazininde renkli ve kolay okunur sayfalar…

Bir kez daha sorulur ki:

Hiç mi bilmesek şu adamların hayatlarını da sözcüklerinde açtıkları yollarda yürüyüp alacaklarımızı alsak…

Özel yaşamlardaki ya da beyinlerdeki karmaşa ile güzel eserler arasındaki yaman ters orantı kaçınılmaz mıdır? Benim okuduklarım mı denk düşmektedir? Freud haklı mıdır?

Eh bir de meslekî deformasyon kaydı:

Tanzimat’tan başlayarak Cumhuriyet’e gelesiye öğrencilerle paylaşılabilecek, derslere katılabilecek epeyce malzeme var kitapta. Hatta ben, “karalar bağlayan” Fatma Hanım’ın kendisine Hâmid’le evliliğin kapısını açan, belki masum, belki kadınca bir hınzırlığın ürünü olan “kinâye”sini kullandım bile sınıfta….

Not: Abdülhak Hamid’in, adının “Hâmit” olarak yazılışından duyduğu rahatsızlığı ve “Ham-it” vurgusunu yapışından beri, “Hamit” diye yazamayanlardanım:)

7 Yorum: “Lüsyen (Can Dündar) yahut Özel Hayat Nereye Kadar?

  • Sinemaya belgesel filmler ile başlayan Kieslowski belgeselin gerçeği kaydetme iddiasının kof olduğunu anladığında kurmacaya geçiş yaptığını söyler.(Can Dündar’ın tam tersi.)Sormak lazım madem gerçeğe bir müdahale etmek istemiyorsunuz o zaman neden gerçek kaynaklı bir roman yazıyosunuz?Ben Lüsyen’i okumadım ama sizin tespitinize güvenerek-bir roman bir belgesel-yorumda bulunuyorum.Mıy mıy mıy… Can Dündar.

  • elifin günlüğü

    02/01/2011 at 19:24 Cevapla

    Gerçek anlamda bir belgesel demek mümkün değil; çünkü, kitabın dili de kurgulanmış sayfaları da buna engel. Gerçek anlamda bir roman hiç değil; çünkü…

    Arafta bir kitap: Sandık açılmış;fotoğraflar, gazete kupürleri, mektuplar, şiirler, anılar birbiri çevresine yayılmış. Sandığın başına Ahmet Hamdi Tanpınar otursaydı keşke…

  • mesafe:))bırakalım şairler nefes alsın,dizelerindeki samimilikleriyle.makber başlı başına bir aşkken nerden çıktı bu lüsyen?
    teşekkürler.

  • elifin günlüğü

    04/01/2011 at 21:09 Cevapla

    Banu, Can Dündar‘ın anlatımından mı benim kitaptaki romantizmi anlayamayacak kadar başka bir havada olmamdan mı bilemiyorum ama senin daha önce sözünü ettiğin hüznü hissedemedim. Hissettiğim ya da kafamda beliren ilk şey, Nazım Hikmet‘in Resimli Ay’da bilinçli olarak yaptığı “Putları Yıkıyoruz” misali Abdülhak Hamid Tarhan‘ın bu kitapta, bir kez daha “şair-i azam” ünvanından çok başka bir yerde kalıp karizmatik yanından epeyce uzağa düşmesidir.

    (İlk kez, bir kitaba dair dip köşe yazamayacak kadar yoğun ve yorgundum ama yorumlarla eksiği kapatacağım galiba:))

  • öyle ya da böyle şairlerimizin hayatı gün yüzüne çıkmak zorunda.hep onlara ulaşılmaz gözüyle baktık belki bu eserler bizim için yakalamak zorunda olduğumuz bir şans.zaten sanatçı dediğimiz kişi hayatı ile yaşadıkları ile bizden farklı değil mi.eğer HAMİD için sıradışı ve yayınlanmaması gereken bir hayatı var diyorsak BALZAC,LORD BYRON,HUGO…gibi büyük yazar ve şairlerin hayatları hiç yayınlanmamalıydı.bence eleştirilmesi gereken HAMİD in hayatını keşke daha estetik yansıtabilseydik;çünkü böyle büyük ve sıradışı sanatçılar daha iyisini hakediyorlar.

  • elifin günlüğü

    07/01/2011 at 23:33 Cevapla

    Son tümceye karşılık, yukarıdaki yorumumu kopyalıyorum:)

    Arafta bir kitap: Sandık açılmış;fotoğraflar, gazete kupürleri, mektuplar, şiirler, anılar birbiri çevresine yayılmış. Sandığın başına Ahmet Hamdi Tanpınar otursaydı keşke…

Bir Cevap Yazın