Paris’te Bir Gün

(Güzin-Abidin Dino’nun evi/ Paris)

Türkçeyi Hisediyorum projesi dolayısıyla Strazburg’a gitmişken, oradan Paris’e de geçtik ve önceden bağ kurulmuş olan Güzin Dino‘yu ziyaret ettik.  Belleğimde, Güzin Hanım’ın sevgili eşi Abidin Dino‘ya seslenen Nazım Hikmet‘in o ünlü dizeleri: “sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin”(“Saman Sarısı”). O resmi çizecek eller:

 Çizgiden, dökümden, deriden anlam yüklü eller…

Paris’e Türkiye’den bir hediye götürmek kolaydı ama sanatla yoğrulu bir akademisyenin ve ressamın evine alınacak şeye karar vermek o kadar kolay değildi. Kendimizce, tasarım ürünü bir el figürü içeren bir tabak almayı uygun bulduk. Güzin Hanım, hediyemizi açınca yerinden kalktı ve bizi bir masa başına götürdü. Bize Abidin Dino’nun çizdiği el resmi ile Abidin Dino’nun el kalıbını gösterirken cep telefonumla bu kareyi almak istediğimde çok daha güzel bir şey oldu. Güzin Hanım’ın eli de kareye girdi.”Saman Sarısı”nda “eller” de vardı, “mutluluğun resmi” kadar öne çıkmasa da:

“bir el gördüm Havana’nın 150 kilometre doğusunda deniz kıyısına yakın
bir duvarın üstünde bir el gördüm
ferah bir türküydü duvar

el okşuyordu duvarı
el altı aylıktı okşuyordu boynunu anasının
on yedi yaşındaydı el ve Mariya’nın memelerini okşuyordu avucu nasır
nasırdı ve Karayip denizi kokuyordu
yirmi yaşındaydı el ve okşuyordu boynunu altı aylık oğlunun
yirmi beş yaşındaydı el ve okşamayı unutmuştu çoktan
otuz yaşındaydı el ve Havana’nın 150 kilometre doğusunda deniz
kıyısında bir duvarın üstünde gördüm onu
okşuyordu duvarı
sen el resimleri yaparsın Abidin bizim ırgatların demircilerin ellerini
Kübalı balıkçı Nikolas’ın da elini yap karakalem
kooperatiften aldığı pırıl pırıl evinin duvarında okşamaya kavuşan ve
okşamayı bir daha yitirmeyecek Kübalı balıkçı Nikolas’ın elini
kocaman bir el
deniz kaplumbağası bir el
ferah bir duvarı okşayabildiğine inanamayan bir el
artık bütün sevinçlere inanan bir el
güneşli denizli kutsal bir el
Fidel’in sözleri gibi bereketli topraklarda şekerkamışı hızıyla fışkırıp
yeşerip ballanan umutların eli”

Projede bizimle birlikte çalışan öğrencilerimiz için de bence Dino’yla sohbet gerçek bir kazanım oldu. Onlar ne kadar farkındalar kestiremiyorum ama, birinin videoya aldığı görüntülere bakınca, “önemsemiş demek ki” diye geçirdim içimden.

Güzin Dino, ressamlar için yapılmış küçük bir dairede oturuyor. Evdeki eşyaların düzeni ve genel havası bana Antakya’da Olcay Hoca’nın evini hatırlattı. Plastik sanatlarla bir şekilde ilgisi olanların evlerinin bir başka çekiciliği var. Nesneler ve renkler yaşıyor sanki onların evlerinde.

Bir tarihle buluştuk aslında biz…Şimdi not almadığıma üzülüyorum. Bize Abidin Dino’dan ötürü ağırladıkları konuklardan, Nazım Hikmet’le dostluğundan, bir dönemin toplumcu gerçekçi yazarlarından ve anılardan ve anılardan söz etti… Tüm yaşını almışlar gibi onun da durmaksızın anlatacağı o kadar çok şey vardı ki…

Mutluluk hareketli bir yaşamın içinde çoğalarak akınca yıllar yılı, yalnızlık ve yaşlılık zor geliyor galiba. Bizi uğurlarken, uğurlama fasıllarını sevmediğini söyledi. Kendi ifadesiyle, “iyi ki dörtte, bir konuğu daha onu ziyaret edecek.”

Bu kez teşekkür size Deniz Hocam… Dün yazdığım gibi, Paris’te en güzel anı, o çatı katında Güzin Dino’ya ayrılan zaman diliminde saklıydı benim için…

Not:

Bir gün yalnız gelmeliyim Paris’e ya da tam kafa dengi biriyle… Bir de bizim edebiyatçıların yaşadığı, gezdiği, oturduğu mekanlara yolumu düşürmeliyim, mesela Quartier Latin’de Yahya Kemal’i hissedebilmeliyim;Şinasi’nin aylak aylak gezdiği yerlerde dolaşmalıyım… Ahmet Haşim, niye “neşesiz şehir” demiş, anlamalıyım…

Bir Cevap Yazın