Muz Sesleri (Ece Temelkuran)

“Çünkü Allah’ın belası Beyrut’ta sadece muz seslerinin duyulduğu bir gün istiyorum. Birine söz verebilmek istiyorum. Kendime söz verebilmek istiyorum. Çünkü… İçinde yuvarlanıp gittiğimiz bu gürültü bitsin ve duralım istiyorum.”

Ece Temelkuran’ı birkaç programda Muz Sesleri üzerine konuşurken dinledim. Tanıttığı kitaptan emindi; ama bulunduğu konumdan fazlasıyla rahatsız gibiydi. TRT’de Göz Önünde programına konuk olduğunda, kısaca şöyle özetledi:

“Ya programlara hiç çıkmayacaksınız ve görünmezliği, bilinmezliği seçeceksiniz ya da programlara çıkacaksınız, bilinirliği göz önünde oluşu seçeceksiniz.”

Daha güzel bir şey söyledi ki kitabı okuyunca ben de kendisine hak verdim: Basındaki tanıtım bilgilerinin, ister istemez bu tanıtımı yapan kişilerin algıları ve filtreleriyle sınırlandığını söyledi Temelkuran. Bu sınırların, kitabın içerdiği birçok katmanı, ayrıntıyı ve zenginliği de sınırladığını, okurun eseri o sınırlarda tanıdığını belirtti. Tanıtımlarda sürekli aynı tümceleri kullandığı için, neredeyse söylediklerini ezberleyerek kendini tekrarladığını ve böylece kendisinin de benzer bir hatayla okurun karşısına çıktığını ekledi. “Oysa” dedi ve aşağıdakine benzer bir tümce kullandı:

“Oysa ben o kitabın birçok yerine, ancak okurları anladığında, bildiğinde gördüğünde yeşerecek tohumlar attım.”

Müthiş bir yoğunluğun ortasında, elimde sürünse de bitirebildim kitabı nihayet ve etkilendim. Öyküsü, “kimse”leri, “hiç kimse”leri, bölümleri belirleyen figürleri, bölümlerde değişen anlatımı, ironisi, hüznü ve okurunu yüzleşmeye çağırdıklarıyla farklı bir şehir kitabı olmuş Muz Sesleri… Beyrut’un hikayesi…

muz sesleri

Zamanların, kimliklerin/kimlik bunalımlarının, kültürlerin, insanoğlunun kendisiyle hesaplaşmasının/ hesaplaşamamasının, çocukluğun, büyümenin, isyanın/kabulün…. harman olduğu bir kent, Temelkuran’ın Beyrut’u… Öyle bir solukta okunası değil; dura dinlene, dinleye, koklaya, hissede hissede geçmek gerek satırlardan ki aralarda bir yerlerde kaybolmayasınız. Ayrıca, bir kişiyi anlatır gibi doğrudan Beyrut’u anlattığı bir bölüm de var kitapta; barındırdığı insanların öyküsüne bürünen bir kent anlatılıyor o sayfalarda. Başlıbaşına bağımsız bir kent yazısı olarak da okunabilir.

Kendi içinde bir kurgu bütünlüğü var kitabın. Tekinsiz gibi, bu kitabı da mesela bölüm başlarındaki figürlerin izinde parça parça okumak mümkün deyip, bir okur olarak esere ihanet edeyim:) Ama öyle… Apartman figürünün izinde, “Jetawi Yokuşu’nun başındaki” Zeynab Hanım’ın (ben hep Zeynep diye okudum) apartmanının sakinleri arasında kaybolmak; çevresinde martılar uçuşan gemi mi başka bir şey mi olduğunu kestiremediğim figürün izinde Londra’nın kasan havasında gerilen Deniz’in sıkıntısını paylaşmak ve Eyfel Kulesi figürünün olduğu sayfalarda Deniz’in Ziad’lı, Ortadoğu kimlikli arayışının izini sürmek mümkün gerçekten.

Filipina’nın, Marwan’ın, Deniz’in, Zeynab Hanım’ın, Nâsır’ın, Ayşe’nin, Jan’ın, Dr.Hamza’nın öykülerinden kalanlar var daha… Sonraya:)

Şimdi, Muz Sesleri’nden dersimde kullanmak için işaretlediğim paragrafları bir çalışma kağıdına taşımam gerek.

*** Ece Temelkuran, Muz Sesleri, Epsilon, 2009

Bir Cevap Yazın