Resimli “Okulda Tiyatro” Tarihi:)

Bir gün boyunca, okulda tiyatro çalışmalarının gerekliliği ve nasıl olması gerektiği konusunda, tiyatro ustalarından ve alanın akademisyenlerinden beslenme… Özeti bu…

okulda tiyatro çalışmaları ve üç usta…

Göksel Kortay’ı, Nevra Serezli’yi, Ayla Algan’ı bir söyleşide izlemenin “dayanılmaz” mutluluğu… Sayı daha kalabalık ama benim 24 saatlik İstanbul’a gidiş dönüş hikayemin temel nedeni onlar… Yani ekranlarda ve tiyatro sahnelerinde izlemeyi sevmekten öte,  zaman akarken yanıbaşımızda kültürü biçimlendiren, hayatımıza bir şekilde değen “ikon”larla, daha anlamlısı “insan”larla aynı havayı solumak… “Değer”leri olan “değer”ler…

Göksel Kortay

Çocukluğumun tv idollerinden Göksel Kortay’la

Nedim Saban’ın, Robert Kolej’deki öğrencilik yıllarını özetleyen “Hep borçlu geçtim, derslerde bir şey öğrenmedim ama buranın atmosferinde çok şey öğrendim.” dediği Robert Kolej’in bir disiplinini de Göksel Kortay açıkladı. Saban, kolej öğrenciliği döneminde tiyatroyu çok sevmesine rağmen tiyatro çalışmalarına alınmamış. Bunu söylediğinde Göksel Kortay dedi ki:

Burada tiyatro yapmak için notların da hep 7 olması gerekiyordu. Tiyatro yapmak isteyen öğrenci akademik olarak da başarılı olmak zorundaydı.”

Konuyu açmışken bilgiyi düzgün vereyim: Özel Amerikan Robert Lisesi’nin bu yıl sekizincisini düzenlediği Kültür ve Edebiyat Sempozyumu’nun kapsamı “Okulda Tiyatro” idi. Program akışında, okul mezunu tiyatrocuların da bir söyleşisi vardı. Nevra Serezli, Göksel Kortay, Nedim Saban ve Yeşim Özsoy Gulan, bu söyleşinin konuklarıydı. Okul ve tiyatro deneyimlerini paylaştılar, tiyatroya yaklaşımları aktardılar. Onlarınki “serbest” bir söyleşiydi.

Göksel Kortay,Nevra Serezli,Nedim Saban,Yeşim Özsoy Gülan-2013

Robert Kolej’de Göksel Kortay, Nevra Serezli, Nedim Saban, Yeşim Özsoy Gülan

Göksel Kortay’ın bu serbestliği ustaca biçimlendiren insiyatif alışlarını ve disiplinini; Nevra Serezli’nin lafa karışmayan ama söz kendisine geldiğinde bütün donanımıyla alanda söz sahibi olduğunu gösteren sessiz gücünü; Nedim Saban’ın her daim espritüelliğini; en genç Yeşim Özsoy Gulan’ın kendi doluluğu içinde, tatlı tatlı uyarılmasa kimseye sözü bırakmaya niyetli olmayan ataklığını gördüm.

Ayla Algan’ın oturumu bireyseldi. O sahnede, İstanbul Drama Sanat Akademisi’ni de etkileyen şuradaki donanımıyla vardı. “Bilmek önemli değil nasıl ulaşılacağını bilmek önemli!” anlayışının yanlış anlaşılmışlığına inat, nasıl ulaşılacağı için de  az buçuk “bilme”nin gerektiğini çok iyi örnekleyen dopdolu biri vardı kürsüde. Amma velakin itiraf ediyorum ki insan o kadar derya deniz ise ve o deryadan kürsüye akan ırmağın baraj kapağını kontrolsüz açıyorsa, benim gibi iyi not tuttuğunu iddia edebilecek biri tamamen aciz kalabiliyor; bir dolu kavram ve ismin anlık sıçramalarla dağıldığı alanları yakalayıp sözcüklere dönüştürmede tamamen sıfırlanabiliyor ve pes edip sadece dinleme moduna geçebiliyor.

nedimsaban-nevraserezli

Nevra Serezli, Nedim Saban Robert Kolej bahçesinde

Aklımda şarkıcılığından bildiğim tok sesi, 77 yaşına rağmen müthiş dinamizmi, sahneyi katedişleriyle sözün tam anlamıyla sahne hakimiyeti ve yoğun bilgi transferi kaldı. Ha bir de “restoration of the mind”! Bilemeyeceğim ki sahide birkaç eğitimle o zihin yapısı gerçekten değişebilir mi?!!!! Dersleri eğlenceli olmalı.:) Arkadaşlar “çağıralım” dediler, telefon numarası aldık.

okulda tiyatro çalışmaları ve akademisyenler

Bu kadar değildi ve asla kimsenin hakkını yemek istemem. Robert’in Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Mehmet Uysal’a öğlede teşekkür ederken dedim ki:

“Ben buraya Nevra Serezli, Göksel Kortay ve Ayla Algan isimlerinin ardına düşerek geldim ama şu ana kadar dinlediğim isimlerle sınırlı kalsaydı da yorulduğuma değdi, derdim.”

O isimler, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr.Tülin Sağlam, onun doktora öğrencisi ve Galatasaray Lisesi Edebiyat Öğretmeni Ali Kırkar, Eyüboğlu Eğitim Kurumları Edebiyat Öğretmeni Filiz Yüksel ve Mahşeri Cümbüş kurucularından Koray Tarhan idi. Onların konuşmalarının ortak paydasında, bence önemli üç ortak nokta vardı:

  • Bir sahne sanatıyla ilgili olmanın ve öğretici kimliklerinin verdiği rahatlıkla, metinsiz ve göz teması kurarak konuşmaları,
  • Tiyatroya ilişkin kişisel yaşantı örneklerini paylaşmaları
  • Bilgiyi sistematik olarak düzenleyip aktarmaları

Bir öneride de ortaktılar aslında: Evet, mevcut metinleri sahnelemek/ sahneletmek çok önemliydi ama daha da önemlisi öğrencilerle birlikte bir oyun metni üretmek ve bu yönde atölye çalışmaları yapmanın üstesinden gelmekti.

alikirkar-tülinsaglam

Ali Kırkar ve Doç.Dr.Tülin Sağlam

Ali Kırkar, bir köy öğretmeninin “mucizevi etkisi”yle tiyatroya ilgi duymuş ve aynı etkiyi öğrencilerine de taşımak istemiş. Kendi uygulama sürecini anlattı. Oyun metinlerinin “genç diline çevrilmesi” dediği süreç, dramatik durumların belirlenmesi ve doğaçlamalar aracılığıyla bugündeki karşılıklarının izinin sürülmesini içeriyor. Böylece, genç ne yaptığının, yapacağının farkında oluyor. Tiyatro çalışmaları; kalabalık bir kadronun, Ali Kırkar’ın metaforik ve hoş terimleştirmesiyle “koza”lara, klasik deyişle  çalışma gruplarına ayrılarak sürdürülmesine ve çalışma sonuçlarının gruplar içindeki birer temsilcinin oluşturduğu  “sahneleme ve dramaturji masası”nda değerlendirilmesine dayanıyor. Her yıl gruba eklenen yeni adaylarla eskiler arasında hiyerarşik yapının oluşmaması için, yenilere daha çok sahneye çıkma ve söz alma fırsatı tanınıyor. Bunu aktarırken söylediği şey güzeldi:

“Özgün fikrin ablası, abisi, kardeşi olmuyor.”

Ali Kırkar, rehberlik ettiği bu sürecin, öğrenciye, “yaşama karşı direnç geliştirme” ve “daha demokratik ve mücadeleci tutum geliştirme” yetisi de kazandırdığını düşünüyor.

Doç.Dr.Tülin Sağlam, tiyatroyu, “metinlerle ayağından bağlanmış bir sanat” olarak görerek bunun avantajlı ve dezavantalı yönlerini belirtti: Avantaj, güçlü metinlerin varlığı… Dezavantaj, o güçlü metinleri aşacak yeni metinleri üretmenin zorluğu.. “Bu bir ‘challenge’dır.” dedi. Meydan okuyuş da güzeldir hocam:) Zaten o da meydan okuyuşu önerdi ve bunun öğrencilerle gerçekleştirilmiş bir örneğini bizlerle paylaştı. Sahneleme için de iki cümlesini not almışım:

“Metin dokunulmaz değildir.”

“Sahneleme, yatay bir metni, dikey metin haline getirmek değildir.”

Tiyatro için vazgeçilmez en temel ögenin metin değil oyuncu olduğunu vurgulama… Ona bir de seyirci lazım tabii.

(Bu arada, Tülin Hanım’ı dinlerken kardeşime mesaj attım ve hocası olduğunu öğrendim. Selam iletme faslında da tanışmış oldum.)

koraytarhan-filizyuksel

Koray Tarhan ve Filiz Yüksel

ve…

Sıra kendisine geldiğinde yerinden kalkıp, masada oturmanın kendisine göre olmadığını söyleyen, bunu Dali’nin “eriyen saat”lerine benzeten Koray Tarhan… Önce bir “ping pong” uygulaması:) Şöyle bir kendimize geldik, yeni konuşmacıya adapte olduk faslı… Kapatıştaki, üç öğretmenle yaptığı doğaçlama da çok güzeldi, öğretmenler çok iyiydi. “Dinle ve bir şey ekle” şeklinde ilerleyen “üç başlı şair” uygulamasından gayet lirik bir şiir çıktı mesela:)

Koray Tarhan’ın konuşma başlıkları ve yorumları:

  • Belirli gün ve haftaların zorunlu gösterileri (Öğrencilere “tiyatro buysa…” dedirten soğutucu kısım.)
  • Güzel Sanatlar  Lisesinde tiyatro eğitimi. [“Ergenlik psikolojisi”nin eğitime yansımalarındaki pürüzler… Dikkatli olmak lazım! E öyle zaten, toptan lise eğitimi işte… Temel bilimler eksikliği ve çocuğun henüz yaşamadığı duygu ve durumları canlandırabilmesinin zorluğu, zoraki okuyanlar (“cinayet!”),ders saatinin yetmezliği (“Olur mu Allasen?!”) vb. ]
  • Tiyatro kulüplerindeki çalışmalar (Temel öneri, oyun sahnelemenin yanı sıra metin üretmeler,inin de önünü açma.)

Koray Tarhan da Ali Kırkar gibi düşünüyor ve tiyatro sahnesinde bu kez öğretmenle öğrenci arasındaki hiyerarşinin kırılmasını öneriyor. Hiyerarşik yapı korunduğu sürece, yaratıcılığın ve doğaçlamanın gerçekleştirilemeyeceğine inanıyor.

“Öğrencilerin saçmalamasına izin verin!.”

Bu üçlü, tastamam DTCF’li…

Filiz Yüksel de kendi okullarındaki çalışmalarını örnekledi. Tiyatro çalışmalarına katılımın alt sınıflardan üst sınıflara yükselirken düştüğünü söyledi. 11 yaşındayken Dostoyevski’nin Budala’sını tiyatro sahnesinde izlediğinde çok sıkıldığını ama orada/sahnede hareket eden trene hayran kaldığını ve o etkiyi hiç unutmadığını aktarıp o da Ali Kırkar gibi böyle bir etkiyi kendi öğrencilerinde sağlamaya çalıştığını belirtti. Hedefi netti:

“Benim hedefim iyi bir tiyatro izleyici yetiştirmek.”

(Yol yorgunu benden bu kadar. Özel bir kayıt daha düşeyim:İDES’te geçen hafta başlayıp bu hafta bitirmeyi hedeflediğim Godot’yu Beklerken’I konuşmalar sırasında en az üç kez duymak da motive ediciydi, gerçi eserin böyle bir motivasyona ihtiyacı yoktu ama ben tercihimle gurur duyma hakkına sahibim değil mi! :))

derkenar:

Dönüşte, otobüste çalan bir telefon ve “Dekan Bey seni istiyor.” cümlesinin gel gitinde bir kez daha lisede öğretmenlik mi üniversitede öğretim üyeliği mi?… Tam da sabah Beşiktaş Bulvarı’nda yürürken Serhat Hoca’ya “%99.9 okulumdan emekli olurum. Robert Kolej de çalışmayı isteyeceğim tek yer olarak beynimin bir köşesinde durur.” demişken, “Allah’ın sopası yok!” sözünü hatırlamak! :)

3 Yorum: “Resimli “Okulda Tiyatro” Tarihi:)

Bir Cevap Yazın