Popüler Roman Kahramanları (Umberto Eco)

“Dizi matematiği” denen ve hesabı iyi yapılırsa, sonucu, “Ekrandan halka geçiyor.” diye ifade edilen bir gerçeklik var. “Halk hangi dizilerin sadık takipçisidir?” sorusuna yanıt için o matematiği bilmek işe yarayabilir… Umberto Eco, Popüler Roman Kahramanları’nda, popüler romanların günümüzün dizi gerçeğine benzeyen ama yıllar öncesinde kalmış olan –devam ediyorsa benim cehaletimdendir- “tefrika roman”dönemi için benzer bir sorunun yanıtlarını verir: Halk, tefrika (popüler) romanları niye okur, onlarda ne arar ve ne bulur?

1976’da yayınlanan Popüler Romanın Kahramanları (okuduğum çeviri adı, başlıktaki gibi), Eco’nun ön sözde verdiği bilgiye göre, 1960’lı yıllarda yazdığı, farklı zamanlarda yayınlanmış yazıların bir derlemesidir. Hepsini bir kitapta birleştirebilen ortak payda, 1964’te yayınladığı Kitle Kültürü: Yandaşları ve Karşıtları kitabının kapsamıyla aynıdır. Eco, yazıların çıkış noktasını, Antonio Gramsci’nin Edebiyat ve Ulusal Yaşam kitabında “Popüler Edebiyat” bölümünde söylediği aşağıdaki cümleye bağlar:

“Nietzsche’ye özgü ‘üstinsanlık’ kavramının kaynağı ve öğretisel modelinin, Zerdüşt değil, Alexandre Dumas’nın romanı Monte Cristo Kontu olduğu söylenebilir.”

montekristo

Eco, yazıların genelinde, Monte Kristo’dan 007 James Bond’a kadar farklı özelliklerdeki popüler roman kişilerini ve metinlerin kurgulanışını inceleyerek, halk katında tutmuş mayanın anahtarlarını belirler. Bunu yaparken, tevazuyu da gözetir ve genel-geçer bir kesinlikten uzak durur:

“Bu yüzden benim kitle kültüründe üst insan okumam da olası okumalardan biri olarak görülmelidir.”

Popüler romanların ortak özellikleri ve dolayısıyla halkın popüler romanlarda ne bulduğu dair, yazılarda yinelenen birkaç özellik şöyle özetlenebilir:

Halk, kendisine tanıdık olanı, bildiğini talep eder; beklentisinin karşılanması, kitaptan haz almasını sağlar.

Popüler roman, bilindikleri ölçüde beğenilen, kabul edilebilir bulunan prefabrik karakterleri kullanacaktır; her durumda bu karakterler, tıpkı masal kahramanları gibi, her tür psikolojik derinlikten uzaktır. Üslup ise okura, önceden bilineni yeniden tanımanın hazlarını yaşatmak amacıyla, önceden belirlenmiş çözümlerden yararlanacaktır. Keza üslup, okura, beklenene kavuşmanın regresif hazzını yaşatmak için sürekli yinelemelere başvuracak, önceki edebiyatın aslında yaratıcı çözümlerini klişeye indirgeyip yapaylaştıracaktır. Ama bütün bunları yaparken ortaya öyle bir enerji koyacak, okura belli hazları yaşatmak üzere, yaratıcı olmasa da en azından birleştirici etkinliğiyle öyle mutluluk yayacaktır ki, bunu gizlemek ikiyüzlülük olur.”

popüler roman kahramanları

Aristoteles’in tragedya üzerinden açıkladığı arınma sürecinin bir benzeri –ama sadece benzeri-, popüler romanlarla sağlanır. Arınma, genelde acıtan bir deneyimle gelir, çünkü tragedyaların kahramanları kaçma seçeneklerinin olmadığı bir kıskaçta en doğru seçeneği bilmek ve seçmek durumundadır. O kahramanın seçimi, seyirciyi de aynı seçme sürecinde yorar. Popüler romanlardansa ne böyle bir yorulma istenir ne de arınma umulur:

“Aristoteles’te eğri, ‘trajik’ bir katarsisle son buluyordu (ve şairin söylemi insan-yazgı çatışması üzerinde yoğunlaşıyordu), oysa burada katarsis, satış gerekçelerinden ötürü, iyimser olmak zorundadır, iyimser bir katarsisle kapatılması gereken bir krize gerek duyan anlatısal yapı, anlatı evreninin boşluklar sergilemesini, ama bu boşlukların ıslah edici bir eylemle onartabilmesini gerektirir.”

Popüler roman okuruyla ilgili bir tespit, aklıma, “hayat zaten yeterince kötü ve yorucu” düşüncesiyle sinema ve dizi tercihlerini düşünceyi de duyguyu da yormayanlardan yana yapan ortalama seyircileri getirdi. Eco,“popüler” ve “sorunsal” roman arasındaki temel farkı benzer bir noktadan açıklar:

Popüler romanda, iyi her zaman kötüye karşı savaşır ve bu savaşın çözümü, hep ya da her durumda (çözüm mutluluk da getirse, acı da) iyinin lehine olur ve iyi, ahlak, değerler ve güncel ideoloji çerçevesinde belirlenir. Oysa sorunsal roman, özellikle anlamı belirsiz sonlar ortaya koyar, çünkü gerek Rastignac’ın mutluluğu gerek Emma Bovary’nin çaresizliği, bildik “İyi” (ve “Kötü”) kavramını kesin olarak ve amansızca sorgulamaya açar. Kısacası, popüler roman barışa eğilimlidir, sorunsal roman ise okuru kendi kendisiyle savaşım içine sokar. Ayırt edici özellik budur; kalan bütün özellikler ortak olabilir (çoğunlukla da öyledir).”

Umberto Eco, gazete dünyasının ekonomik varlığına katkı sağlayan bir öge olarak tefrika romanların, kendine özgü yapılarına dikkat çeker. İçerik okuru kendine bağlayacaktır ki bir sonraki günün devam metnini merakla beklesin.

popüler roman kahramanları

“Aristoteles’in reçetesi basittir: Okurun özdeşleşebileceği, ne belirgin olarak kötü, ne fazlasıyla mükemmel bir karakteri alır, başından öyle olaylar geçirirsiniz ki, bu olaylar, talihli ve talihsiz serüvenler ve tanımalar aracılığıyla onu mutluluktan mutsuzluğa veya mutsuzluktan mutluluğa sürükler.

Olay örgüsü tefrikaya ilgiyi diri tutacak düzenlemelerle, dozunda bir gerilim ve rahatlatma ekseninde ilerleyecektir ki okur, hikâyeyi okumaktan keyif alsın. Yukarıdaki alıntının devamı da bunu verir:

“Anlatının gidişini, okur ve seyircide aynı anda hem korku hem acıma duygularını uyandıracak şekilde ayarlarsınız ve gerilim had safhaya ulaştığında, kördüğüm olan olaylarla bu olaylardan kaynaklanan tutkuları çözecek bir öğeyi işin içine sokarsınız. Bu öğe, her ne olursa olsun -ister bir mucize, ister tanrısal bir gücün müdahalesi, ister bir gizin açığa vurulması ile onu izleyen cezalandırma- katarsisi sağlayacaktır.

Kitapta, Eugene Sue’nun Paris Esrarı romanı üzerinden, popüler romanların içeriğinde sol söylem olsa bile neden devrimci olamayacağı; Luigi Natoli’nin I Beati Paoli romanı üzerinden tarihî romanlarla popüler romanların karşılaştırılmasını; William Beckford’un Vathek romanı üzerinden korku romanlarının dünyasını; Alexandre Dumas‘nın Monte Kristo Kontu romanı üzerinden “üstinsan” kavramını; Pitigrilli’nin romanları üzerinden popüler romanlarda cinselliği; Ian Fleming’in 007 James Bond serisi üzerinden genelde popüler romanların, özelde Fleming romanlarının yapısal düzeni üzerine ilginç ayrıntıları vb. okumak mümkün.

Çocukluğumun Kemalettin Tuğcu romanlarını ve Ahmet Midhat‘la Hüseyin Rahmi‘nin birkaç romanını bir kenarda tutarsam, Kerime Nadir‘in Posta Güvercin‘i dışında okuduğum başka popüler roman hatırlamıyorum. D&R’da “kelepir” görüp geçende aldığım Sherlock Holmes serisinden bir kitabı da yeni okuyacağım. Birkaç kitap adını da Eco’dan seçtim. Vathek‘i merak ettim.

Velhasıl, genelde yazı derlemelerinden oluşan kitaplara yoğunlaşmakta zorlanırım ama bu kez iyiydi.

***Umberto Eco, Popüler Roman kahramanları, Alfa Yay., 2016 (çeviren: Kemal Atakay)

Bir Cevap Yazın