Şairin Romanı (Murathan Mungan)

Bakkal, “Elinizdeki kitabı merak ettim. Çok kalın!” dedi. Gösterdim. Murathan Mungan’ın Şairin Romanı… Sahiden hacimli (582s.) ve üstelik pek küçük puntolu bir kitap. Üç kitap niyetine okuyorum. Çok da güzel bir kitap… Değiyor…

İçine girdim nihayet ve sayfalar hızlandı.“Bir varmış, bir yokmuş. Çooook eski zamanlarda….” tadında bir okuyuş… Bendag’la ve Moottah’la bir yolculuktayım. Biri 101, diğeri 80 yaşında… Yaşamış, bilmiş, bilgece bir sükunete ermiş kişiler…

Meslekî deformasyonla önümüzdeki dönem derslerde kullanabileceğim kendi içinde bütünlüklü metin parçalarını da işaretliyorum. Mesela, Dohanaralı Tarkusyu’yu anlatan şu satırlar benim için Kaşgarlı Mahmut’a açık bir selam ve saygıdır:

“Başta kararlaştırılandan çok daha uzun süren konuşması bittiğinde kalabalığın arasından ustalıkla sıyrılmayı başaran Dohanaralı Tarkus geldi yanına Moottah’ın. Başta az kullanılan ya da hiç bilinmeyen sözcükler olmak üzere Anakara’daki her sözcüğü kayıt altına almak için dağ tepe demeden köy köy, kasaba kasaba dolaşan sözlükçülerin en bilineniydi o; en sabırlısı, en inatçısıydı. Kim bilir kaç sayfa, kaç cilt tutmuştu yıllardır Anakara’nın dört bir yanını, yazın sıcağına kışın soğuğuna aldırmadan gezerek bin bir zahmetle topladığı sözcükler… Daha ilk darbede dağılacakmış gibi duran ufak tefek, çelimsiz görünüşlü bedeninden eski zaman devlerinin, kara masal ejderlerinin güçlü, kararlı enerjisi yayılıyordu. Gözlerinde, gezdiği uzak yurtların bulutu, topladıklarını başını kaldırmadan yazıp durduğu sayfaların dalgınlığı vardı. Konuşma sonrasında kendisine yaklaşan insanlar arasında onu görünce Moottah’ın yüzü bambaşka bir aydınlıkla ışıdı. Zeey ile Tagan’la tanıştırırken, ‘Dohanaralı Tarkusyu adını sakın unutmayın çocuklar.’ dedi. ‘Onun sözlüklerine çok ama çok ihtiyacınız olacak. Anakara’nın en önemli sözlükçüsüdür o! Sürekli yurdundan uzakta dağ tepe demeden gezmesine karşın, admın memleketiyle birlikte anılmasında kaderin derin şakalarından birini bulurum ben.”

Uzun bir blog notu yazacağımı düşünüyordum; vazgeçtim. İnce ince oluşturulmuş bir “Anakara” coğrafyasında,  yolları, yazgıları, rüyaları ilmik ilmik birbirine iliştirilmiş roman kişilerinin dünyasını buraya yazmak, Şairin Romanı’na haksızlık olur. 582 sayfanın temposunu düşürtmeyen kurguyu açmadan yazmak da pek mümkün değil; yazmayı göze almaksa, tam bir “spoiler” durumu!… (Kurgu için düşeceğim tek kayıt, öğrencilerimle “olay örgüsü” konusuna geldiğimde, bu romanın kurgusunu keyifle paylaşacağımdır.)

şairin romanı kişilerine dair birkaç not:

Roman kişilerinin hemen tamamı yaşlı ve hayatları bir noktada derinleşmiş… Deneyimleriyle bilgeleşmiş kişiler onlar…

Şairin Romanı

Bendag, 50 yıl önce bıraktığı memleketinden denizlere açılmış, 100 yaşını devirdiğinde “ölmeye yatmak” üzere yurduna geri dönmüş, bilge ve adı efsaneleşmiş bir usta şair… Hayatın ona hazırladığı hayli sürprizli hareketliliğine karşın, okur onunla dingin bir hayat yolculuğunun içinden geçiyor gibi… Şimdi tek hedefi, Odragend’de düzenlenen “On Üç Dolunaylı Şenlikler”e katılmak, son bir kez şairlerin evrenini solumaktır.

80 yaşındaki Moottah, yıllarca kendine sürgün yaşamış, evinden dışarı adım atmamış; yıllar sonra yanına verilen iki küçük çırakla, Zeey ve Tagan’la yollara düşmüş bir feylesof… O da belli bir nedenle yolunu Odragend’deki şenliklerin yapılacağı alana düşürmelidir. Zeey ve Tagan’ın çocuksu hayretleri, aslında insanın hayat yolculuğunun ta kendisidir. Okur açısından en sürprizli kader bu üçlüye  biçilmiştir, diyebilirim.

Romanın güçlü ve kendine özgü derinlikleri olan kadınları var bir de:

Tüm bir kurgunun güçlü ayaklarından birini oluşturan Zeheyra, rüya tabircisi Ümma, Bendag’ın adeta koruyucu meleği olan Ulsangeyma ve güzeller güzeli kadın şair Lelalu… “Kadın” olarak onlara bu romanda biçilen rol, sezicilikleri, öngörüleri ve kollayıcılıkları… Çok akıllılar… (Bu romanda erkek ve kadın  bedeninin ten olarak konuşturulduğu tek sayfa; hatta tek paragraf yok. )

Ve olmazsa olmaz diğerleri…

Gamenn, bir dizi şair cinayetinin izini sürmek üzere şehirden şehire giden bir atlı polistir. İzler ona da Odragend’deki şenliklerin yapılacağı ortama gitme gereği duyurtmuştur. Onda, Bendag’ın ve Moottah’ın dinginliği, ermişliği, sükûneti yoktur. Nedeni romanın sonunda anlaşılan, bir yanı huzursuz, bir yarısı boşlukta kalan, işinin ciddiyetinde iz süren 60 yaşında bir polis…

Romanın ölü ama en canlı şair kişilerinden Serhenas… Ölümün kıyısından dönen genç şair Dehamar… Anakara’yı vücuduna dövme olarak çizdirmiş Haritacı Kaa, sözlükçü Tarkusyu, Serhenas’ın şairliğini hazmedemeyen Agabu…. Daha bir dolu erkek…

Şairin Romanı için anahtar sözcükler belirleseydim şöyle olurdu: Şiir, matematik, ille de rüya, hayat ve ölüm, yol ve yolculuk!

“‘Rüyalarımız kendimize sorduğumuz resimli bilmecelerdir.’ diyor Kuyuhera. Ardından başını pencereye, sağnağı dinmeyen yağmurlara çevirerek ‘Cevabının bizde saklı olduğundan habersiz olmayı seçtiğimiz için ya hatırlamayız onları, ya tabir edemeyiz.(…) Rüyaların atası, bütün bir insanlık tarihini rüya olarak görmüş orada. Belki de bizim hayat diye yaşadığımız onun bir rüyasıdır yalnızca. Çok önceleri gördüğü, belki de çoktan unuttuğu bir rüya…’”

Şiirle matematik ve şiirle/hayatla rüya arasında kurulan bağlarda, kitap şiirin ve hayatın felsefi yorumlarına kayıyor.

Böyle yarım kalsın! Devamı için yapıya girmek, girince birinci paragrafın sınırına dayanmak kaçınılmaz…

TRT Radyo1’de “Canlı Okumalar”da dinleyicilere önerdiğim kitaptı Şairin Romanı.

“Okumadım; ama yaz okumalarım arasına aldım.” demiştim yayında. Şimdi ise, okudum ve kesinlikle öneriyorum.  Tatile kadar birkaç gün araya kitap sokmadan, Murathan Mungan’ın yarattığı roman coğrafyası Anakara’da bir parça Zeheyra’nın hüznüyle bir parça Tagan’ın “zararsız meczup” hayatının dramatik ağırlığıyla, bir parça Bendag’ın ardında dağ tepe dolaşarak, bir parça Moottah’ın hayat derslerine dalarak kitabın büyüsünü taşımak istiyorum.

Ek (4 Nisan 2018)

Bu aralar bloga gelen aramalar içinde yeniden ve sıklıkla Şairin Romanı’nı görünce bir şey atladığımı fark ettim, Şairin Romanı’nın 2017 sonbaharında üçüncü baskısının yapıldığını…İyi olmuş. Hâlâ en sevdiğim romanlar arasında başı çekenlerden…

Metis’in ilgili sayfasında kitabın tanıtımı için düşülmüş not:

“Adı Yerküre olan bir gezegen. En büyük kara parçası sayılan Anakara’da farklı yerlerden farklı nedenlerle Odragend’e varmak üzere yola çıkan gezginler. Elli yıl sonra yurduna dönen bir bilge şair. Yıllarca evinden hiç çıkmadan yaşadıktan sonra, çıraklarıyla birlikte kendisini yollara vuran bir şiir filozofu. Yalnızca şairleri öldüren bir katilin izini süren atlı polis ve yardımcısı.

 

Yol boyu içinden geçtikleri yerler, yaşamlar. Surlarında şiir bayrakları dalganan şehirler. Kanatları göğün gizemlerini birbirine bağlayan kuşlar. Sayıların, sözcüklerin, şifrelerin ardında ömür tüketen matematikçiler, dilciler, sözlükçüler, şairler… İnsanların ruhlarını sağaltan rüya terbiyecileri.

 

Batı’nın modern çağ fantazi romanlarıyla Doğu’nun Binbir Gece Masalları’nın özgün bir bileşimi.

 

Şairin Romanı, tabiata, emeğe ve şiire bir övgü.”

Bu notun devamında da gazete ve dergilerin kültür-sanat sayfalarından tanıdık isimlerin romana ilişkin görüşleri paylaşılmış.

Romanın açılış bölümü şurada …

*** Murathan Mungan, Şairin Romanı, Metis, 2011

5 Yorum: “Şairin Romanı (Murathan Mungan)

  • Bugün 14 Temmuz… Tatile girer girmez büyük bir açlıkla başladığım okumalar sürüyor. (Her yaz mutlaka en az bir kitabına yer verdiğim Ayla Kutlu’dan Ateş Üstünde Yürümek, Oya Baydar’dan Kayıp Söz; ayrıca Naşide Gökbudak’tan Asıl Adı Atiye şimdilik okuduklarım.)Çok güzel bir duygu. Özlemişim. Şimdi sırada ne var? Tabii ki “Şairin Romanı”… Dört günüm var okumak için. Haftaya bebeklerim geliyor(Kız kardeşimin de, olsun; benim de…). Aldığım ipucuyla özellikle bu zamana bıraktım Şairin Romanı’nı. Hani üstüne hemen okuma yapılamıyor ya. Onun için. Ben de o arayı bu şekilde kapatırım, diye düşündüm. (Üç roman yerine mi geçiyordu?) Hadi bana iyi okumalar. Size de en güzel geziler, görüler…

    • elifin günlüğü

      14/07/2011 at 19:57 Cevapla

      Şairin romanı, sinemada izlediğimiz üç saatlik destansı filmlerin etkisini bıraktı bende. O duyguyu sahiden sürdürmek istedim. İyi okumalar hocam ve iyi tatiller :)

  • TEK KELİMEYLE HARİKA BİR KİTAP.

  • Bir kitap bu kadar mı güzel kurgulanı bu kadar mı sürükler mutlaka okunmalı sonra bir kez daha okunmalı

  • Kitabı okumakta geç kaldım; Şairin Romanını okuyunca ilk düşüncem bu oldu. Şiirle uğraşan biri olarak, şiire kesmiş bir dünya çok iyi geldi bana. Ütopik bir ülkeyi mekan tutmuş bu roman, başka bir mekanda anlatılabilir miydi bilmiyorum. Sanırım anlatılamazdı. Şiirin ve şairin anlatıldığı bu romanda,her şeyiyle şiir bir mekanda, herkesin şiir sevdiği bir ortamda,şairlerin birbiriyle yarıştığı,şairane bir roman. Öyle bir ülkede yaşamayı çok isterdim; ömrüm şiirlerimin ömrü kadar olsa da.

Bir Cevap Yazın