“Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor”

Dünkü blog notumda belirttiğim gibi (Bir Park Hikâyesi), bilgisayarın başına oturduğumda Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor’u yazacaktım, kendimi, kendime dair bir hikâyeyi yazarken buldum. Kitabın gizli etkisi olabilir! Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor, Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi ile Açık Radyo’nun işbirliğine dayalı kayda değer bir proje… Hikâyesi de...

Bir Park Hikayesi…

Evim bir parka bakıyor. Hemen her gün düzenli yürüyüş yaptığım, her daim kalabalık, şenlikli bir park… Bazen yürürken yanlarından geçtiğim ikili, üçlü kadın gruplarının cümlelerinden başı sonu belli hikayeleri tamamlayabildiğim bile olur. Yürüme yolu çok uzun olmadığı için, her tamamladığım dairede denk gelip kulağıma çalınan iki üç cümleden kendiliğinden...

Psikanalizin Baktığı Yerden “Okumak ve Anlamak”-3

Üçleme olur demiştim, öyle olmak üzere… Diğer iki yazı, şurada ve şurada… “Onu Yazmak Neredeyse Mükemmeldi”, kitabın son başlığı ve ilginç bir konu ele alınmış: Katil yazarlar! Var mı bu tanıma uyan diye araştırmış Schneider ve bulamamış! Allah’tan!… “Yine de kağıt üzerinden intikam alma ve çocukluğu unutma hikayesi bir katil...

Psikanalizin Baktığı Yerden “Okumak ve Anlamak”-2

Okumak ve Anlamak (Michel Schneider), bir eserin veya bir yazarın hayatının satır aralarını psikanalizin merceğinden okumaya ve yorumlamaya dayalı, 10 alt bölümden oluşan bir kitap. Vladimir Nabokov, Henry James ve Marcel Proust roman ve öyküleriyle; Fernando Pessoa şiirleriyle, Arthur Schnitzler oyunlarıyla, Rancé hayatıyla bu mercekten geçer. Kitapta, psikanalist dünyanın önemli...

Psikanalizin Baktığı Yerden “Okumak ve Anlamak”-1

Müzikolog ve psikanalist Michel Schneider’ın Okumak ve Anlamak kitabına başladım ama tamamını bitirip buraya not düşmek için yoğun ve zor bir kitap… Yahut, bir başka psikanalist (ve şair) Jacques Lacan’dan girip Vladimir Nabokov’un öykü ve romanlarından çıkan, dil ve otorite kavramlarının odağında gezinen “Bana Rüya Gördüğümü Söyleyin” başlıklı bölüm,...

Yılkı Atı (Abbas Sayar)

Abbas Sayar‘ın Yılkı Atı romanı, İç Anadolu’da doğup büyümüş bir yazarın kaleminden İç Anadolu’nun yılkı atlarının içe işleyen hikayesi… Özeti: Kış başlangıcında, kötüleşen havaya bakıp kendi kendine söylenen, parasızlıktan dem vuran Üssüğün İbrahim, İç Anadolu’nun bir köyünde, geçim derdinde sıradan bir köylüdür. Önce yarışlarda kendisine çokça para kazandıran, sonra...

İnternette “Haber”e Giriş!!!!

Epeydir, internette herhangi bir haberin sunulma biçimi, bana çok itici ve dalga geçer gibi gelmekte… “Algı yaratmak”tan söz etmiyorum, herhangi bir habere sözü getirmek için kendini tekrarlayan soru veya cümlelerden ve tıklanması için aslında içi boş ama manşette merak uyandıran ifade kullanımlarından söz ediyorum. Okur aklıyla alay etmek gibi...

Gerçek ve “Gerçek”

Dikmen Vadisi‘ne her gidişimizde, güzelliğinin hak etmediği bir ıssızlıktan yakınırdık. Giriştekiler hariç, işletilmeyen boş tesisler de hep hüzünlü gelirdi. Belki o nedenle, birkaç gün önceki gidişimizde, her zamanki bol gelin-damat fotoğraf çekimlerine ve az sayıdaki tempolu yürüyüş yapan insanlara eklenen kalabalık ve neşe ile sık aralıklarla yerleştirilmiş dondurma büfeleri bize...

Şiir Hikâyeleri (Haluk Oral)

“edebiyatın da magazini olur mu?” Bu sabah, bir magazin sunucusu, diğerine “Edebiyatın da magazini olur mu?” diye sordu. Sunucunun amacı, soru etrafında bir tartışma açmak değil, yazar Ülkü Burhan’ın Kalbim Sana Emanet kitabına geçiş yapıp yazarla söyleşiyi başlatmaktı. Ayrıca, neden olmasındı ki? Her şeyin ve âlâsından edebiyatın da magazini...

Ayrıntı Akademi

İstanbul, sürprizli şehir… Her anlamda sunduğu fırsatlar da seçenekler de sayısız… Bu şehrin dışında yaşıyorsanız, büyük organizasyonlar dışında, sanatı üreten yahut anlatan ortamlara da uzak kalıyorsunuz. Bir iki gün önce aldığım bir mail aracılığıyla, böyle bir ortamla tanışmış oldum: Ayrıntı Akademi. Film, oyunculuk, çizgi film, animasyon, fotoğrafçılık, edebiyat gibi...