Selânik ve Birkaç Dil, Edebiyat Çağrışımı…

(Beyaz Kule-Atatürk Evi/ Selânik-Yunanistan)

Selânik’ten bana kalan; eksiksiz bir hoşluk, güzellik ve iyilik duygusu oldu.

Düşeceğim notlar, günlüğün adı ve kapsamıyla sınırlı olacak ama yazmayı çok istediğim bir ayrıntıdan da geçemeyeceğim: Acil ve önemli bir sağlık takibini Selanik’te de bırakmamamız gerekiyordu ve bizim, en çok muhatap olduğumuz genç bir eczacı hanım dahil, onun yönlendirmesiyle gittiğimiz George Papanikolaou General Hospital çalışanları ile bu devlet hastanesine bağlı bir enstitü doktorundan gördüğümüz insancıllığı unutmamız mümkün değil! Bir teşekkürüm de buradan olsun…

bir dil, bir insan…

  • Haritadan yol takibi yaparak aradığım adreslere ulaştığım, sokaklarında insanlarıyla sürekli iletişimde olduğum ilk yurt dışı deneyimimdi. Sevdim. Nasıl yorumlamalı bilemiyorum ama ben Türk, onlar Yunan, iletişim dili İngilizce şeklinde bir durum söz konusuydu… Ayrıntılı bilgi edinmek istediğimizde soluğu eczanelerde aldık çünkü çalışanlar çok ilgili ve derdimize derman olacak düzeyde İngilizceye hakimlerdi…
  • Atatürk, “muasır medeniyet”le uyumun dil ayağında, bizi Latin harfleriyle tanıştırmıştı ve onun doğduğu topraklarda, hemen bütün tabelalar Yunan harfleriyle yazılı olduğu için Latin harflerine ve İngilizceye, “toprağım”(!) muamelesi yapacağım hiç aklıma gelmezdi. İronikti…

20170822_123327

Taşınmış bir adresi çözmek ve yeni adrese gitmeyi başarmak!!!!

  • Türkçeyi de duydum elbette… Sokakta evinin önünde oturmuş, Selanikli bir karı-koca şaşırtıcı derecede güzel ve akıcı Türkçe konuşuyordu. Annem onlarla, İstanbul’dan gelmiş genç bir gezgin bizimle, biz arada tek tük bildiği Türkçe sözcükleri gülümseyerek telaffuz etmeye çalışan bir yanı Türkiye’ye bağlı yerli halkla, Refik Halit Karay’ın “Eskici” hikayesinin atmosferinde kaybolmaktan memnunduk. Selanik yakınlarında bir sayfiye yeri olan Perea’da yemek yediğimiz yerin sahibi de, babası –onun ifadesiyle “papus”u- Samsunlu olan, Trabzon’da yaşayan, çok az Türkçe bilen biriydi.

edebiyata dair birkaç hatırlama…

  • Beyaz Kule, benim için “millî edebiyat”ı doğuran ön sohbetlerin buluşma noktası olarak hep özeldi (Kule’nin Yunan ve Osmanlı tarihindeki işlevsel tarihinden bağımsız bakıyorum). Görünce de gezince de altında yorgunluk atarken de Ömer Seyfettin’i, Ali Canip Yöntem’i ve Ziya Gökalp’i oralarda bir yerde oturmuş Türk edebiyatına yön verecek planlar yaparken hayal ettim.

20170821_beyazkule3

Fotoyu güneşe karşı çektiğim için siyahlı görünüyor ama burası tam kulenin yanıbaşında mavinin ve yeşilin huzur verdiği, insanların vakit geçirdiği bir nokta…

Selânik-Beyaz Kule'denBeyaz Kule’nin içinden Selânik’in kıyı şeritlerinden biri…

20170823_110248

Denizden Beyaz Kule (Perea dönüşü feribottan)

  • Felsefeci olarak bilinse de şiir türünün ilk kuramsal bilgisini içeren Poetika’yı, konuşma sanatı üzerine Retorik’i yazan, dolayısıyla edebiyat dairesinde de adı anılası imzalardan biri olan Aristoteles’in sevimli heykelinin de bulunduğu Aristoteles Meydanı, şehrin soluk aldıran güzel köşelerinden…

20170821_aristoteles

  • Bizim ülkemizde, –hadi yaşadığım şehirde, Ankara’da diyeyim– neredeyse unuttuğum televizyon antenleriyle Selânik’in her köşesinde karşılaşınca yeniden Fahrenheit 451 romanını hatırlayış..

20170821_fahrenheit

  • Tuna Kiremitçi’nin Selanik’te Sonbahar romanında kurmaca olarak önümüze koyduğu, vurulan ve Samsun’a çıkamayıp ömrünün kalanını Selanik’te baba evinde geçiren “paşa”yı aşağıdaki balmumu heykelde bulmak mümkün yahut aynı heykelde, Samsun’a çıkıp bir süreci başlatmış, doğduğu ev müzeye dönüştürülmeye değer görülmüş saygın kişiyi bulmak…

20170822_151907

Selânik’te Atatürk Evi’nden bir köşe…

Günlük için bu kadar… Bir sokağı döndüğünüzde, Bizans’tan Osmanlı’ya ve sonrasına kendisine eklenen farklı kültürel dokularla karşılaşmanızın hiç de sürpriz olmayacağı bu güzel kıyı kentine dair kurabileceğim en sade cümle herhalde şu olabilir: Ben bu şehirde yaşasam mutsuz olmazdım.

Bir Cevap Yazın