Balat, Bir Semti Yaşamak, Sevmek ve Yazmak

“Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” (Yahya Kemal)

Telefonda, “Şu sıralar, Orhan Hoca’yı yazmak istiyorum, niyeyse.” dedim ve Balat’ı okumaya başladığımı söyledim. Gecikmeli bir okuma… Tanpınar’la ilgili bir söyleşisini  Zaman Kitap’ta okudum az önce. Söyleşide,öğrencisi olduğu Tanpınar’ı anlattığı Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar adlı monografisinden bir cümle geçiyor:

“Hiç de kalabalık olmayan sınıfımızda beni tanır mıydı bilmiyorum. Öğrenciliğimden sonra da bir mektupla olsun bir yakınlığımız olmadı.”

BalatBu fotoğraf ve diğerleri şuradan

Ben şanslı öğrencilerdenim, doktora öğrenciliğim boyunca, Orhan Hoca’nın “aziz kızım” diye başlayan güzelim mektuplarından çok aldım… Şimdi bu satırları yazdığımı bilse ve okusa, kulağımı çeker, biliyorum (Cüneyt Bey, okursa sizden bilirim:))… Ama ben de biliyorum ki, üniversite çevresinin dışına çıkabilmenin en keskin yolu, en değer verdiğimin, dolayısıyla bir şey söylerse en üzüleceğim kişinin en uzağına düşmekti… Ben de öyle yaptım…

Balat’ı okurken, Orhan Okay Hoca’yı hep hissettim. Çocukluğunun Balat’ını sokak sokak anlatırken ve ben o satırları okurken, satırlara Hoca’nın sesi eklendi; sözcükler, munis konuşmasındaki tınıyla akmaya başladı. Birlikte okuduk desem yeridir. Çok özlemişim…

Strazburg’daki çalışma için seçmeye başladığımız metinler arasına şu satırları da aldım.

“Bir şehri tanımanın en güzel yolu sokaklarında yaya dolaşmaktır. Hayatım boyunca yürümeyi sevdiğim için, gerek İstanbul’da, gerekse Anadolu’nun ve Avrupa’nın gezdiğim şehirlerinde hep bu usulümü uygulamışımdır. Fransızca’da bunu karşılayan güzel bir kelime vardır: Flâner, yani biraz da aylak aylak dolaşmak. Çok küçük yaşlarımdan beri Balat’ın, Fener’in sokaklannı da böyle dolaştım. Fotoğrafın şimdiki kadar yaygın olmadığı o yıllardan, şu yaşımda sadece hafızamda kalmış olanlara bile bakarak bu dolaşmalarımın pek de öyle aylak aylak olmadığını anlıyorum.”

Balat’ı yer yer gezi, yer yer anı kitabı gibi okumak mümkün… Bu iki türü ayırmak için, öğrencilere verdiğimiz minik ipucu bu kitapta çok işe yaramıyor gibi:) “Metnin merkezinde öznenin/anlatanın kendisi varsa, okuduğun anıdır; yok, kendisi kenara çekilmiş, nesnesi olan mekân merkeze alınmışsa, gezidir.” İşe yaramıyor  -iyi ki de yaramıyor-çünkü:

“Bu kitapta İstanbul’un bu iki sevimli semtini köşe bucak anlatmaya çalışırken kendimi yine yıllarca evvel gezdiğim o sokaklarda, evlerin arasında, şimdi çok defa apartmanlarla dolu olan boş arsalarda, koyunların, keçilerin otladığı, tavukların dolaştığı kırlık yerlerde hissettim ve o havayı yaşayarak okuyucuya da yaşatmak istedim. Sokakları, evleri, çarşısı, mabetleri, insanları ve insan ilişkileriyle. Onun için bu kitap biraz da o semtlere bir mazi gezisi olacak. Unutulan, kaybolan veya devam eden özellikleriyle… Zaman zaman benzer yapı ve kültürün devam ettiği komşu semtleriyle…”

Ben, hocamın çocukluğunun izini sürerek okudum Balat’ı… Orada yaşayanlar ya da bir dönem yaşamışlar  için çok daha ilgi çekici olacağı muhakkak…

Şu çok bilindik Agora Meyhanesi şarkısına kaynaklık eden meyhane de Balat’taymış. Meyhane ve içki kavramlarıyla alakası olmayan ben, muhafazakâr Orhan Hoca’yı gülümseten ve onun İstanbulluluğunu gösteren bir anektodu yazayım. Taşralı öğrencisiyle arasındaki fark ortaya çıksın:)

İstanbul kütüphanelerinde çalışmak için konakladığım Beyoğlu Öğretmenevi’nde odamı paylaştığım yaşlı öğretmen  hanımın önerisiyle, akşam biraz geç bir vakitte Çiçek Pasajı‘na gitmiştik. Öğretmen Hanım, içkili bir yerde oturmayı tercih etti. Oldum olası hoşlanmadığım içki kokusuna ve sigara dumanına tahammül ederek masalardan birinde oda arkadaşıma eşlik etmeye çalıştım; ama, ne içtiğim su bardağına güvenebildim, ne de yediğimden bir şey anlayabildim. Baştan tedirgindim zaten; lokantada oturanların hepsi, alkol duvarını aşabilecek potansiyel birer kavga ögesiydi benim için.. Neyse… Ertesi gün, hocamı evinde ziyarete gittiğimde, bu ortamı da anlattım. Güldü (şimdi yazarken gülümsüyorum ben de) ve Çiçek Pasajı’nın “nezih” havasını anlattı, kaygımın yersizliğini vurguladı.

Bir Cevap Yazın