Şehir Romantiğinin Günlüğü (Buket Uzuner)

Buket Uzuner’i Edebiyat Günü konuğu olarak ağırladığımız geçen yıl, onu tanıtma ve en az bir kitabını okutma sorumluluğu bana düşmüştü. Seçtiğimiz kitap, şehir Romantiğinin Günlüğü idi. Buket Uzuner’e maille ulaşmıştım. Aşağıdaki mail de o zaman aynı nedenle gelmişti.

“Sevgili Hayriye Öğretmen( eski ODTÜlü olarak hocam:))
İlginiz ve blogunuzdaki yazınız için teşekkür ederim. Diger gezi kitaplarım da Nisan başında üçlü(3) bir kutuda bir bavul tasarımıyla BU’nun Gezi Kitaplığı adıyla kitapçılarda olacak.Size ve öğrencilerinize selamlarla, BU”

Şehir Romantiğinin Günlüğü

Bavul tasarımlı “Gezi Kitaplığı”nı o zaman almış ve imzalatmıştım. Tam yolculuk yahut ev dışı tatil ortamlarında okunacak; ama yerinizden de kıpırdatıp yolculuklara çıkma isteği uyandıracak nitelikte, küçük boyutlu üç kitaplık bir set: Newyork Seyir Defteri, Şehir Romantiğinin Günlüğü, Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları. Kitapların ilk yayın tarihleri eski, bavul tasarımı yeni.

Dün ve bugün Şehir Romantiğinin Günlüğü’nü okudum ve bitirdim. Yol, yolculuk (özellikle trenlerle) sözcüklerinin Uzuner’le bütünleşmişliğini biliyordum; bu kitapla pekişti.

“Sorunun asıl yanıtıysa, sekiz yaşında halının üzerine yatarak, dünya haritasında sanal gezginlik oynadığım yıllara kadar uzanır. İnsan karakteriyle doğuyor ve yaşamı boyunca karakterini doya doya yaşayabilmek için savaş veriyor.(…) Çünkü bütün gezginler benzer duygularla yola çıkarlar. Keşfetmek, görmek, tanımak, kendi cesaret ve direnç sınırlarını zorlayan o ürpertici çizgide dolşamak (yani kendine meydan okumak!) ve başardıktan hemen sonra yeniden yollara düşme dürtüsü…”

Galiba şu çok doğru:

“Yani bize rahat batar! Ama sanıldığı gibi bedenimizin alt kısmına değil, beynimize. Ve bizler bu rahatsızlıkla doğarız aslında!”

Şehir Romantiğinin Günlüğü, tipik bir gezi kitabı olmaktan çok; gezi, gezgin, yol, yolculuk kavramları üzerine kafa yoran ve bunu gidilen mekanlar üzerinden yapan bir kitap…

1998 tarihli de olsa genel geçer bilgi ve değerlendirmeler içerdiği için yeniymişçesine okudum. Bazı ayrıntıların kara mizah gerçekliğine takıldım. Pasaportla ilgili satırlarda, Sait Faik’in meslek hanesindeki “işsiz”, Sevgi Soysal’ın meslek hanesindeki “ev hanımı” tanımlarından geçip Buket Uzuner’in aynı haneye “yazar” yazdırdığı günlere gelen süreçteki değişim gibi… Berlin gezisi dolayısıyla değindiği Berlin duvarının yıkılış hikayesinden kalan turistik son gibi: “Yıllarca insanlara yalnızca keder ve acı veren duvar, önümde zavallı biçimde parçalarıyla duruyor. Hemen bütün turistik duvarlarda şık ambalajlarda duvar parçaları satılıyor.” (O parçalardan bir taneyi de İlkyaz getirmişti oralardan. Kitaplık süsü olarak duruyor.)

Gezilerin çoğu, Buket Uzuner’in edebiyatla ilgili toplantıları dolayısıyla yapılmış. Toplantılar (“edebiyat turnesi” ilginç geldi.) bir yana, gezilen yerlerin hatırlattığı kitaplar ve adlar da güzel ayrıntılardı. Mesela, filmini izlediğimi hayal meyal hatırladığım Çölde Çay (Paul Bowles) Fas gezisiyle; Jules Verne ve Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Gölcük’te denizaltıyla deniz altında geçen saatlerle; Duvar (Jean Paul Sartre) Berlin gezisiyle akla ve satırlara düşmüş.

Yolculuklarda dar zaman önerilerinden yahut “ölmeden önce yapılacaklar” kontejanından hayatınıza katabileceğiniz ayrıntılar da var. Biri, “Piazza del Popolo’da bir fincan kahve” imiş, eğer yolunuz Roma’ya düşerse! E düşsün artık bakalım :)

Buket Uzuner’le ilgili blog notları:

Yazının Ortak Paydasında

Buket Uzuner’le “Yolda”

***Buket Uzuner, Şehir Romantiğinin Günlüğü, Everest, 2010

Bir Cevap Yazın