Mai ve Siyah’a Alternatif Son

Ahmet Hamdi Tanpınar, bir salı akşamı, Eyüp iskelesinde Mai ve Siyah romanının baş kişisi Ahmet Cemil ile karşılaşır. Yazarın, “Ahmet Cemil ile Mülâkat” başlıklı yazısının içeriğini oluşturan hayalî mülâkat böyle başlar. Kırık dökük öykü, yaşlı adamın 12 yaşında bir çocuğa duyduğu komik bir aşkla sonlandırılır.

Tanpınar bir ahbap ziyaretinden dönmektedir. Birden karşısında, “ortadan biraz uzun boylu, tıknaz, kıranta” bir adam bulmuştur. Bu adam da (“da” vurgusu dünkü blog girdisine atıftır.) başta Sait Faik ve Nazım Hikmet gibi, seyircidir, anlamaya çalışmaktadır:

“Şapkası elinde, sol dirseği ile kapalı gişelerden birine dayanmış, caddede acele vapurdan boşalan kalabalığı seyrediyordu.”

Elinde, kırmızı maroken ciltli bir kitap ve birkaç gazete tutan Ahmet Cemil, Tanpınar’ın kendisine baktığını fark eder ve kendisini tanıtır:

“Ta kendisi….dedi Ahmet Cemil, sonra ilâve etti; Hemşireyi çoktan beri ziyaret etmemiştim. Bugün gideyim dedim. –Koyu lacivert sulu keten mendiliyle göz pınarlarını kuruladı- kabir çok harap olmuş, bakımsız kalmış… vakıa yeri iyi ama… belki biliyorsunuz (Aziyade)nin yanında yatıyor.”

Tanpınar, sohbeti romanın sonundan başlatır. “Mai”nin “siyah”a dönüştüğü, hayallerin gerçeklere çarpıp parçalandığı günlerin en koyusunda gittiği Yemen’den yeni dönmüştür Ahmet Cemil. Tanpınar, o gidişten bu yana, kendisinden hiç haber alınamadığını belirterek, romanla kendi yazısı arasında bir geçiş alanı oluşturur.

“Niçin dedim, niçin kaçtınız, siz ki, henüz gençtiniz, büyük bir istidattınız, kabiliyetleriniz vardı?”

Ahmet Cemil’in verdiği yanıt, Tanpınar’ın romanı yorumlayışıdır elbette: O sadece “hülyanın, hüsnüniyetin yarattığı bir adam” olarak, üstelik Yeni Zelanda’ya kaçma düşleri kurmuş bir kuşağın çocuğu olarak, yorgundur, kırgındır, uzak ve egzotik diyarlarda kendine yeni bir şans tanımak istemiştir.

Tanpınar, Mai ve Siyah romanının devamı olsaydı nasıl gelişirdi sorusuna karşılık gelecek bir senaryoyu yazmaktan da geri durmamıştır.

Hiç de romantik bir senaryo değildir bu. Yine Ahmet Cemil’e anlattırdıklarına(!) bakılırsa:Genç adam, Arabistan’a gittiği yılın ertesinde, bir malmüdürünün baldızıyla evlenmiş, çocukları olmuş ama mutlu olamamıştır. “Şikayetlerime dayakla mukabele ederdi. Benim ruhumun inceliklerini fark etmiyor, isimsiz, sebepsiz ıstıraplarımı duyamıyordu.” Eşinden ayrılarak Istanbul’a döner. II.Meşrutiyet ilan edilmiştir. Bir kahraman gibi(!) karşılanır. O romanda anlatılan, naif, kırılgan yapısı burada da mutlu olmasına izin vermez. İsviçre’ye gider. Kırık bir aşk hikayesi daha geçer başından. 12 yaşında(!) bir kıza, kız çocuğuna demeli aslında, aşık olur.

Burada devreye Tanpınar’ın sahiden zalim mizah duygusu girer ve bir çırpıda tüm bir Servet-i Fünun Edebiyatı’nı harcar:

“İnce, beyaz, uzun parmaklı eliyle saçlarını arkaya attı. Gözleri uzak bir hayale kapanmış gibiydi; adetâ onu ‘barân-ı dürr ü elmas’ gecesinde zannedecektim.   Yavaş bir sesle :
– Ona bir sabah aşkımı itiraf etmek gafletinde bulundum.    Dizlerimde oturmuş, kendisi için hazırlamış olduğum bonbonları yiyordu.   Birdenbire mini mini kollanyle beni kucakladı. Ah şu derâguşun lezzet-i bî-bahası ve benim için sakladığı sukut-ı hayâl… Evet bu dakikadaki neşatımı size tarif edemeyeceğim… Sanıyordum ki, mini mini dudakları aşkıma mukabele edecek ve ben, zihnimde ona vereceğim cevabı, o neşide-i garamı hazırlıyordum… Heyhat, ne kadar yanılmışım… Beni kucakladı ve yavaşça kulağıma eğilerek: ‘Madem ki, beni bu kadar seviyorsunuz, ablamla evlenin!’ dedi. Ah o dakikadaki hâlimi bilseniz, kalbimi bir yılan, bir değil, bin yılan birden ısırsa idi bu kadar müteessir olmazdım.   Yavaşça kucağımdan silktim ve odadan çıkar çıkmaz yastığa başımı koyarak ağladım, ağladım, saatlerce ağladım.”

Mai ve Siyah romanından bir dizi versiyonu düşünülse ve rating kaygısı güdülse bile böyle bir fantezi kurgulanmazdı herhalde:)

*** Ahmet Hamdi Tanpınar, “Ahmet Cemil ile Mülâkat”, Anayurt, 1933

Yorum: “Mai ve Siyah’a Alternatif Son

Bir Cevap Yazın