“Halbuki Ben Bir Masalı Olan Adamdım!”(Tanpınar)

Birkaç kez izin istedim. Dilediğimce paylaşabileceğim de söylendi ama hiç yapamadım. Çünkü paylaşmak istediğim bebiş, en azından bizler için dünya tatlısıydı ve onu anlatmak için sözcüklerin de gülümsemelerin de en güzelleri seçilecekti ama yeryüzünün tanık olduğu acılar o kadar arka arkaya ve o kadar yoğun geliyor ki ne duygusu ne isteği baki… Türküdeki gibi:

Bu dağlar kömürdendir
Geçen gün ömürdendir
Feleğin bir guşu var
Pençesi demirdendir

Üstüne bir de mahcubiyet duygusu, az buçuk mutluluk kırıntıları var diye… Yine de bu kez hiç değilse birkaç katmanlı minik bir yeni yıl hatırası olarak hayatın dipnotlarına eklemek istiyorum.

Masal doğduğunda, hayat onunla en güzel masalına başlasın diye dua etmiştim. İlk ziyaret edişimizde, ikinci adı Şiir olan diğer yeğenimi de yanıma alıp fotoğraf çektirmek istemiştim. Hem şiir, hem masal… Hem anne ve babalarının isim tercihlerini sevdiğim için, hem benim blogun içeriğine denk düştüğü için buraya alacağımı söylemiştim.

Zaman geçti, minicik Masal bizi ziyarete geldi. Onu, annemin ben daha üç günlükken dikmiş olduğu elbisenin içinde görmek istedim. Elbiseyi annemdeki eski gardrobun anahtarına astım ve… Sonra, benim iki yaş aralığım aynı karede buluştu: Birinci yaşım ve Ankara’da master yaptığım 21.yaşım…Minik bir elbise, eski bir gardrop… Yaşanmışlık… Minik bir bebek… (Yaşayacak nice güzel zamanları olsun…)

Derken, içimden Tanpınar‘ın masalsı “Geçmiş Zaman Elbiseleri” hikayesi geçti bir an:

“Yine bir an için gözlerini kapayarak kendi kendine gibi yavaş mırıldandı:

-Bilmem… diyordu, kimbilir, belki… Bunlar bana o kadar garip, olmayacak şeyler gibi geliyor ki...

Bu evde, bütün bu eski şeyler içinde, bu eski zaman elbiseleriyle kendimi o kadar başka bir dünyanın adamı, o kadar yaşadığım zamandan ayrı buluyorum ki.. (Bir müddet düşündü…) Demin beni eski masal kadınlarına benzettiğiniz zaman ben size niçin olmasın, demiştim. Doğrusunu isterseniz yavaş yavaş ben de kendimi onlardan biri gibi, hiç olmazsa babamın uydurduğu bir masalın kızı gibi görmeğe başladım ve içime sonuna kadar, böyle tek başıma, bir başkasının gördüğü bir rüya olarak kalmanın korkusu çökmeğe başladı. Oh, ne mesutsunuz bilseniz… Geniş dünyada, kendi hayatını yaşamak, günlerin çıkrığını kendi ruhunun ilhamlarıyla çevirmek…” (Ahmet Hamdi Tanpınar, “Geçmiş Zaman Elbiseleri”)

2017’nin ilk gününü minik bir bebeğin gülümseyişinde karşılamayı umarken….Reina katliamı…

Ölümler kadar hayatlar da kayıtlara geçmeli düşüncesi bu kez ağır bastı. Bir karabasanın ortasında nefes alma ihtiyacı… En minik, en masum soluğun nefesinde tazelenme ihtiyacıyla hem de…

Canım Masal Aden, dileğim her daim geçerli… Dünya yeniden senin bebek masumluğunda güzel olan her şeyi hatırlasın ve sadece iyilikle hem de adının güzelliğinde dönsün.

EK (9 Eylül 2017): Dünya, hâlâ uslanmadı. Terör de savaşlar da tam gaz… Tv’de “Ölümsüzlük mümkün mü?” konusu tartışılıyor an itibariyle…Masal, bir yaşına girmek üzere… Kitabı bol, ufku geniş bir evde büyümekte… Tam bir şirine… Dualarım geçerli.

 

Bir Cevap Yazın