Requiem (Antonio Tabucchi)

requiem, derinlerde saklı hüzün…

Requiem-Bir Sanrı, İtalyan yazar Antonio Tabucchi’nin romanı. Yaz ortasında bir Pazar gününü bomboş Lizbon sokaklarında geçiren anlatıcı, intihar eden sevgilisi Isabel’in intihar nedenini öğrenmek için şair Tadeus’la buluşur. Böyle bir cümlede ölümün soğukluğu dışında anormal görünen bir şey yok. Ama öyle değil! Anlatıcının buluştuğu şair de çoktan ölmüştür ve anlatıcı ölü şairle buluşup üstelik birlikte yemek yerken Isabel’in nasıl ve niçin öldüğünün hesabını sormaktadır.

Requiem

Böyle bir iz sürüş, romanın gerilim, merak yönü açısından sürükleyici görünse de yine de yok öyle bir şey! Olan, Lizbon ve genel olarak Portekiz’e tutkun bir İtalyan’ın daha önce yaşadığı mekanlara iç dünyasında ve Lizbon sokaklarında yaptığı ziyaretlerdir. İlaç kullandığı için özlemi, ağıtı, düş kırıklığı gerçekle rüyanın ve halüsinasyonun iç içeliğinde yaşar. Mesela ölmüş babası genç bir adam olarak karşısına çıkar ve ona nasıl öldüğünü sorar.

requiem ve bir günlük bir yolculuğa sığan…

Sokaklar ıssız, anlatıcı yalnız ve kitap incecik ama okurun tanıştığı epey kişi var. Anlatıcının bir günlük yolculuğunun her durağında karşısına çıkan alt veya orta tabakadan insanların bir daha karşılamayacakları bu insanla paylaştıkları küçük hayat hikayeleri ve bazılarının Portekiz’e özgü yemekle içki tarifleri vardır. Kişiler, mekanlara da işaret eder. Limandaki gazete satıcısı, topal piyangocu, taksici, çingene kadın, Tadeus’la buluştuğu lokantanın sahibi Bay Casimiro ve eşi, daha önce kaldığı İsadora Pansiyonu’nun kapıcısı, Eski Eserler Müzesi’nin barmeni ve müzedeki ressam, tren denetçisi, fener bekçisinin karısı….

ve masal tüccarı…

Anlatıcı öyküler yazan bir adam, buluşmaya gittiği şahıs da bir şair olunca, kitabın dokusunda ister istemez edebiyat da kendine yer buluyor. Ölenlerin ve geçmişte kalanların “requiem”den “eleştiri”nin eleştirisine geçişte gülümseten bir ayrıntı:

“Masal Tüccarı bir an durdu ve yine tiyatroya yaraşır hareketini tekrar etti, sanki ayı yakalamak istiyordu. Ya sonra, diye sordum. Sonra, dedi, bir an geldi, zihnime gelen masalları kâğıda dökmem gerektiğini düşündüm ve on masal yazdım: bir trajik, bir komik, bir trajikomik, bir dramatik, bir duygusal, bir ironik, bir kinik, bir satirik, bir fantastik ve bir de gerçekçi ve kâğıt yığınımı bir yayıncıya götürdüm. Edebiyat bölümü sorumlusuyla görüştüm, blucin giyen ve çiklet çiğneyen çok sportif bir beydi. Tüm bunları okuyacağını ve ertesi hafta gelip kendisini görmemi söyledi. Ertesi hafta yine gittim ve edebiyat bölümü sorumlusu bana şöyle dedi:

Amerikan minimalizminden hiç haberiniz olmadığı anlaşılıyor, üzgünüm, ama ne yazık ki Amerikan minimalizminden habersiz olmanız bir eksiklik. Yenilgiyi kabul etmeyip başka bir yayıncıya gittim. Boynuna bir eşarp sarmış çok zarif bir bayan çıktı karşıma, o da bir hafta sonra gelmemi söyledi, ben de gittim. Öykülerinizde çok fazla plot var, dedi zarif bayan, avangard yazarları okumadığınız belli oluyor, avan-gardlar plotu elediler, sayın bayım, plot yapmak artık geçmişte kaldı.

Yenilgiyi kabul etmedim ve bir üçüncü yayıncıya gittim. Orada pipo içen son derece ciddi bir beyle karşılaştım, bir hafta sonra gelmemi söyledi, ben de gittim. Pragma’nın ne olduğu konusunda uzaktan yakından bir fikriniz yok, dedi bu çok ciddi bey, gerçeğiniz bütünüyle parçalanmış, bir psikiyatriste gitmeniz gerekir. Oradan çıkıp aylak aylak kentte gezinmeye başladım. Muayenehanem kapalıydı, artık kimseler uğramaz olmuştu, üzgün ve parasızdım, üzgündüm, evet, ama insanlara masallarımı anlatmak için de yanıp tutuşuyordum, böylece bir yandan yürüyüp bir yandan düşündüm: Evet anlatacak bunca masalım varsa, koca kentte bunları dinlemek isteyecek insanlar da bulunabilir, o günden sonra Lizbon’u arşınlayarak masallarımı anlatmaya giriştim, böylece geçinip gidiyorum.”

(Bu alıntıyı, “eleştiri” türü bahsinde öğrencilerimle paylaşacağım.)

Kitabın genel olarak bende bıraktığı duygu -doğal olarak- : Hüzün…

Alain Tanner’in 1998’te çektiği film Youtube’ta şurada

*** Antonio Tabucchi, Requiem-Bir Sanrı, Can Yay., 2007 (çeviri:Münir H.Göle)

Bir Cevap Yazın